SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

 

"Şiirlerden kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir..."



 

Şiiri sesli dinlemek için...



KOCA YÜREKLİ ADAM

Koca yürekli adam, babam
Korkusuzca girdiği kavgalardan
yara almadan çıkan.
Eşkıya, hain, çıyanları
heybetiyle kovan.
Çilenin ablukasından
alnı açık, başı dik çıkan.
Koca yürekli adam.

Kan ağlarken yüreği,
gözünde nem görmediğim.
Beş parasız günlerin sabahında,
kısmet tellallarına minnetini duymadığım.
Dünyanın kalleş şövalyelerine restini çeken,
Koca yürekli adam, babam.

Çelikten leblebiyi öğüten dişleriyle,
Avuçlarımla dağları denize dökerim,
diyen dilleriyle,
Yorulmak bilmeyen zırhlı bedeniyle,
Tırnaklarıyla hayatın kalbine tutunmuştu,
Koca yürekli adam.

Daha dün yaşadım dediği,
Yetmiş yıllık ömür.
Küsmüş hayatın fildişi kulelerine,
Tırnaklarını geçirmiş kendi yüreğine,
Kanattıkça yüzü gülüyor,
dili söylüyor.
Konuş, konuş, sakın ha susma,
Koca yürekli adam,

Derdini söylemeyen,
kimseye eyvallah etmeyen, minnetsiz adam,
yürüdüğünde yeri titreten, kıymet bilen,
kıymetini bilmediğim, derdimi söyleyemediğim,
koca yürekli adam, canım babam...
 




VAKİTSİZ
Ötelerden bir ses çağırdı beni
Çok ötelerden,
zamansız, vakit gün dönümü
Aydınlıktan karanlığa geçiş,
Karardı etraf,sarardı benzim korkudan,
Yüksek tepelerden yuvarlandım eyvah,
Ses, gene o ses, en güzel melodiyle çağırdı
Vakitsiz...

Meçhule, meraktan öteye bağlanmak,
En güzel perilerle süslemek hülyayı,
Dalmışken kendi dünyana,
Salınarak yürürken,
Toprağa geçirmişken tırnağını,
Acıyorsa avuçların,
Binlerce makam yüklü sesle uyanmak,
Vakitsiz...

Bir çırpınış, bir vuslat heyecanı,
Kelimeler birbiriyle boğuşur,
Bazen kavga eder,
Aradan çıkan hoş seda olsun diye,
Dil tutulur,göz kamaşır,
Derinlere akan su sesiyle, mırıldanır bir şeyler,
Tamamlanır yarım kalmış tablolar,
Bir türkü ezgisiyle bitiverir karşında o ses,
Vakitsiz....

Bugün, yarın veya bir başka vakit,
Belki yanmış ormanın külleri arasında,
Belki filizlenmiş bir gül yaprağında ,
Belki sahipsizler mezarlığında,
Heyecanlar bitecek vuslatsız,
Ses kalacak semada,
Vakitsiz......
SIRRI ÇINAR

 


ÖLÜM

Her yerde ölüm,
Yaşamak ölümden önceki an,
Araban, işin, sigaran,oturduğun koltuk


Yattığın yer,
Hepsi ölüm,
 
Pazarcı tezgahında ölüm satıyor,
Yerde ölüm, gökte ölüm,
Romanların yazdığı,
Şiirlerde gene ölüm,
Sevdalar ölüme gidiyor,
Karavanada ölüm çıkmış,
Her kara lokomotif ölüm,
Berberin yaptığı ne?,
Sokaklara bakmadın mı,gecenin aralığından,


Sormadın mı hiç serseri kurşunlara,
Ya? Kurşunları yaşamak için yapan,
Kurşundan aldığı parayla ekmek,
Çocuğuna oyuncak alan,
Ölümle yaşayan baba,...,
Milyonlarca yıl ölümü getirmiş,
Götürüyor gelecek ölümlere,
Dedik ya,
Yaşamak ölümden önceki an....


Sırrı Çınar
 


BİR AVUÇ AFYON YUTTUM
 
Bir avuç afyon yuttum,
Hayır, hayır binlerce avuç,
Belki on binlerce avuç,
Artık,
Dünyada öldürülenlerin arşı delerek,
Gelip kulaklarımı tırmalayan,
Gönlüme istikbal korkuları veren,
Çığlıkları duymuyorum......
 
Artık,
Kabarmış mor damarlı elleriyle,
Yaralarımı avuçlayan anamı,
Onsuz geçirdiğim küflü zamanı,
Can diyen ahenk yumağını duymuyorum.....


 
Artık,
Unutkanlık kaftanı omuzlarımda pelerinleşmiş,
Kulluk seferine çağıran,
Sebepli yaratılış şimşeklerini duymuyorum.....
 
Artık,
Bunca ömrün vebalini alan,
Keyfiyet zembereğinde adımı kuran,
Hedeflerimi cambazlıkla şaşıran,


Sevdiğimi görmüyor, duymuyorum....
Bir avuç afyon yuttum,
Hayır, hayır binlerce avuç,
Belki on binlerce avuç,
Bugünden sonra yarını bilmiyorum,
Ölümlü dünya burası, ama


Ne yapsam da
Ölmüyorum...........


Sırrı Çınar


 

VUSLAT


Bu akşam vuslat,
Bu akşam neşe,
Binlerce ton yükle,
Bu akşam çıktım sefere,
İki cihanda mutluluğa bahane,
Değermiş bu akşamın uğruna,
Bir değil, yüz bin sene,
Bu akşam yaklaştım,
Can verecek sehere....

