|


|
YAZMAK MI, KONUŞMAK MI?
Kendi iç problemlerini bu kadar çok konuşan bir toplum yoktur. Nereye
giderseniz gidin, herkes bildiği kadar her konuyu kaygısızca tartışır.
Konuştukça, konuşurlar. Birkaç dinleyici bulan, hele sesini iyi kullanan
biri mekan neresi olursa olsun, konuştukça açılır, coştukça konuşur. Bu
kadar çok konuşmamıza rağmen yazanımız azdır. Yazmak, günlük tutmaktan,
anıları yazıya dökmekten, mektup yazmaktan, kitap yazmaya kadar uzar. Hiçbir
şey yazılmıyorsa şikayet dilekçeleri, şikayet mektupları yazılır.
Oturdukları yerden filozofluk yapanlar, önerilerini gerekli yerlere yazarak
ulaştırır. Kalemi zayıf bu toplumda bir şeyler yazanlar da küçümsenir.
Üretilen ne olursa olsun, belli bir emek , araştırma , birikim ve düşünce
egzersizi gerektirir. Maalesef doğru veya yanlış her yazı, hemen eleştiri
bombardımanına tutulur. Küçümsenir. Eksiklikleri aranır. Muhtevasına
bakılmaksızın yazan insanın bulunduğu konuma göre şablonu hazırlanır.
Yazanla, okuyan arasındaki bu geçimsizlik bazen katı bir taassuba kadar
gider.
Halk edebiyatımızın temelinde sözün ayrı bir yeri var. Halkın duyduğunu
bilmesi, bildiğini de sadece söylemesinin bir alışkanlık olduğunu
düşünebiliriz. Ama, tarihimizin her aşamasında yazılı eserler verilmeye
gayret edildiğini de görüyoruz. Ülkemizde yaşanan önemli değişikliklere
rağmen hala söz alışkanlığından vazgeçilmemesi özel bir araştırma konusu
olmalı. Köylü arabasıyla ilçeye gelir ve kaymakama problemini sözlü ifade
etmeye çalışır. Bir dilekçe yazmak aklına gelmez. Meclis eleştirilir,
milletvekilleri eleştirilir. Kimsenin aklına birer mektup yazmak gelmez.
Partililer her zaman yöneticilerini eleştirir, önerilerini yazarak göndermek
akıllarına gelmez. Basın yayın organlarının yayınları eleştirilir, birileri
çıkıp ta yazarak bildirmez. Her baba, anne çocuğuna gelecek için
nasihatlerde bulunur .Ama, akıllarına 15-20 yaşında okunmak üzere bir mektup
yazmak gelmez. Bu misalleri çoğaltabiliriz.
Bu kadar yazmayı sevmeyen bir toplumda, yazılanları okutmak da kolay
değildir. Kitap, gazete, dergi satış rakamları ortada. Bu ülkede hayatının
hiçbir döneminde tek bir gazete okumayan insan sayısı milyonlarla ifade
edilebilir. Kitap ise belli bir küçük kitle tarafından okunur. Hatta,
baskısında görev aldığı gazeteyi okumayan gazetecileri bile tanıyoruz. Yazı
yazdığı gazetede, kendinden başka yazarları okumayan yazarları biliyoruz.
Devleti idare edenlerin tamamına yakını kendisiyle ilgili veya danışmanları
tarafından okunmasında yarar görülen gazete kupürlerini okuduklarını da
biliyoruz. Okumayan ama çok konuşan bu toplumda , konuşulanların fikir
düzeyini tahmin etmek de güç değil. Sadece olayları anlatan, fikirleri ise
hiçbir zaman iki ayak üzerine bile oturmayan hatip insanlarımız
bilmediklerinin farkında da değiller.
Çok konuşmaya devam edileceğini, az yazılacağını, az okunmaya devam
edileceğini biliyorum. En yukardan, en aşağıya toplumun bütün katmanlarında
böyle bir alışkanlık var iken yazı yazma , kitap yazma cesaretini
gösterenleri, emek verenleri kutluyorum. Yazanların önüne engel koyanları da
kınıyorum.
Sırrı Çınar
|


|