Ana Sayfa

 

 

 

Zulüm Sarkıtları

Son haber bülteninde ya da ajansta
Hatta gelen bir telefon ya da sohbette
Belki yoluna can koyduğun memlekette
Solun sağında, önün arkasında her yönde,
Üstüne dökülen ilmek ilmek ihanette
Ve son basamaktan aşağıya baktığın anda.
En yumuşak yerine vurulan demir yumruk
Canını yakar, ezilirsin bin kere daha
Büzülüp yorganının altına sinmişken,
İlkçağların işkencecisi belirir başucunda
Ve gürzü indirir gül yüzlü yavrunun gülen dudaklarına
Omurganın tam ortasına basar çivili ayağını,
Belim, ah belim diye inlerken dilini keserler
Saçlarını savurunca yukarı, dişlerini sökerler
Nefesini tutup saklanmışsan anne eteğine,
Ve namusa çengel takıp sürgün ederler
Açlıktan karnın sırtına yapışmış,
Ağlamaklı bakarken kocabaşlı süt akan memeye
İrin fışkırmalarıyla gözlerinin millenmesi
Karabasan basar evini, her yandan kuşatır
Harfler çatışırken ağzında göğüs göğüse
Ve kelimeler çığa dönüşüp çığlığını alır.
Yüce insanlar kendilerini son çağın son tanrısı sanıp
Ölümsüzlüğü kartvizitlerine yazarlar,
Fare korkaklığıyla saklandıkları büyük binalardan
Aslında kedi ailesi de, aslanlar da yok diye bağırırlar
Ve gökyüzüne astıkları sarkıtları patlatırlar.
Peren peren olur duygular, sevgiler dağılır,
Al al akarken kan, durunca kararır,
Savrulur dörbir yana gözyaşı tanecikleri
İyi niyet taşlarının arasına bıyık altı gülümseme yerleşip
Ve cehenneme giden yol tabelası işte orada yazılır.
Bizi bizden daha çok sevenler,
Gökyüzüne zulüm sarkıtları asmış
İyiliğimiz için bin kez toplanmışlar ateş dansında,
Gürül gürül yanan kuzine dünyanın ortasında
Çıtır çıtır sesler çıkararak alevlenmiş
Yanan yüreklerin feryadı arşa yükselirken,
Ve insanlık zalimlerin elinde kavrulup tükenmiş…



Sırrı Çınar

 

 

 

 

 

 

Şiir      Ana Sayfa