
|
|
TEK SUÇLU GENÇLER Mİ? Hiçbir sosyal olay bir anda gelişmez ve ortaya çıkmaz. Kafasını kuma gömüp her şeyin yolunda olduğunu düşünenler için ise her sosyal olay şaşırtıcıdır ve nedensizdir. Ülkemizde sorumlu ve yetkili olanların içine düştükleri ve bir türlü çıkamadıkları marazi bu halin bedelini çok ağır ödemekteyiz. Son dönemde hareketlenen gençlik(!) olayları, protestolar karşısında sadece polisiye tedbirler düşünen, eleştiren veya onaylayanların konunun özüne ulaşamadıkları açık ve net görünmektedir. Saç baş yolduracak kadar özden uzak, sebep sonuç ilişkisini kuramayan, mantıklı bir analiz yapamayanların yorumlarıyla kafalar iyice karışmıştır. İpuçlarını aldığımız ve kıvılcımlar halinde görünen gençliğin hareketlenmesi alevlerin sarmasından sonra mı sağlıklı değerlendirmeye tabi tutulacak? Hareketlenme baskıyla ve polisiye tedbirlerle bastırılabilir ama zihinlerde gelişen ayrımı ve anarşiyi yok edemez. Bu gerçek yaklaşık on yıldan beri hazırlanan bir senaryonun sonucu olarak karşımıza çıkmıştır. Gençlik son yıllarda ötelenmiş, değersizleştirilmiş, önemsenmemiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra oluşturulmaya çalışılan apolitik gençlik özellikle 2000’li yıllardan sonra farklı mecralara sürüklenmeye başlamıştır. Özel okul sayısının hızla artması ve özel okulların büyük çoğunluğunun muhafazakârlar tarafından kurulmasıyla gençliğin kontrol altına alındığı varsayımıyla hareket edilmiştir. Özellikle yetkili ve etkili konumda olan zevatlardan başlamak üzere çocuğunu özel okula(!) gönderenler kafalarını kuma gömmüşlerdir. Ekonomik durumu biraz iyi olan muhafazakâr aileler çocuklarını kendi duygu ve düşüncelerini temsil eden özel okullara göndermişlerdir. Devlet okullarında ise ekonomik durumu iyi olmayan muhafazakâr aile çocuklarıyla diğer sosyal sınıfların çocukları okumaya devam etmiştir. Okullarda başlayan sarı propagandayla gençlerin zihinlerinde 1968 kuşağı gençlik ve örgüt liderleri ilahlaştırılmış, fenomen haline getirilmiştir. Deniz Gezmiş ve arkadaşları “vatan kurtaran kahraman” sıfatıyla gençliğe tanıtılmaya başlanmış, bu konuda yazılan onlarca kitap bizzat öğretmenler tarafından öğrencilere okutulmuştur. Küba devriminin önderlerin Che Guevara gençliğe tapılacak adam olarak tanıtılmış, bileklikleri üzerinde fotoğrafı olan tişörtleri, başına sardığı bandı, beresi gençliğin vazgeçilmez aksesuarı olmuştur. Uzanan eller ilköğretimden başlamak üzere, liselerde çeşitli sol düşünceleri yaymak, taraftar bulmak amacıyla çalışma yapmıştır. Karşılarında cephe oluşturmak için ilk önce gençlerin kendilerini ateist, deist gibi ifade etmeleriyle din ve Allah inancından uzaklaştırmışlardır. Gençlerin büyük kısmı kendisini ateist, deist, komünist, sosyalist, çok az bir grup ise kendisini ülkücü, alperen olarak ifade etmeye başlamıştır. Ortada duran gençler ise özellikle sosyalist, komünist diye kendini ifade edenlerinden sosyal baskısıyla onlardan görünmek mecburiyetinde kalmışlar ve potansiyel örgüt üyesi olma yoluna girmişlerdir. İnternetin gençlik tarafından kullanımında sosyal paylaşım siteleriyle taraftar toplama çalışmaları olabildiğince yaygın hale getirilmiştir. Okul idarecileri bu sessiz gelişmeyi far edemeyecek kadar konudan uzak kalmışlardır. Çocuğunu özel okula gönderenlerin