Dünyaya sultan, cennete vesile,
Kucakladık pembe güneşi,
İçeceğiz zemzemi bıkmadan,
Mutluluk dönüşecek sebile....

Nurum tamam değil, ilkini aldım,
En tatlı gülüşümle, rest çektim güzellere,
Çeşit, çeşit meyveleri bıraktım,
Şenlendi gönül, geleceğe abandım...

Gönlüm nurumla izdivaca girdi,
Yarın artık varım, dün yalandım,
Yırtık köynek, bir kaşık aş, kuru şilte,
Ya da tahtlar, saraylar, taçlar,
Unutuldu bütün adlar,
Hayaller pespembe,
Umut en güzel kokularla bezendi,
Sonsuzluk kundağında...

SIRRI ÇINAR



UMUT
 
Belki de en küçük zaman birimidir ömür,
Dün yüklendiğin umutlar, bugün boşa çıktı
Gözünü ne kadar açarsan aç,
Karanlıkta ayaklar meçhule yürür,
 
Yarına verdiğin umut çiçeği boynunu büktü,
Bir tefekkür,bir iman meselesi bitmeyen umut,
Perde arkasında bir oyun görüntüsü güzellikler,
Hep iyiyi düşünür,
aydınlığı beklerken üstünü sarar kapkara bulut,
Onu da hayra yorar,
Bereket yağacak diye yüklenir umut...
 
İkindi saatleri aydınlık ile karanlık arası,
Karanlığa gömülmeyi bekler koca bir güneş,
Kendinden emin, yarını düşünmez ,
Akşam ona da geldi bedelli,
Umut yok beleş,
 
Radyonun en kısa dalgasından yayılır hoş bir seda,
Çektiğin en son nefes tütününden,son yudum çayından,


Ömrün son perdesi , fakirliğin zehri umuda veda,
Çırpınış kurtulmak adına bataklıktan , umut deryasından,
 
Son yolculukta dileyecek bin umutla, bir af,
Son bulacak son nefeste son umut,
Yerler aynı kalacak,
Göklerde beyaz bulut,
Umut dünyaya yayılacak...
 
Umut;
Bir katık, ömür sofrasında,
Bir af, darağacı sehpasında,
Son bir kağıt, kumar masasında,
Kısa ömrün, en küçük parçasında,
Umut, ömre eş, hayale kardeş...

 



ANA

Sahipsiz insanın yaridir ana,
El öpüp yüz sürsek, layıktır ona,
Yaradan vermiş yücelik kula,
Kulluk yaratana, sevgiler sana,

Dünyaya getirdin bilmeden belki,
Verdin can emek, aldığın ne ki,
Fedakarlık diğer adın, duanı et ki,


İbadet yaratana, sevgiler sana..

Anam, demek bütün dillerde en güzel söz,
Gönlüm seninle kalacak, görmese de göz,
Mahşer gününe kadar kavuşmasak da biz,
İman yaratana, sevgiler sana...

Yavrum deyip bin şefkatle sarılır,
Hasretini belli etmez, yüreğinden kavrulur,
Meltem gibi eser, doğru yola savurur,
Dönüş yaratana, ayrılık sana.....
 



GÖKYÜZÜ KIRPINTILARI

Cebimde gökyüzü kırpıntıları,
Harcadım hepsini umut pazarında,
Bilmem kaç şiddetinde gönül sarsıntıları,


Karımı bilmem hayat mizanında,

Kulaklarımın en ücra köşesinde,
Yankılanan hıçkırıklar düne dair,
Yalnızlığın asırlık devriyesinde,
Çılgın savaşları yapmaya dostluklar mahir,

Zavallı beynim aldatıyor kendini,
Topladı güneşten birkaç parça hayat ışığı,
Sabitledi gökyüzüne umut direğini,
Gökyüzü kırpıntılarına salladı boş kaşığı,

Yetecek de artacak belki tek sabah bana,
Çıkmasa da en karanlık gecede yıldızlar,
Elde baston, titreyerek yürürsem sana,
Parça, parça düşecek gökyüzünden kırpıntılar...
 


ANAMLA AYRILIK

Yaşamla ölüm arasında bir yerde güzel anam,


Doyumsuz bir acı duymak istiyorum yüreğimde,
Her halin bir hayalimde güzel anam,
Elinden tutup gelmek istiyorum, ölüme birlikte...

Sana istediğin hiçbir şeyi veremedim,
Dizine yatıp, kokunu genzime sindiremedim,
Ellerini doya doya öpüp, yüz süremedim,
Yaralarım onulmaz olur, gelmezsem seninle birlikte...

Hiç mi güzel günleri hak etmedin,
Güvenerek bir kez oğlum diyemedin,
Bir tas su, bir ekmekle sefanı sürdün,
Sana ne vaatlerim var hele bir dinle anam...

Bir kılına kıyamam, can veririm yoluna,
Çaresizim, yalnız koydum tabip eline,
Göz yaşım karışıyor, gözyaşının seline,
Affet beni, benimle kal anam...

Küstürdüm mü seni, niye böyle yaptın,
Bir kaşık aşıma ağular kattın,
Bilmem kaç zamandır, habersiz yattın,
Giderken n’olur haber ver anam...

İşte, şimdiden yalnız kaldım,
Elim yetmiyor, çaresizim anam,
Seninle açacak tomurcuktum, soldum,
Gel vazgeç, bırakma beni anam...



