SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

ÜLKEMİZDE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ



Önceki yazımda sivil toplum örgütlerinin hangi sistemden kaynaklandığını yazmıştım. Bu örgütlerin bizdeki durumunu öncelikle, yüklendiği sorumluluk ve uygulama anlayışlarıyla değerlendirmekte fayda var.
Türkiye ekonomisi, parlamenter çoğulcu demokrasiye geçişin sancılarını yaşıyor. Sanayi toplumu için, önemli olan dönemler aşıldı. Ancak, Ekonomik gelişme düzeyi, çoğulcu demokrasinin uygulanabilmesi için gerekli maddi ve fikri imkanları üretebilecek düzeye henüz gelmedi.
 

Ülkemiz, sanayileşmenin ürünü olan karmaşık toplum yapısındadır. Sayılarının az olmasına rağmen, farklı örgütlerin kurulması, sanayileşmeyle birlikte farklı sosyal sınıf, tabaka ve grupların ortaya çıkmasının sonucudur. Bu örgütler, düşüncelerini benzer amaçlar için siyasi iktidar düzeyine taşıyan, çoğulcu toplum tipine geçmek için atılan önemli adımlardır. Dernek, vakıf, sendika, kooperatif ve odalar çoğulcu toplum tipinin parçalarıdır.
 

Ülkemizde örgütlerin yapısında kurum olmanın ve Demokratik kültürün eksikliği görülür. Sivil toplum örgütlerinin çoğunda yöneticilerin kendisiyle özdeşleşen bir yapı var. Siyasi partilerin başkanlık sisteminin bir benzeri yaşanmakta. Örgüt, başkan ve yönetim kurulunun hakim olduğu bir anlayışla yönetilir. Yönetime katılmak ise; sessiz kalmak, eleştirmemek, önermemek, nimet ve külfet dengesine girmemek olarak algılanır. İş yapmadan , söz üretilen, gayesiz faaliyetler yapılan, sadece örgütün adının tanıtıldığı bir sivil örgütlenme modelimiz var.
 

Ülkemizde bir çok örgütün kongresi çok az kişiyle veya hatıra binaen gelen kişilerle gerçekleşir. Seçilen Başkan ve yönetim kurulu ikinci bir kongreye kadar üyeler ile karşılaşmaz. Üyelerin düşünceleri sorulmaz. Üyelerin kuruluşa ait görüşleri , yönetime ulaşmaz. Üyelerin problemleri , beklentileri ve güçleri, örgüt yöneticileri için önemsiz bir ayrıntıdır. Üyeler de tepkilerini yanlış bir biçimde dile getirir. Örgüt faaliyetlerine katılmayan , aidat bile ödemeyen , mensup olmanın şuurundan uzak ama birer örgüt üyesi olarak kalır.
 

Son dönemlerde yaşanan önemli bir olumsuzluk ise; örgütlenmenin sağlayacağı faydaları önceden gören gruplar, siyasi gücün koruyucusu olarak, örgüt fonksiyonlarını siyasi parti ideoloji ve programlarına endeksledi. İdeolojik örgütlenmelerini çeşitli adlarla gizleyen bir kaç derneğin, Sivil Toplum Örgütleri Platformu/Birliği ve Sivil İnisiyatif Grubu adlarıyla ortaya çıkmaları, kamuoyunda sivil toplum örgütlerine olan güveni sarstı. Toplum bu sapmaları dikkatle izledi. Siyasi ilişkilerin ranta dönüştüğü yer gibi takdim edilen örgütler, örgütlenme şuurundan zaten uzak olan toplumda ilgiyi iyice azalttı.
 

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, fedakarca çalışan samimi başkan ve yönetimlerin gayretleri ile faydalı çalışmalarda yapıldığını görmekteyiz. Sayıları azda olsa, gerçek fonksiyonlarını yerine getiren bu örgütler, geleceğe umut yüklüyor.
ABD’de 210.000 adetin üzerinde dernek var. Bu derneklerin 20.000 adeti ülkenin tamamına yayılmış. ABD’de bir kişinin 12 veya daha fazla derneğe üye olması normal karşılanmakta. Bizde neden olmasın?!
 

Kısır bir döngü içinde olan, örgüt-fert ilişkisi ancak, fertlerin örgütlenme şuuruna sahip olmasından geçmekte. Bu şuura yukardan, aşağıya her ferdin sahip olmasıyla 21.yüzyıl Türkiye’si, bilgi çağının gereklerinden birini yerine getirecek.

Sırrı Çınar




 


 


 


 






 
 

 


 


 


 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com