|



|
TOPLUM VE UZLAŞMA
Toplumda uzlaşma; toplumu meydana getiren kişi, kuruluş, örgüt ve inançların
doğru olduğuna inandıkları amaçlar için birleşmesidir. Hoş ile fedakarlığın
birleştiği noktadır. Düşüncelerin karşılaşmasından doğan sentezin adıdır.
Uzlaşma, hiçbir şey yapmamak değil, ortak özellikleri hedefe doğrultmaktır.
Bilim, ülke, basın, dış politika, millet, işçi, memur, işadamı, öğrenci,
sanat, asker adına ve ortaya çıkanların bu grupları temsil etme yetkisini
sorgulamadan varılan sonuç ve değerlendirmelerin toplumu nerelere götürdüğü
açıktır. Temsil edilen grubun çıkarları ile toplumun genelinin çıkarlarının
çatışıp veya çakışmasını ölçmek için toplum değerlerini bilme, anlama ve
tanıma erdemi gereklidir. Bu erdeme sahip olmayanların dayatma planları
uzlaşmayı değil, ayrımı getirir. Toplumun inanç, düşünce, yaşam biçimi,
ekonomik gücü ve duygularını tanımayan kişiler çeşitli zırhlar arkasına
gizlenerek bu dayatmaları yapmaktadırlar. Gerçek yüzlerini göstermeme
becerisine sahip bu kişiler bazen milliyetçi, bazen Müslüman, bazen laik,
bazen sosyalist kimlikle karşımıza çıkmaktalar. Toplumda şekilcilik anlayışı
hakim olması nedeniyle bazı önemli değerlere saldırıları bu kimlikleriyle
kolaylaşmaktadır.
Toplum adına hareketin ulvi bir davranış olarak her ülkede saygıyla
karşılanan ve değer verilen bir özelliği vardır. Bu özelliği maddi ve manevi
çıkarları için kullanan kişiler toplumu kullanarak elde edecekleri çıkarlar
karşılığında derin izler bırakacak becayişler yapmaktadırlar. Bu izler
fertlerin bire bir çıkarlarını ilgilendiren konularda bile kayıtsız,
duyarsız kalmalarında veya tepkilerini çıkarlarının tam zıddı biçiminde
ortaya koymalarında açıkça görünmektedir.
Doğruların evrensel olduğundan söz edilir. Evrensel doğruları yakalamanın
yolu, evrensel geçerliliği olan sosyolojik değerlendirmeler olduğunu unutan
bilim adamları, yöneticiler, aydınlar, yazarlar ve siyasilerin olduğu bir
ülkedeyiz. Yönetilenler bu uzlaşmayı kendi içinde yapabilecek gücü nereden
bulabilirler. Eksik enerji verilen bir motorun verimli çalışmayacağı gibi
topluma enerji aktaracak konumdakilerin bu enerjiye sahip olmamaları
maalesef en büyük şansızlığımızdır.
Vücuttaki bir organda meydana gelen rahatsızlığın sebebi ve etkisi sadece
rahatsız olan organla ilgili değildir. Toplumda meydana gelen aksama,
eksiklik ve kişilik sapmalarının sebepleri arasında her ferdin sorumluluğu
vardır. Ancak toplumun önüne, toplum adına çıkma cesareti gösteren etkisiz,
yetkisiz ve yetersiz kişilerin sorumluluğu hayati öneme sahiptir.
Ülkemizde köyünden kentine iki kişinin bir araya gelmesiyle ülke meseleleri
konuşulur. Ve “memleketi kurtarıyoruz” diye de kendilerini alaya alırlar. Bu
ülke meselelerini konuşanlar ; bu meselelerde kendi paylarını hiç konuşmaz
ve düşünmezler. Kendilerine “ben ne yapabilirim?” sorusunu sormazlar. Suçlu
ve sorumlu hep karşıdaki insanlar yani diğerleridir. Bu gerçeği devletin
bütün organlarını idare eden insanlarda da görmek mümkün. Çaresiz gibi
görünmekle sorumluluklarını vicdanlarını rahatlamaya dönüştürme gayretleri
sonuçsuz kalmıştır. Kendi kazdıkları kuyunun ya içinde, ya kenarında
beklemektedirler. Ama, bunlardan medet uman milletimizin değerleri onların
kazdığı kuyuya düşmüştür bile… Bu alışkanlık ve gerçeklik içinde toplumda
uzlaşmayı sağlama hayali güzel bir beklenti ve iyimserlik olur.
Milletimizin 21. yüzyıl bilgi toplumu hedefine kilitlenmesi gerekmektedir.
Ancak, bu hedefe kavuşma yollarının ekonomik gelişme, hayat standardının
gelişmesi, üniversitelerin bilim yuvası olması, demokratikleşme, insan
haklarına saygı, milli ve manevi değerlere sahip çıkma, ahlaki erdeme
kavuşma, siyasi istikrar ve güçlü devlet devlet yapısından geçtiği açıktır.
Bütün bu organizasyonlar sistemle, sistemde insanla çalışacağı için, hangi
insan diye sormak ve kendimize dönüp bakmamız lazım. Kendi kendimizi
tanıyamadan, ilk önce doğruları kendimiz için uygulamadan, kendimize dönüp
bakmadan “o insanı” bulamayız. Uzlaşma ama önce kendi içimizde uzlaşma.
Sözden icraata geçen uzlaşmaya ulaşmak gerekir.
Sırrı Çınar
|



|