Şimdi ağlıyorum, ha gittin, ha gideceksin,
Beni sahipsiz, garip, yalnız edeceksin,
Biliyorum, bensiz gitmeyeceksin,
N’olur beni de al yanına anam...

Ey güzel Allah’ım, onu bağışla bana,
Her adımda sığınıvermişim sana,
Tek direğim, tek desteğim, o sözde gizli, ana
Onsuz yaşatma beni, beni de al yanına...
 


SAFLIĞA SİTEM

Saftır gönül, her gülene inanır,
Başa gelmedik iş kalmadı dünyada,
Tebessüme,tatlı söze aldanır,
Can verir de, canansız kalmaz dünyada...



Sam yeliyle çoraklaşmış gönüller,
Zambak, manolya, güller verir arada,
Tutulmayan sözler, sahte yeminler,
Sebepsiz inanır, yalan olsa da...

Her nefeste sevgiyi duymak ister,
Dağın başında yapayalnız kalsa da,
Başka kapı çal, günahını çıkar,
Gönül dayanmaz, çatlar duvar olsa

 


SON PİŞMANLIK
 
Geçirdim yazımı, geldi artık güz,
Savurdum yaprağımı, gülümü,
Zamanıdır yağmur ile dolunun,
Ümit yok ya yeşermekten,
Küsmüşüm kendime, kaçıyorum sevmekten..
 
Sokul, sokul yanıma,
Isıt buz tutmuş gönlümü,


Gözlerimin içine koy ufkumu,
Göster yarın ile bugünü...
 
Ağlama bana, gülmeni de istemem,
Unut söylediklerimi,
Konuşmasını zaten bilmem,
Yavaşça kaldır perdeleri, getir ufkumu,
Göster kendimi,
Baharımı, güzümü geçirmişim,
Geliyor kışım,
Darılmışım kendime,
Döğünsem de, ağlasam da, aksa da yaşım...


 

İKİ HECEM
 
Sen akşamın karanlığında yalnız kaldın mı

İki hecem...
Gecenin derinliğinde sevgi aradın mı hiç,
Ayazda donacağım korkusuyla,
Kalbinin sıcaklığını hissettin mi
İki hecem...
Adına şifre koydum, anlıyor musun
Gözlerine şiirler yazdım, duyuyor musun,
Tozu dumana katan rüzgarla yolluyorum sevdamı,
Saçının bir telinde kıpırdama görüyor musun
İki hecem...
Sesini duymak için kulağımı yere koydum,
Ayak sesinin ahengine besteler yazdım
İki hecem...
O aydınlık, sevgimin gölgesidir, hasretin silueti,
Bir gece derinlere bak, duyacağın inilti benimdir
İki hecem...
Şehre bakıyorum, bir güzellik sarmış üstünü,
Bütün bacalardan senin kokun tütüyor
İki hecem...
Bütün ışıklar senin adını işliyor, motif motif,
Nefesini hissediyor, kahkahanı duyuyorum
İki hecem...
Sana anlatmak istiyorum, bu hicranı dinler misin,
Dizlerinde ağlamak istiyorum, gözlerimi siler misin,
Bir busene can versem, cananım der misin,
Senin için ağlıyorum ve ağlayacağım
İki hecem...
Sevgini kendime saklayacağım
İki hecem...
 


KÜÇÜĞÜM
 
Sendeki masumluk iyiler için küçüğüm,
                                                 


Zalim eşkıyalar çembere almış,
Saflığını çelik gönüllere hapset küçüğüm,
Ateş hattı günbegün daralmış,
 
İnsanlık fıtratı sevgi üstüne,
Demir tavında dövülür küçüğüm,
Yıkarım gönül mabedindeki putları,
Korkum senin üstüne,
Yıldızlardan sevdayı yerlere,
Sen çekeceksin küçüğüm...
 
O güzel günlerini kiraz ağacıyla beze,
Küçüğüm,
Hasretine perçinle parçalanmış arzularını,
Günler ayla karıştı, güneşte mahkum küçüğüm,
Tutamazsın yok olan dolunayın hesabını,
Düşen yıldızlar karanlık sulara gömüldü,
Benim nazlı küçüğüm...
 


DOST
Bir gün ana olur, başucunda oturur,
Sohbeti ninniye döner, için ferahlar,
Bir gün baba olur, arkanda durur,
Dağlar düzleşir, kötüler korkudan siner,
Bir gün güneş olur, doğar gecene,
Çaresizlik biter, yüzün aydınlığa döner,
Bir gün yumruk olur eline,
Bir sohbetle yalnızlığı böler,
Bir gün bülbül olur pencerene,
Hasretine şiir söyler,
Bir gün acı olur öğününe,
Dosdoğru bildiğini söyler.
Bir gün şimşek olur göğüne,
Yüreğine yağmur serper.
Bir gün bacı olur dert dinler,
Fırtınada liman olur gönlüne.
Bir gün kutup yıldızı olur, hep karşında,
Yol gösterir karanlık sokaklarda,
Bir gün ilaç olur her reçetede
Hücrelere iner gizlice,
Bir gün su olur sahrada,
Dilin çözülür yanında,
Sesini duyarsın kulaklarında,
Yokluğunu hissedersin,
Bir gün gülersin katıla katıla,
Bir gün ağlarsın dizlerinde,
Mutluluk anında ya da hüzünde,
Koşarsın durduğu yere,
Karşında dağ gibi duran o,
Seni karşılıksız seven,
Senin karşılıksız sevdiğin,
Dünyanın en zenginisin artık,
Dostun var ve dostsun,
Daha fazla ne istersin?
Yüzünü dostuna dön,
Korkma sırtını da dön,
Hata arama
Sev o’nu sev yeter,
Bil ki, dostsuz yaşam,
Ölümden beter…
SIRRI ÇINAR




Nazlım

Geceyle, günün kavuştuğu o saat,
lacivert gökyüzünde yeni başlayan kanat sesleri,
alabildiğine soluklanmak,
hasreti işlemek,
sindirmek,
kırağı taneciklerinde aramak gizemi,
bin alemi gözlemek,


sevmek ,
sonuna kadar,
ölene kadar,
inadına sevmek.....
gökyüzünü sevmek.....
 
