TOPLUM HAFIZASI



Sosyal konular konuşulduğunda telaffuz edilen “toplum hafızası” hakkında ilginç istatistikler var. Bir ABD vatandaşı dört-beş yıl, Avrupalı yedi-sekiz ay, Türk vatandaşı ise on sekiz-yirmi bir gün öncesini hatırlıyormuş. Bu büsbütün hafıza kaybı anlamında değil tabi ki. Bir başka ifadeyle Amerikalı seçtiği bir başkanın vaatlerini görev süresinin bittiği tarihe kadar hatırlıyor. Bizde ise; seçimlerden bir ay önce verilen sözler, inanılan vaatler, seçim sandığına giderken unutuluyor.

Bu hafıza zayıflığı, bir şeyi yapan, söyleyen, vaat edenlerde daha fazla galiba. Söz veren hemen unutuyor ama ilginç olanı bu sözlerden, olaylardan olumsuz etkilenenlerin de unutması.

Ülkemizde gündem çok hızlı değişiyor. Bu değişim zaten unutan hafızamız için bulunmaz fırsat oluyor. Geçmiş yok, sadece bugün var. Yani yirmi bir gün var. Unutulunca aynı veya benzer bir konu gündeme geldiğinde yine aynı tepkileri veriyoruz. Biz bunu daha önce tartışıp karara bağlamıştık demiyoruz. Trafik kazası olur, ölenlerin sayısı fazla olursa tartışır dururuz. Üzerinden üç hafta geçince sanki olmamış gibi rahatlarız. Okullar açılacağı zaman ders kitapları, öğretmenlerin durumu, okul servisleri, kayıtta alınan para gündeme gelir ama üç hafta sonra gelecek yıl tartışmak üzere orda bırakılır. Yani unutulur.

Her haftayı bir adla kutlarız. Vakıflar haftasından, Dış ticaret haftasına, vergi haftasından trafik haftasına. Bu haftalarda konuşulanlar,yazılanlar, haftayla ilgili kitapların basımı ve tozlu raflara kaldırılmasıyla son bulur. Gelecek yıla kadar bir daha dönülüp bakılmaz, unutulur. Erozyonla mücadele için yapılması gerekenlerin anlatıldığı o günleri, yakamıza yeşil yaprak dolaştığımızı kim hatırlıyor acaba? Peki erozyon bitti mi?
Uluslar arası ilişkilerde ele alınan, çeşitli konferanslarda dile getirilen, hatta karara bağlanan konuları da unutuyoruz. Türkmenistan doğal gazı, Bakü-Ceyhan boru hattını da unutmadık mı? Peki ya, Bosna’yı, Kosova’yı, Kerkük’ü unutmadık mı?

 Olağanüstü haller yaşarız. Sıcağı sıcağına yaralar sarılacak denir, nutuklar atılır. Üzerinden daha yirmi bir gün geçmeden unuturuz gider. Yolsuzluklar, adam kayırmalar, kesinleşmiş mahkeme kararları, batırılan bankalar, dini örgütler, siyasi yanlışlıklar hep unutulmadı mı?

Çok ölümlü trafik kazalarından, sel baskınlarından, büyük depremlerden, mafya hesaplaşmalarından, gündeme “bomba” gibi düşen olaylardan kaç tanesini hatırlıyoruz?
Günün büyük bir kısmını karşısında geçirdiğimiz televizyon dizilerinden kaçını hatırlıyoruz?

 Toplumun bu zaafını bilenler bunu hep işlerine geldiği gibi kullanmışlar. Gazeteler, köşe yazarları, bürokratlar, politikacılar bunu hep lehlerine olacak şekilde kullandılar. Ne yaparsan yap, ne söylersen söyle yirmi bir gün bekle.

 Yolsuzluklar, enflasyon, geri kalmışlık,eğitimsizlik, dış itibar kaybı, demokrasimiz, insan haklarımız, siyasetimiz ve daha sıralanacak onlarca problemimiz var. Unuttuklarımız bize problem olarak dönüyor. Hatta bazı siyasilerimiz özellikle problemleri “öteleyerek” çözüm bulmayı planlıyor.

 Galiba, ülkemizde kangren olmuş problemlerin suçlusu “hafızamız”!


Sırrı Çınar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şiir      Ana Sayfa