arasında din, Allah ve milli değerlerden uzak olanlar ise yine kendilerine uygun olan özel okulları tercih etmişlerdir. Okullar adeta bir karargâh statüsü kazanmış, gizli ve sessiz bir örgütlenmeyle yetiştirilen gençler üniversiteye gönderilmiştir. Üniversiteye giden genç ise aidiyet yaşamak ve yıllarca zihninde fenomenleştirdiği 1968 yılı ve 1978 yılı öğrenci olaylarının kahramanlarını taklit edip, onlarla özdeşleşmek için bulduğu fırsatı değerlendirmeye başlamıştır. Ki özel üniversitelerde dahi ideolojik yapısına göre bölünmeler mevcuttur. Yine muhafazakârların gittiği üniversitelerle laik, sosyalist, komünist veya milli, manevi değerleri tehlikeli görenlerin üniversiteleri ayrılmıştır. Her grup kendi içinde yeni bir nesil oluşturmanın gayretiyle çalışmalarına devam etmiştir. Kendini aydın diye nitelendirenler ile devletin yetkili ve etkili kurum ve kişileri de bu “geliyorum” diyen tehlikeyi görmezden gelmiş veya görememişlerdir. Televizyon dizilerinde özellikle 1970’li yıllarda yaşanan öğrenci hareketleriyle, sağ-sol çatışmaları senaryolara konmuştur. Senaryolarda özellikle sosyalist, komünist rollerindeki karakterler “dürüst, bencil olmayan, akıllı, bilgili, çağdaş, yakışıklı veya güzel, idealist, insancıl, sevgi dolu” tiplemelerle gösterilirken, ülkücü olarak gösterilenler ise “sünepe, köylü, cahil, yakışıklı ve güzel olmayan, vahşi, Amerika’nın emrinde olan, acımasız” tiplemelerle temsil ettirilmişlerdir. Bu diziler ve filmler çok sayıda izleyici bulmuş ve ilköğretim çocuklarından bütün gençliğin ilgi odağı olmuştur. Beyinlere sinsice kazınan bu görüntüler gencin bulduğu ilk fırsatta onlardan bir olmak için gerekli alt yapıyı hazırlamıştır. Yine televizyon dizileri vasıtasıyla kaba kuvveti ön plana alan milliyetçi unsurlar oluşturulmaya başlanmıştır. Türkiye’nin son otuz yılında sosyal refleksleri birer birer yok edilmiştir. Herhangi bir konuda refleks gösterip aksiyoner olabilecek siyasi yapılanmalar ve inanç-duygu temelli düşünceleri kendi içine kapatıp, suya sabuna dokunmaz hale getirilmiştir. Herhangi bir milli konuda refleksleri olan ülkücülerin, dini, İslami ve yine milli konularda refleksleri olan kendini İslami gruplar olarak niteleyenlerin bu refleksleri çeşitli insan mühendislikleri vasıtasıyla yok edilmiştir. Diğer taraftan sadece mevcudu bozmayı düşünen diğer adıyla anarşiyi kendine ideal edinmiş grupların yeniden refleks kazanmaları için çalışmalar yapılmıştır. Bütün bu gelişmeler son on yılda hız kazanmıştır. Son on yılın sekiz yılında ise Ak Parti hükümeti tek başına iktidardadır. Bu gün gelinen noktada karşılaşılan olumsuzlukların bu seviyeye gelmesinde en büyük vebal de Ak Parti hükümetinindir. Diğer siyasi partilerin ve toplum önderlerinin de vebali vardır. Ancak hükümet yukarıda saydığım yanılgının içine düşmüştür. Kendi görüşü dışında olan grupların nasıl bir yapılanma ve çalışma içinde olduğunu görmemiş veya görmezden gelmiştir. Çok gizli istihbarata gerek olmadan açıktan yapılan çalışmaları görmezden gelmiştir. Mesela, bir sosyalist gençlik derneğinin internet sitesinde yayınladığı bildiri bunu açıkça göstermektedir. Yapılan açıklamada “Yeni oluşturulan temsilcilikler, bölgeler ve şubelerin çalışmaları ile ilgili bilgi alındı. Bu alanların ihtiyaçları tartışıldı ve