Bir yerlerde mahzun ,
Bir yerlerde heybetli,
Bir yerlerde küskün,
nazlı, sevdalı, utangaç, çaresiz,
üstündeki ağır yükten bunalmış,
tutunduğu direk titriyor,
 
Hilali, yıldızı gökyüzünün tarifi,
sevdanın diğer adı, gökyüzü,
sevmek,
sonuna kadar,
ölene kadar,
inadına sevmek...
gökyüzünü sevmek.....
 
Cana can,
dünyaya anlam,
binlerce yıldan bize ulaşan,
yüreğimdeki renk...
birleşmiş gökyüzüyle,


hilali,yıldızı indirmiş gözüme,
hürriyetin diğer adı sevmek,
sevmek,
sonuna kadar,
ölene kadar,
inadına sevmek...
gökyüzünü sevmek
 Sırrı Çınar


YALNIZLIK
 
Yalnızlık, ne büyük ızdırap,
Duyuramamak sesini kimseye,
Yankılanan sitemler duvardan,
Duvarlar bazen dost,
Duvarlar bazen düşman,
Duvarlar yalnızlığı başlatan...
 
İçim kabarıyor, coşuyor, siniyor,
Bir şeyler duyuyorum, kahkahalar yükseliyor,


Duvarlar, soğuk duvarlar anlıyorum,
Utanmadan yalan söylüyor...
 
Dört duvar mı gardiyanım,
Yalnızlık mı gardiyan,
Yalnızlık mı dört duvar oldu,
Duvarlar mı yalnız bırakan...
 
Çok çektim sensizlikten bitimsiz gecelerde,
Çare aradım hep yalnızlığıma,
Sonunda katık ettim sevdayı...
 
Yalnızlık gerçek oldu her dem,
Sevgili hasret...

SIRRI ÇINAR

 


 

KÜÇÜCÜK BEBEKLER (Kapadokya gezisi

sırasında trafik kazasında kaybettiğimiz

İzmir Zafer İ.Ö.O 2-A sınıfı öğrencilerinin acısına… )
 
Hiç birini tanımazdım, bilmezdim adlarını
Tutmamıştım ellerini, öpmemiştim yanaklarını
Küçücük bebeklerdi, küçücük bedenlerdi,
Elleri küçücük, dudaklarında o saf gülücük,
 
Evlerinin prensesi, prensi,
Dünyanın masumluk sesi,


Sustular sonsuza kadar,
Karabasan çöktü yüreğe
Yandı içim ta derinden,
Göz yaşlarım söküldü radyo haberinden,
Çığlıkları kulağımı tırmaladı
Yarım kalan hayallerinden.
 
Bin umuda bin neşe katmıştınız ya,
Ölümü tanımadan, bilmeden,
Sabahı iple çekerken, uykuya dalmıştınız ya,
O sabah çöreklendi ecel pusuya,
Teker teker çekti sizi kuytuya,
Melektiniz zaten, uçtunuz semaya,
Bıraktınız son çığlığı büyüklerin dünyasına,
 
Yavruydunuz, saftınız, sabiydiniz,
Büyük bildiğiniz bir kalleşe yenildiniz.
Adınız sayıldı teker teker, haber oldunuz.
Bir büyüğü de yüreğinden vurdunuz.
Ağladım hıçkırarak, ağladım,
Kazındı içime acınız büyüklüğümden utandım,
Bin kere kahroldum,bin kere öldüm.
 
Sizi hiç tanımadım ama bilirim sizi.
Küçücüktünüz ama yüreğiniz çok büyük,
İnsanlığın gülen yüzü, sevginin en safı,
En taze tomurcuk, güneşin ilk pırıltısı,
Sizin için yakılır ağıt, tutulur yas,
Oy meleklerim, oy yavrular,
Gittiniz de, yaktınız, kavurdunuz,
Bu ateşle silinir mi içimizdeki pas.
Küçücük elleriniz, saf gülücükleriniz,
Sarsın bu zalim dünyayı,
Avutsun bizi, söndürsün yanan yüreği
Almasın bir kalleş pusu hiçbir bebeği,
Sizi hiç tanımadım, adınızı da bilmem,
Ama yanan yüreğimi söndüremem,
Affedin affedin bizi,
Unutmayın kocaman sevildiğinizi…
Unutmayın çok özleneceğinizi

 


OYUN

Yalın bir kılıçla girdim oyuna,
Oyuncağım olmadı,
Uykularım bölündü yüz yerinden,
Vurdum, vuruldum,
Olmasın kar, zarardan dönmem,
Korkmayacağım yere kadar savruldum,

Derdimi pişirdim acı suyunla,
Sevdam derinden...
Neler derdim bir bilsen, tutsaydım ellerinden,
Karanlık, ağaçları boyamış soluğunla,


Ağaçta yaprak pişman, ben pişman,
Oyuna geldiğimizden...

