![]() |
SIRRI ÇINAR |
![]() |
|||||||
|
|
|||||||
|
|
|
|
|
||||
|
|
|
||||||
|
|
|
||||||
|
|
|||||||
|
|
|||||||
|
|
|||||||
|
TOPLUM VE UZLAŞMA Toplumda uzlaşma; toplumu meydana getiren kişi, kuruluş, örgüt ve inançların doğru olduğuna inandıkları amaçlar için birleşmesidir. Hoş ile fedakarlığın birleştiği noktadır. Düşüncelerin karşılaşmasından doğan sentezin adıdır. Uzlaşma, hiçbir şey yapmamak değil, ortak özellikleri hedefe doğrultmaktır. Bilim, ülke, basın, dış politika, millet, işçi, memur, işadamı, öğrenci, sanat, asker adına ve ortaya çıkanların bu grupları temsil etme yetkisini sorgulamadan varılan sonuç ve değerlendirmelerin toplumu nerelere götürdüğü açıktır. Temsil edilen grubun çıkarları ile toplumun genelinin çıkarlarının çatışıp veya çakışmasını ölçmek için toplum değerlerini bilme, anlama ve tanıma erdemi gereklidir. Bu erdeme sahip olmayanların dayatma planları uzlaşmayı değil, ayrımı getirir. Toplumun inanç, düşünce, yaşam biçimi, ekonomik gücü ve duygularını tanımayan kişiler çeşitli zırhlar arkasına gizlenerek bu dayatmaları yapmaktadırlar. Gerçek yüzlerini göstermeme becerisine sahip bu kişiler bazen milliyetçi, bazen Müslüman, bazen laik, bazen sosyalist kimlikle karşımıza çıkmaktalar. Toplumda şekilcilik anlayışı hakim olması nedeniyle bazı önemli değerlere saldırıları bu kimlikleriyle kolaylaşmaktadır. Toplum adına hareketin ulvi bir davranış olarak her ülkede saygıyla karşılanan ve değer verilen bir özelliği vardır. Bu özelliği maddi ve manevi çıkarları için kullanan kişiler toplumu kullanarak elde edecekleri çıkarlar karşılığında derin izler bırakacak becayişler yapmaktadırlar. Bu izler fertlerin bire bir çıkarlarını ilgilendiren konularda bile kayıtsız, duyarsız kalmalarında veya tepkilerini çıkarlarının tam zıddı biçiminde ortaya koymalarında açıkça görünmektedir. Doğruların evrensel olduğundan söz edilir. Evrensel doğruları yakalamanın yolu, evrensel geçerliliği olan sosyolojik değerlendirmeler olduğunu unutan bilim adamları, yöneticiler, aydınlar, yazarlar ve siyasilerin olduğu bir ülkedeyiz. Yönetilenler bu uzlaşmayı kendi içinde yapabilecek gücü nereden bulabilirler. Eksik enerji verilen bir motorun verimli çalışmayacağı gibi topluma enerji aktaracak konumdakilerin bu enerjiye sahip olmamaları maalesef en büyük şansızlığımızdır. Vücuttaki bir organda meydana gelen rahatsızlığın sebebi ve etkisi sadece rahatsız olan organla ilgili değildir. Toplumda meydana gelen aksama, eksiklik ve kişilik sapmalarının sebepleri arasında her ferdin sorumluluğu vardır. Ancak toplumun önüne, toplum adına çıkma cesareti gösteren etkisiz, yetkisiz ve yetersiz kişilerin sorumluluğu hayati öneme sahiptir. Ülkemizde köyünden kentine iki kişinin bir araya gelmesiyle ülke meseleleri konuşulur. Ve “memleketi kurtarıyoruz” diye de kendilerini alaya alırlar. Bu ülke meselelerini konuşanlar ; bu meselelerde kendi paylarını hiç konuşmaz ve düşünmezler. Kendilerine “ben ne yapabilirim?” sorusunu sormazlar. Suçlu ve sorumlu hep karşıdaki insanlar yani diğerleridir. Bu gerçeği devletin bütün organlarını idare eden insanlarda da görmek mümkün. Çaresiz gibi görünmekle sorumluluklarını vicdanlarını rahatlamaya dönüştürme gayretleri sonuçsuz kalmıştır. Kendi kazdıkları kuyunun ya içinde, ya kenarında beklemektedirler. Ama, bunlardan medet uman milletimizin değerleri onların kazdığı kuyuya düşmüştür bile… Bu alışkanlık ve gerçeklik içinde toplumda uzlaşmayı sağlama hayali güzel bir beklenti ve iyimserlik olur. Milletimizin 21. yüzyıl bilgi toplumu hedefine kilitlenmesi gerekmektedir. Ancak, bu hedefe kavuşma yollarının ekonomik gelişme, hayat standardının gelişmesi, üniversitelerin bilim yuvası olması, demokratikleşme, insan haklarına saygı, milli ve manevi değerlere sahip çıkma, ahlaki erdeme kavuşma, siyasi istikrar ve güçlü devlet devlet yapısından geçtiği açıktır. Bütün bu organizasyonlar sistemle, sistemde insanla çalışacağı için, hangi insan diye sormak ve kendimize dönüp bakmamız lazım. Kendi kendimizi tanıyamadan, ilk önce doğruları kendimiz için uygulamadan, kendimize dönüp bakmadan “o insanı” bulamayız. Uzlaşma ama önce kendi içimizde uzlaşma. Sözden icraata geçen uzlaşmaya ulaşmak gerekir. Sırrı Çınar
|