Ana Sayfa

 

 

 

YİNE EĞİTİM

Bu ülkede yaşayıp da her gün yüzlerce problemle yüz yüze gelmeyen yoktur. Ama bu problemleri fark edenler var, bir de fark etmeden geçenler. Problemi olduğu gibi yaşayıp şikayet etmeyenler var, bir de eleştirenler, isyan edenler. İlk cümlede yüzlerce dedim, abartılı bulanlar olabilir ancak gerçek sayı yüzlercedir. Evinde otursan bile, hücrede olsan bile bu ülkenin gerçeği problemler, yakana yapışır mutlaka. Problemleri fark edip isyan edenler kendilerince çözüm üretir ve dinleyen birini buldular mı saatlerce konuşurda konuşurlar. O konuşmalar yapılırken bile yeni bir problemle karşılaşırlar. O karşılaşılan ve her gün yaşanılan, adeta kader olan problemlerin sebebi ise bellidir, bilinir, dillendirilir. EĞİTİM…

“Bu konunun asıl sebebi eğitimsizliktir” yada “ Bu konuyu çözmek için eğitim şart” vbg. Cümleleri sokakta, işyerinde, gazetelerde, televizyonlarda o kadar çok duymuşuz ki, sayı vermek dahi imkansızdır. Bu kadar “eğitim” diyen bir toplumda nedense bu “eğitim” bir türlü verilemez.

Bu kadar dile dolanan o sihirli kelimenin ne anlama geldiğini bilmeyenlerce kullanılması çözümsüzlüğe katkıda bulunur. Eğitim ile öğretimi biri birinden ayıramayan öğretmenlerin, bürokratların, gazetecilerin, politikacıların, yazarların hatta akademisyenlerin olduğu bir ülkede o sihirli kelime işlevini tabi ki yerine getiremez. “Mürekkep yalayan” gruptakiler ise sadece yalamaktan öteye geçemedikleri için eğitim ve öğretim konusunda bir satır okumazlar, araştırmazlar ve düşünmezler.

Milli Eğitim Bakanlığının 7 yaşından itibaren alıp 17 yaşına kadar ülke gençliğini belirli bir “müfredat”!!! dahilinde eğitmesinin (öğretmesinin yada öğretmeye çalışmasının) sonucu ortadadır. Atalarımız demiş ya “Halep oradaysa arşın buradadır”. Yine demişler ki “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Gelinen sonuçta, ruh sağlığı bozuk, kompleksleri olan, kendini dünyanın merkezinde gören, nerdeyse hiçbir işi tam yapmayıp göz boyayan, vergi kaçıran, bulduğu her imkanda hırsızlık yapan, kural tanımayan, kuralları hiçe sayan, üç yüz kelimeyle konuşan ve düşünen, büyüklere saygı küçüklere sevgi göstermeyen, ana babasını sokağa atan, ana babasının bayramını dahi kutlamayan, bayrak-vatan-millet sevgisinden uzak, milli-manevi değerlerden yoksun, eline geçen ilk fırsatta karşısındakini ezmeye çalışan, okumayan, yazmayan, sözünde durmayan, devleti soymaya çalışan, algılayamayan, anlamayan, anladığını yorumlayamayan, yorumladığını ifade edemeyen ama bir DİPLOMA sahibi olan kocaman bir yığın olduğunun aksini söyleyen çıkabilir mi?

Eğer eğitim ile öğretimin biri birinden ayrı ama tamamlayıcı kavramlar olduğu anlaşılsaydı bu problemleri yaşar mıydık? Eğer eğitimin insanın ölünceye kadar hayatının her anında uygulayacağı eylemler bütünü olduğu bilinseydi çocuklar, gençler Anadolu lisesi, Üniversite sınavlarında başarılı olsunlar diye klasik tanımıyla yarış atı olarak kullanılıp, adeta zulüm edilir miydi. Eğitim olmayınca öğretiminde sağlıklı olmayacağını, öğretim sonucu alınan diploma ve mesleki unvanın yukarıda saydığım problemleri yok etmemesinin sebebinin eğitim diye öğretim verilmesi olduğunu daha ne zaman anlayacağız? Koca 70 milyonluk bir ülkeden çıkan ancak yüzlerle ifade edilen uluslar arası üne kavuşmuş bilimsel çalışma yapan insanımızla övünmek doğrumudur? Romanya’dan, Bulgaristan’dan, İran’dan da o kadar sayı çıkıyor. Uluslar arası bilimsel makale üretme sayımız kaç? Uluslar arası patent sayımız kaç? Uluslar arası tanınan edebiyatçı sayımız kaç? Biz artık eğitim ve öğretimde bir yerlere geldik diyebilme hakkına sahip miyiz? Anadolu lisesine giden, üniversite kazananları gerçekten zeki, başarılı, birey olma, vatandaş olma bilincinde olan ve yukarıda saydığım olumsuzlukları yapmayan insanlar olarak görmek mümkün ve doğru mu?

Sadece diploma sahibi olup, geçimini sağlamakta kolaylık olsun diye okula gönderilen insanlardan ne bu ülkeye ne dünyaya asla fayda gelmeyeceği daha ne zaman kavrayacağız?

Yıllardır üzerinde düşündüğüm, araştırdığım “Eğitim” konusunda artık usanma noktasına geldim. Ama bu ülkenin öğretmeni, etkili , yetkili konumda olanı ve asıl “mürekkep yalayanlarının” çoğunluğunun konunun özünde olmadığına inandım. Bu toplumda, bu değerlerle bu öğretimle yetişmiş insanların bir anda doğru düşünmesini, yanlışları düzeltmesini, kendini sorgulamasını yani eğitimli gibi davranmasını beklemekte doğru değil.

Bu yazıyı okuduğunda anlayanları, algılayanları, algıladığını önceki bilgileriyle birleştirip yorumlayanları, yorumladığını da doğru şekilde ifade edebilenleri kutluyorum. Kutluyorum çünkü; bu yazıyı okuduğunda anlayamayan, gocunan, komplekslerine yenilen unvanlı, öğretim görmüş ama eğitimsiz çoğunluktan birileri mutlaka olacaktır. Kutluyorum çünkü; Eğitim en basit tanımıyla işte budur. Metotlu düşünebilen, dilini bilen, kelime dağarcığı geniş, komplekssiz, sorgulayabilen, savunabilen, hakkını arayabilen, başkasının hakkını koruyabilen, sevgi dolu, saygı dolu, yalansız, sahte olmayan, daldaki kuşu, yerdeki karıncayı düşünen, çevresini kirletmeyen, ruh sağlığı düzgün, vatan-millet-bayrak-sanat-kültür gibi değerleri ve duyguları olan eğitimli insanları kutluyorum.

Umuyorum bu yüzyıl bizim eğitimli bir toplum olmamız için yeterli süre olsun!

Sırrı Çınar

 

 

 

 

 

 

Şiir      Ana Sayfa