Dolunay derdimi ağlayarak sorar, akıtır yaşını,
Bir dost yüreğine dayarsam başımı,
Dilim çözülür elbet, anlatırım, anlatmasına da,
Yatarsam boylu boyuna, muhabbet sarayında...

Yüreğimde binlerce kollu şefkat meleği,
Bekler seni sarmayı, gelmedin,
Divitim sevdan, gözlerime yazdım seni,
Her şeyi dedim de bir şeyi diyemedim ,
Korkun ondan,
Bilemedin, bilmedin,....lal oldum, diyemedim......
SIRRI ÇINAR


O İNSANLARDAN OLMAK VARDI YA..

Medenilik köşesine sinip,
İlkel diyerek adamdan saymadıkları o insanlardan,
O insanlardan olmak vardı ya....

Bildiği her kelime hayata dair,
Yaşamak, yaşamak için konuşan,
Taşıyabileceği hayatı omuzlamış,
Altında ezilmeden dimdik duran,
Güldü mü, neşeyle dağları sarsan,
Ağladı mı, yürekleri dağlayan,
O tertemiz insanlardan olmak vardı ya...



En uzak yer, yürüyebildiği yere kadar,
Dinlediği en güzel şarkı, kendi söylediği,
Özlemi, kederi tanımayan,
Sıla, gurbet nedir bilmeyen,
Alabildiğine ıslanan,
Alabildiğine kavrulan,
Güzel, çirkin derdi olmayan,
Yürekten diyen,
Dosdoğruyu bilen,
O insanlığı yaşayan,
o insanlardan olmak vardı ya...



Yarına feda etmeden bugünü,
Bir öğün sonrasını düşünmeden,
Hatta öğün diye zaman ölçmeyen,
Günler, yıllar, asırlara sırtını dönmüş,
Sorgulamadan yaşadıklarını,
Savcı, polis, mahkeme girmemişken sözlüğüne,
Din savaşlarından bihaber,
Mülteci kamplarında can çekişen bebekleri bilmeyen,
Doğru sözü unutmuşlardan nutuk dinlemeyen,
Ay ışığı, gün ışığı, ortada yanan ateşten başka,
Sahte ışık tanımayan,
O güzel insanlardan olmak vardı ya...

Çıplak, çırılçıplak,
Kapanacaksa bir yerleri asla açılmayacak,
Açmaya zorlanmayacak,
Estetik kaygısı, kaplanmış yüzü olmayan,
Sevdası çok büyük, dilinde az sözü ,
Saf gözleriyle en uzun cümleleri kuran,
Heyecandan kalbi çırpındığında,
Göğüs kafesini çatlatırcasına vurduğunda,
Gizleyecek elbisesi olmayan,
Çıplak, çırılçıplak
O insanlardan olmak vardı ya..

Başı ağrıdığın da ot çiğneyen,
Sevgililer, anneler, babalar, kadınlar, yaşlılar günü,
Doğum, evlenme, tanışma yıldönümü,
Kabusunu görmeyen,
Memleketi sorulmayan,
Dernek kurmayan,
Her şeyin tek olduğu,
O tek insanlardan olmak vardı ya..

Babası zengin, ya da fakir,
Mesleği, ya da işi,
Kimseyle çatışmayan dünya görüşü,
Her dört, beş yılda

sandıktan tavşan çıkarmak mecburiyeti,
O büyük, şu büyük, bu daha büyük diye

büyüklük yarışı,
O makam, şu makam, bu mevki, şu unvan,

bu şöhret diye kavgaları,
Eline mikrofon alan kargaları,
Yedi kat yer altında saklayan,
o insanlardan olmak vardı ya

Astronomi, kimya, fizik, matematik
Formül, karışım, dünya coğrafyası,
Hele siyaseti bilmeyen,
Ekonomi, üretim, kapitalizm, sosyalizm,
Yönleri,
hele sağı, solu ayırt etmeyen,
Millet mutfakları,
Bin bir çeşit yemek,
hele yemek tariflerini alıp, vermeyen,
Magazin, sosyete, varoş,
Okul, futbol, televizyon,
Bilgisayar, gazete, sinema,
Araba, gemi, uçak, oyuncak,
hele apartmanları dikmeyen,
O küçük dünyanın,
O büyük insanlarından olmak vardı ya...

Gözün gördüğünden, kulağın işittiğinden öte,

gizemsiz,
Takvim yapraklarının yırtılmadığı,
Doğdu sevindik, öldü üzüldük diyen,
İki zaman aralığında,
O güzelim hayatı tüttüren,
o insanlardan olmak vardı ya...
İlkel dedikleri, en ilkel insan olmak vardı ya.....


SIRRI ÇINAR



 

KİM HAKLI
 
 Bu nasıl yürek bu nasıl bakış,
 Bu nasıl sözler,
 Haktan yana olmaktan vazgeçmişsiniz,
 Perdelerle kapanmış
 Yürekler, gözler,
 Beyinler durmuş afyon suyu içmişsiniz.
 
 Beyler, hanımlar, bu büyük bir dava,
 Sizler için dökülen ter, verilen emek,
 Kuşlar bile elbirliğiyle yaparken yuva,
 büyüklükte ne demek, nedir derdiniz?
 
 Her şey sizin elinizde atınca dolacak sandık,
 Büyük ülküleri anlayın kurtulun boyunduruktan,
 Size kalsa yedi nesil birden yandık,
 Zor kurtulursunuz kovulmaktan, düşünmezseniz..
 
