|




 |
HS (Hayatının sınavı)
Yaşamın bir parçası hatta gayesi haline gelen “sınavlar” dönemini geçirdik.
Hem de yaz sıcağının kavurucu etkisini bile fark ettirmeyen yakıcılığıyla.
Milyonlarca genç yüreğin, beynin ve bedenin dinlenmeden, usanmadan, isyan
etmeden ve ruhsal gerginlikle, mide ağrılarıyla hazırlanıp girdiği, bin umut
ve heyecanla sonucu beklediği sınavlar… Gelen sonuçla yüz binlercesinin
geçici bir mutluluk, milyonların ise umutsuzca bir burukluk yaşadığı sınav
dönemi… Adları çeşitli, OKS,SBS, ÖSS, KPS gibi kısaltmalarla anılan ama
aslında HS(Hayatının sınavı) olması gereken sınavlar… Altıncı sınıfta yani
on bir yaşında başlayan on sekiz yaşına kadar acımasız dişleriyle bedenleri,
ruhları sıkan, parçalayan sınavlar…Milli Eğitim Bakanı’na “aman ha
çocuklarınızı sıkmayın” diye tembihleme mecburiyeti doğuran sınavlar…
Başbakan’ın Batman gezisinde sayısının çok fazla olduğunu fark ettiği ve
Milli Eğitim Bakanı’na “Bu kadar çok sınav olur mu, bunu oturup konuşalım”
dediği, ardından Milli Eğitim Bakanı’nın “Başbakan espri yaptı” diyerek
aslında “sayısının çok” olmadığını kabul ettiği sınavlar… Anne, babaların
çocuğuyla beraber ruhsal gerginlik yaşadığı, dişinden tırnağından eksiltip,
dershane, kitap, test, özel öğretmen parası denkleştirerek hazırlanılan
sınavlar… Bütün yıl boyunca televizyon açılmayıp, gezmeye gidilmeyip,
misafir kabul edilmeyip, hafta sonu tatili yapılmayıp sadece çocuğun ders
çalışması ve başarısı dışında sohbet edilmeyen ayların sonunda gelen
sınavlar… Günde beş yüz soru çözen, iki dershaneye giden, oyun oynamayan,
eğlenmeyen, düşünmeye, hayal kurmaya vakit bulamayan, okul derslerinde de
başarılı olmak zorunda olan, davranış notu için sosyal faaliyetlere de zaman
ayıran küçücük yüreklerinin affeden büyüklüğüyle sabır gösteren on bir, on
iki, on üç, on altı yaşındaki kahramanların girdiği sınavlar… Bütün bunları
yapmayıp ama içini kemiren “hiçi” seçme kuruntusuyla “öylesine” girilen ama
en başında kaybedilen sınavlar… Zalimlik gösterisi, zulmün cilalı hali
sınavlar…
Bir sınav döneminin sonunda gelen puanlar, tercihler, yerleşilen okullar ya
da ertelenen, gömülen, öldürülen hayaller… Sınav sonuçlarının açıklanmasıyla
televizyonlarda, gazetelerde çıkan haberler, birinciler, söyleşiler,
başarının tadına varanlar, kurulan hayaller ve başarısızlığın girdabında
kıvrananlar, yok olan hayaller….Hepsi bizim olan bu genç, küçük yüreklere
layık olmadıkları bir sistem kuran biz büyükler…
Kaygıdan uzak, bilgiden yoksun, ilimden bihaber, geleceği öngöremeyen,
planlama yapamayan, gerine gerine gezen ve konuşan, makam ve koltukları
işgal eden, işgal edilen koltuklara güç vermeyen, gerinme gücünü koltuktan
alan biz büyükler… Sadece kendi çocuğunun eğitim-öğretim konusunu özel
okula, özel üniversiteye, yurt dışına göndermekle çözüp, içini rahatlatan ve
diğer milyonlarca çocuğun derdini dert etmeyi bile aklına getirmeyen bencil
biz büyükler… Sınavların oluşturduğu ekonomik pastadan pay almak adına
dilini yutan, yazmayan, söylemeyen, yönlendirmeyen, korkan, milyonlarca
gencine, çocuğuna ihanet eden dilsiz biz büyükler… Son yirmi beş yıldır
katlanarak büyüyen eğitim konusunda çözüm üretmeyip, yirmi beş yıl önce aynı
yoldan geçip, gençliğini sınavlara gömenlerin orta yaşa geldiği, bir
kısmının yetkili ve etkili konumda oturduğu, kendine yapılan zulmü görmezden
gelip, bu günün gençlerine zulüm etmenin sadist duygularını hazza dönüştüren
veya çaresiz sızlanan biz büyükler… Gazetecilik, sosyologluk, sosyal
psikologluk, felsefecilik, televizyonculuk, yazarlık gibi meslekleri
önemsemeyip en başarılıları teknik mesleklere yönlendiren ama toplumu
etkileyen, sistemi düzenleyen meslekleri vasatların seçmesine zemin
hazırlayan biz büyükler…
Her türlü zorluğu aşıp eğitim hayatının son dönemeci olan üniversiteye
girip, mezun olup, ardından girdiği sınavlarda başarı gösteremeyip çaresiz,
kimsesiz, sessiz işsizler… Sınavlarda (en başarılarının) tercih ettiği
elektrik-elektronik-bilgisayar mühendisliklerini okuyup yurt dışına giden en
zekiler… Fen liseleri, Anadolu Liseleri ve yüzlerce üniversitenin sonunda
gelinen bilimsel, teknik, sosyal, kültürel, ekonomik gelişme düzeyimiz…
Ürettiğimiz bilimsel makale sayımız, patent sayımız…Sınavları geçip, okuyup,
mezun olduktan sonra iş bulanın bir ömrü bir otomobil, bir ev almaya feda
ettiği bir ülke…Karşılığında çekilen zahmetler, sıkıntılar onlarca girilen
o zalim sınavlar, sınavlar için yok edilen ruhlar, sağlıklar, kaybedilen
çocukluk, gençlik, heyecanlar… Yorgun beyinler, vurdumduymaz haller,
intikam duygusu ve yok edilen gelecek…
Birilerinin oturup şekil verdiği, gençliğimiz için reva gördüğü bu zalimce
sınav ve eğitim sistemi için sessiz kalanların bu ülkenin diğer fertleri
gibi “ağır bir bedel” ödeyeceğini unutmayalım. Bu vicdani, milli, ahlaki ve
en önemli meselemizin dergi, kitap sayfalarında kalmasının vebalini gün
gelir ödemek istesek de ödeyemeyiz... Yaş da kurunun aleviyle yanar, kül
olur, hayır biz yanmayız diyemeyiz…
Sırrı Çınar |



 |