çözümüne yönelik kararlar alındı. AB hayalleri ile gençliği uyutan, ülkemizi emperyalizmin çiftliği haline getiren AKP iktidarının gerçek yüzünü daha fazla teşhir etme kararı aldı. Halkın malı olan SSK’ya AKP iktidarı tarafından el konulmasına karşı mücadeleyi yükseltme kararı aldı. Bu mücadele çerçevesinde gerekli materyallerin hızla çıkartılması kararlaştırıldı. Emperyalist çıkarları uğruna dünya halklarının tepkilerini hiçe sayarak Afganistan ve Irak’ı işgal eden ABD emperyalizmine karşı eylemlilik sürecini her alanda artıracağını vurguladı. İşgal altında bulanan Afganistan, Filistin ve Irak gençliği’ni selamladı. Son zamanlarda, üniversitelerde artan faşist saldırılar ve soruşturma terörü yanı sıra üniversite kapılarının giderek emekçi çocuklarına kapatılmasından dolayı sorunları giderek artan öğrenci gençliğin sosyalist mücadeleye daha fazla katılmasının gerekliliği vurgulandı. AKP hükümetinin AB’ye girme uğruna gerçekleştirdiği tarım reformlarının ardından sorunları giderek artan köylü gençliğin de kucaklanmasının önemi belirtildi. Özellikle küçük işletmelerde yaşamlarının her alanı sömürülen işçi gençliğin sosyalist mücadele içinde yer almasının önemi belirtildi. Liseli gençliğe verilen önemin daha da artırılması planlandı. Türkiye işçi, köylü, öğrenci gençliğin sosyalist yığın örgütü olmayı hedefleyen bunu başarmak için gereken özveriyi göstereceğini belirterek, bu özveri sonucunda gençliğin “sosyalist yığın örgütü” olma hedefini kısa sürede gerçekleştireceği vurgulandı.” Bir başka gençlik örgütünün internet sitesinde “Katledilenler mücadelemizde güneşe yükselen birer basamak oldular. Bize güç verdiler. Her zaman olduğu gibi burada da egemenlerin hesapları tutmadı. Erdal Eren, Erkut Direkçi, Ali Serkan Eroğlu, Burhanettin Akdoğdu, Kenan Mak ölümsüzleşerek biz genç yoldaşlarına yaşamın son anına kadar kararlı olma, mücadeleci olma ve hedeflerinden asla vazgeçmemeyi öğrettiler. Onları Suphilerin, Denizlerin, İboların, Mahirlerin, Che’nin yanına uğurladık. Bize bıraktıkları görevin bilincindeyiz. Sözümüzü tutacağız.” şeklindedir.
Meydanlarda dağıtılan bildiriler, çıkarılan dergi ve gazeteler, internet siteleri bu hareketlenmenin olacağını adeta gözümüze sokarken, bunları görmezden gelenlerin şimdi olan gelişmeleri basın bildirisi ile kınamanın, televizyon stüdyolarından ahkâm kesmenin, nasihat etmenin ne anlamı olabilir ki? Şu anda üniversitede okuyanların tamamı çocukluktan gençliğe son sekiz yılda geçmişlerdir. Dipten gelen bu dalgayı görmeden, görüp görmezden gelinerek adeta bir neslin enerjilerini yanlış yönlere kanalize edilmesine seyirci kalınmasının acısını daha farklı yaşayacağımız kesindir. Genç ya tam apolitik davranıp, bedeni Türkiye’de ruhu ve düşünceleri Avrupa veya Amerika’da yaşıyor. Ya politik davranıp bize ait olmayan ideolojilerin pençesinde hapsolmuş duygu ve düşünceleriyle gelecekte daha büyük problemlerin alt yapısını oluşturuyor. Ya sisteme tamamen adapte olup, sorgulamayan, sormayan ve yeni bir düşünce üretmeyen bir girdabın içinde debelenmeye terk edilmiş. Öğrenciyi ve genci sınavmatik gibi gören, insanı mekanik algılayan, yok sayan ve demokratikleşme adına sapmaları normal karşılayan bir algı ve yönetim biçiminin en doğal sonucunu yaşıyoruz. Uyuşturucu kullanımının