 Sizi sizden çok dert edenlere biraz saygı,
 İçinde kıvranırken bitmeyen sefaletin,
 Allah akıl vermemiş mi, bu mu size yazgı?
 Kader değil, duymayın kaygı, bu sizin seçiminiz...
 
 Ne diyeyim, Allah ıslah etsin,
 Layık olduğunuz biçimde yönetilirsiniz,
 Belki akıllanır, dersiniz “bu zulüm bitsin”,
 İşte o zaman
 Yer gök katında yücelirsiniz..
 
 
 SIRRI ÇINAR


YETER ARTIK

Ağa işsiz, bey işsiz, maraba işsiz,
On sekizlik delikanlı ninem gibi dişsiz,
Çıkılan yokuşlar olur mu hiç inişsiz,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin..

Baba aç, ana aç, bebek aç-bilaç,
Kel oldu bütün başlar, kalmadı başta saç,
Düzlüğe çıkamadık , gittiğimiz hep yamaç,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin...

Para yok, pul yok, ak akçe yok,
Birkaç göbeği büyükten başka tok yok,
Ya sabır, çok şükürden başka dayanak yok,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin..

Borca battık, alacak kalmadı, defter bomboş,
Yer altı maden dolu işleyecek kafa boş,
Söylenen sözler yalan, vaatler boş,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin..

Din iman hak getire, Türklük unutuldu bile,
Köleleri bey ettik, çakallar geldi dile,
Biz huzura, insanlığa, bülbül hasret güle,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin..

Ne dost kaldı, ne arkadaş, ne baba kaldı,
Cep delik, cepken delik, olanlar yalana daldı,
Beş yaşından itibaren dolar, faizle yatıp kalktı,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin..

Bu düzene uyanlar kim kime dum-duma,
Zehirler kattılar içilecek suyuma,
Benimki isyan işte bakmadan etime buduma,
Yeter artık canımıza yetti , düzen değişsin,..

İcracı akraba olmuş, bankalar dost,
Hep evde kaldım, hiçbir yere seremedim post,
Allaha sığındım, duamı ettim, edinmedim başka dost,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin,

Rüşveti veren alır başını gider,
Bütün erdemler parayı makamı bulunca biter,
Bu yürek dayanmaz, gece gündüz içten tüter,
Yeter artık canımıza yetti , düzen değişsin,

İşte bu Ülkemizin hali,
Eşeği bağlasan bir gün iyi olur hali,
Imf, dunya bankası, başbakan sormaz ahvali,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin..

İhlasın yerini aldı sahte duygular,
İlkeyi,ülküyü bırakıp, parayı , makamı buldular,
Şehit kanıyla mazbatayı yudular,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin,

Ne ahlak kaldı, ne edep, ne haya,
Düştük dipsiz derin bir kuyuya,
Çıkmak için bakın atanıza asil soya,
Yeter artık canımıza yetti, düzen değişsin...
Sırrı Çınar




 

KARA BULUT

Uzaklardan kara bir bulut geldi,
Açtı korkarak bağrını,
Saldı vurdumduymaz yağmurunu.....
Öksüzlerin, yetimlerin,

kimsesizlerin göz yaşıydı akan.....
Yarinden ayrılmışların,

yaralı gönüllerin isyanıydı.....
Patlayan bombaların,

sıkılan kurşunların, vurulan hançerlerin
Sessiz ağlayışıydı.....
Aç bebeğin anasına seslenişiydi....
Yavrusuna ekmek götüremeyen babanın çığlığıydı,
Mazlumun kader çıkmazında ışığıydı.....

Uzaklardan kara bir bulut geldi,
Açtı utanarak, istemeden bağrını,
Saldı cimrice yağmurunu,
Zalimin kızgın vicdanını serinletendi,
Sarhoşların son kadehiydi,
İhanet tohumlarına can verendi,
Barışı savaşla eş tutanların, kalleşliğiydi,
Aşkı salyalara dökenlerin ağız kokusuydu,...


Uzaklardan kara bir bulut geldi,
Açtı matemle bağrını,
Saldı kan kokan yağmurunu,
Yedi düvelde, güç, para,şehvet kölelerinin


Boynundaki zincirdi,
Toplamıştı kara bulut kara olan her şeyi,
Saldı çaresiz yağmurunu,
İsteyen alıp karsın hamurunu,
Dünya durdukça kara bulut toplayacak
Kara olan her şeyi........
SIRRI ÇINAR


GİRDAP

Nereye gitsem üç adım,
Sağım, solum, önüm , arkam hep duvar,


Boşlukta dolaşan hayalin,
Bırakamıyorum,
Kopamıyorum hayat ipinden,
Sığınacak tek yerim orası,
Bir yanım cehennem,
Öte yanım cehennem,
Zor duruyorum ayakta,

Çınlıyor sesin kulaklarımda,


Yardım mı? Senden başka,
Hiç kimse yardım edemez bana,
Kurtar beni, kurtar ne olur ,
Almışım müebbet yatıyorum hücremde


ANAMIN SESİ


Güneş topladı bohçasını, çekildi,
Karanlığın mutlu saatleri,
Dağların arasını ördü,
Camlardan süzülen ışıklar içinden,
Ana sesleri yükseldi,
Anasına kavuşanlar,
dağlar kadar yüceldi,
Anam bana seslenmedi hiç,
Çağırmıyordu artık,
Kavuşamıyorduk,
Karanlığı sarmaladım, korkusuzca,
İnledim altında,
Ağladım sınırsızca,
Anasız olmam camdan süzülen ışıklara dokundu,
Hep bir ağızdan çağırdılar,
Cevap veremedim,
Sustum köşemde,
Sonsuza kadar sustum,
Anamın sesini duymadan çıkmam,


Karanlıkta ölsem de...

SIRRI ÇINAR


ZULÜM (Bosnalı kardeşlerime)

Zulüm zenginliği girdi,
Top mermisinin açtığı oyuktan,
Soğuktan titremiyordu yüreği,
Utandı üşüyen kardan adam olmaktan,
Barut kokularında eridi son iyilik meleği,

Bosnalı bacım, anam, kandaşım,
Bu büyük haykırışın en ince sesi,
Boşuna tüketme dağları deviren nefesi,
Üfle, son putlarda yıkılsın o mabet duvarından,
Altında kalsın iki yüzlülük maskesi,

Açlık senin neyine, doydun ya bebeğinle,
Kana-kana iç can dediğin kandaşının kanından,
Arkanı dönme hakkı bilmeyen zulüm tacirlerine,
Sitem gönderme, onur duy bu revadan,
Hesap görülüyor bağlı olduğun yedi göbeğinle,

İçimde sana gelememenin sancılı sebebi var,
Yemlik topluyorum yaban bozkırlarında,
Bir selamla yıkılırken bin bir duvar,
Sohbete dalmışım çıyan yuvalarında,

İmanın, soyun için zulüm verdiler sana,
Al o zulmü, nakış et yüreğine,
Bosnalı bacım, anam, kandaşım,
Ağlama halimize,
Tek damla haram katma mayana,
Güvenme senin için akıtılan salya seline....
Bel bağla Allah’a, güven tek bileğine...



SIRRI ÇINAR


ÖZGÜRLÜK

Sokaklar, caddeler, insanlar....
Sarp kayalıklar, çorak topraklar,
Yeşil, mavi ve kızıl gök,
Tüten bacalar, çalan sirenler,
Kuş sesi, uçak sesi, motor sesi,


Ah şehirlerimiz,
Ah köylerimiz,
Ve dört duvar evimiz.....

Özgürce yürümek hatta koşmak,
Sonunu buluncaya kadar koşmak,
Dünya yuvarlak ,
Özgürlük başladığı yere kadar,
Yuvarlak dünyamız,
Ve dört duvar evimiz....



Ufuğu süzerken,
Aşıp ufuğu, sonsuz düşünürken,
Kanatlanıp uçsan da,
Gittiğin yere götüreceksin,
Nereye gidersen git,
Yalnız sen seni bileceksin,
Özgürlükle sızlasa da yüreğimiz,
Ve dört duvar evimiz,
Dört duvar evimiz...


ÇALI DİBİ

Vay benim kadersiz başım,
Çalı dibine gömüldüm.
Ellerimde umutlarım,
Bir titreme sardı bedenimi,
Sayıklaya, sayıklaya gömüldüm.

Sen sustun, sükut ikrardandır,
Kervanlar yürümüyor böyle,
Sen sustun.
Mahrum bıraktın,
Biter mi bu sevda, son sözünü söyle,
Bitmez, bitmeyecek.
Bekle,
Gösterir gelecek.



Vay benim kadersiz başım,
Çalı dibine gömüldüm.
Mezar taşım çalı,
Kimler gelip konacak kim bilir?
Çalıda gül açar mı?
Sevdam nasıl salacak kokusunu?
Duyulacak mı çığlıklarım?

İçinden akan o nehre bak,
Ganimet getirir belki kırıntı,
Sevdamdan kalanları,
Söyleyemediklerimi,
Süzülmesin göz yaşların,
Güler misin, ağlar mısın bilmem,
Ama ben sensiz gülmem.........

Vay benim kadersiz başım,
Daha diyeceklerimle,
Çalı dibine gömüldüm.
SIRRI ÇINAR


TAVAN
 
Hücremde tavan, tavanda bir ben gizli,
Kanlı öksürükler kedere boğar,
Dünyayı dümdüz ettim, tavana işledim,
En küçük bakış da,
Dünya bembeyaz,
Ben kapkara karşımda...


 
Kanlı savaşlar görürüm orada,
Nice yaralar sardım,
Kırk parça kemikler hayallerimi dağıtır,
Güzellerde geçer karşımdan,
Çok güzeller,
Ben çirkin karşımda...
 
Sevdalar görürüm orada,
Ayrılıklara şahit oldum, tavan çatladı,
Matemle mezara gömdüm,
Sevdalar ayakta,
Sevdalar var.
Ben yokum karşımda,
Gizlendiğim tavanda....
SIRRI ÇINAR


KELEPİR HAYAT


Kelepir günlere umut yükledim,
Her bir yerimle bağladım gönlümü,
Yanan mumlara bir, bir üfledim,
Karanlığı fark etmedim, zifiride geçirdim ömrümü...

En ucuz günün ortasına, sapladım bıçağı,
Geçmişten geleceğe kan aktı,
Kader manzumesine inkar sağanağı,
Dört mevsim, ömür setine aktı...

Bir pişmanlık yetmiyor, binlerce kere,
Ah dönebilsem, başladığım ilk yere,
En çamurlu yoldan çıkarım kutlu sefere,
Koymam kelepir tek bir saniye bu kısa ömre
SIRRI ÇINAR


ÖĞRETMENİM

Unuttum ezberlediğim binlerce ismi,
Bir senin adını unutamadım.
Yıllar geldi geçti habersiz,
Bir seni tanıdığım günü unutamadım.

Anamın kucağından, yüce gönlüne,
Köprüler kurdum gülle bezenmiş,
Notalar yazdım güzel sesine,
Öğrettiğin ilk şarkıyı unutamadım.