ilköğretime kadar inmesi, bira, alkollü içeceklerin gençler tarafından bolca tüketilmesi, sigara ve nargile içme alışkanlığının yayılması, karşı cinsle olan ilişkilerin sıradanlaşması ve seviye yitirmesi ayrı bir sosyal çöküntünün sinyallerini vermektedir. Siyasi partilerin gençlik kolları ve diğer gençlik dernekleri ise konunun özünden uzak sadece kendilerine taraftar toplama ve yalnız aidiyet duygusunu körükleyerek çalışmalar yapmaktadır. Demokratikleşme veya yok sayma düşüncesiyle kayda değer hiçbir tedbir almadan, yapılan çalışmaların çoğunluğu “gösterişe” dönük olup işlevsel olmadığı da gelinen sonuca zemin hazırlamıştır. Bütün bu gelişmeler yaşanırken hala MEB elle tutulur bir çalışma yapmamaktadır. Hala öğrenciyi mekanik bir algıyla zorlamaktadır. Hala öğretmenler için ciddi bir eğitim çalışması yapamamaktadır. Hala idarecileri yetersiz ve liyakatsiz kişilerden seçmeye devam etmektedir. Aileler bu konuda eğitilmemekte ve basın yayın organları sorumlu davranmamaktadır. Olumlu çalışmalar yapmak isteyen kişi, kurum ve organlar teşvik edilmediği gibi engellemek için bütün imkânlar kullanılmaktadır. Kapitalizmin ve liberalizmin bütün acılarını yaşatan bir sosyal yapının içinde gençlik yok sayılmıştır. Kafasını kuma gömenler ne yazık ki toplumdan uzaklaşmışlardır. Ankara’da Kızılay bölgesine, İstanbul’da Beyoğlu bölgesine gidip, bir cafede(!) oturup gelip geçen gençleri gözlemleseler gençliğin nasıl alarm verdiğini göreceklerdir. Ama ölen ölür kalan sağlar bizimdir mantığı ve algısıyla yönetme makamlarını işgal edenlerin yine ne yazık ki böyle bir kaygısı yoktur. Bütün art niyetli kişiler, ülkeler ve istihbarat örgütleri için hazırlanan mükemmel bir alan açılmıştır. Bu art niyetlilerin kullanabileceği oldukça dinamik ve birçok ülkenin nüfusundan daha kalabalık olan gençliğimiz için çok özel çalışmalar yapılmalıdır. Gençlik ve spor genel müdürlüğü çeşitli dallarda oluşturduğu federasyonlarının işlevsel olmasını, o federasyonların belli ellerde yönetilmesinin önüne geçmelidir. Makam odalarından çıkarak sahaya inmeleri ve gençlikle iç içe olmaları gerekmektedir. Emniyet teşkilatı içinde yer alan çocuk şubeleri yeniden gözden geçirilmeli ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi parti gençlik teşkilatları “ihale ve iş bulma” kurumu olmaktan veya kullanılabilecek dinamik güç olmaktan çıkarılarak eğitim çalışmalarına önem vermelidir. Aileden sorumlu devlet bakanlığı konferans salonlarından ve rapor hazırlanan odalardan çıkarak toplumun içine girmeli, uzmanları vasıtasıyla eğitim çalışma programları hazırlamalıdır. Televizyon dizileri ve programlarının sosyal sorumluluk içinde yapılması için düzenlemeler yapılmalı ve var olanlar hayata geçirilmelidir. Sansürlemenin dışında yapılacak düzenlemelerle sarı propaganda aracı olmaktan kurtarılmalıdır. 1968 ve 1978 gençliği diye nitelenen dönemde yetişmiş kişilerin adeta nostalji duygularıyla gençliği yönlendirmeleri engellenmelidir. Ki şu anda bu iki dönem içinde yetişmiş kişiler yönetimde ve ülkeyi yönetmektedirler. Bu kişilerin algıları ve yönetim anlayışlarında bulunan anti demokratik duygu ve düşüncelerin özellikle gençlik üzerinde bıraktığı olumsuz etkilerini yok edecek bir anlayışın oluşması için çok özel tedbirlerin alınması gerekmektedir.
|
|