Ufku ardımdan alıp, önüme koydun,
Hasret mektubunda harfler sen oldun,
Beni yeşertmeye ömrünü verdin,
O şefkat gülüşünü unutamadım.

İyiyi kötüyü senden öğrendim,
Bildiğin her şeyi motiflerdin, işledin,
Çok sayıldın, çok sevildin, özlendin,
Sana duyduğum hisleri unutamadım.



Öğretmen, can demek, gönül demek,
Ümitsizlik batağında güven demek,
Anadolu'm kadar cömerttir verdiğin emek,
Ayrılırken ağlayan gözlerini unutamadım.

Hala gözlerim nemli, her an ağlayabilirim,
En kutsal varlık öğretmen diyebilirim,
Yüreğimin başına yazdıkların için ölebilirim,
Seni de, gösterdiğin yolu da unutamadım.
SIRRI ÇINAR


TEK PERDE HAYAT


Kendimi kaptırdım başıboşluk seline,
Nice kurumuş ağaçlara sarılmak istedim.

Elimde kalan çürük dallar gene,
Şelaleden özgürce uçmak istedim.

Bir yeşillik sardı çevremi,
Bastığım yerler bataklık çıktı,
Bir nilüfer uğruna verdim senemi,
Tek perde seyirlik, bir serap çıktı.
 

Gökyüzüne upuzun dallar uzattım,
Ormanlar yok oldu, yalnız ben kaldım,
Kışta yeşerdim, bahar da kurudum,
Bayramları unuttum, seyrana kaldım.

Ne bahtsız başım varmış, yoksa kader mi?
Yarından mı yoksa, dünden haber mi?                        
Ölmeden önce sona erer mi?
Gerçeği unutup, fallara kaldım.
SIRRI ÇINAR


MEÇHULDEKİ O’NA

Senin için damla damla ter dökmeliyim,
Anamdan emdiğim fitil fitil,
Burnumdan gelmeli,
İliklerimde dolaştırıp sevdanı,
İçime sindirmeliyim,
Ekmeğe buğday,
Suyuma pınar etmeliyim,
Rençperin olup,
Toprağıma ekmeliyim,


Başak başak gözlerimde yeşertmeliyim,
Binlerce yıllık tarihlerden adını seçmeliyim,
Serçenin kanadında uçalım desen,
Seninle gelmeliyim,
Dağlara ferman istesen,
Volkana girmeliyim,
Nazarını görmeye can vermeliyim,
Kalk ölüme gidelim desen,
Düğün, dernek kurarım, gelirim ardın sıra,
Sormam ama, sevdiğini bilmeliyim....

SIRRI ÇINAR


SEHERDE

Güneş benim neyime,
Karanlığı severim,
Uzaktan duydum mu katar gıcırtısını,
Kapkara lokomotifi beklerim.

Kuruludur saat her dem,
Zamansız çalar diye ödüm kopar,
Gündüzleri utanırım, seviyorum diyemem,
Seherde dilim çözülür,

Bütün sevgiler benim,
Sevgilere gebeyim,
Seherde bir başka severim,
Ufukta gün ışığını gördüm mü,
Akşamın saadetini beklerim,

Kalbim gün boyu çarpar da,
Seni beklerken duracak diye korkarım,
Hayata gülüp geçer gibi halim var ama,
Her seher saadetinde ağlarım....


YALNIZLIK
 
Yalnızlık, ne büyük ızdırap,
Duyuramamak sesini kimseye,
Yankılanan sitemler duvardan,
Duvarlar bazen dost,
Duvarlar bazen düşman,
Duvarlar yalnızlığı başlatan...
 
İçim kabarıyor, coşuyor, siniyor,
Bir şeyler duyuyorum, kahkahalar yükseliyor,
Duvarlar, soğuk duvarlar anlıyorum,
Utanmadan yalan söylüyor...
 
Dört duvar mı gardiyanım,
Yalnızlık mı gardiyan,
Yalnızlık mı dört duvar oldu,
Duvarlar mı yalnız bırakan...
 
Çok çektim sensizlikten bitimsiz gecelerde,
Çare aradım hep yalnızlığıma,
Sonunda katık ettim sevdayı...
SIRRI ÇINAR


VESSELAM

karda yürüyorum, izim yok ardımda,
Kaç kez baktım, bilmem ama,
Görünmüyorum aynada,
Bir gün dolunayda, gün batımında,
Bir dilberin gönlünde,
Bir dostun gözünde,
Yedi düvel var ya,
Her gün birinde,


Ağaca asılmış hurafede,
Kahve fincanında,
Issız sokaklarda,


Saatin yelkovanında,
Nihayet bir an bile,
Yokum kendimde,
Vesselam...
SIRRI ÇINAR




 

İTİRAF

Nerde bir dert görsem,
dört elle sarılırım..
Bağrı yanık anaları, ben ağlatırım sanki...
Babalara asi olmuş evlat, benim,
Fakirliği canına yetmişlerin sebebiyim,
Dökülen her damla gözyaşıyım yetimlerin,
Bütün kan davalarına ben sebep oldum,
Çıkan savaşları ben körükledim,
Hastaneler benim yüzümden doldu,
Hapishaneleri ben kurdum,


Zincirleri ben çektim,
Bir garip kul of dese,


Yüreğim ağzıma gelir,
Bir garip sevdalı yarinden ayrılsa,
Ben ölürüm,
Almışım hayatın cefasını sırtıma,
Bir kez dönüp bakmamışım ardıma,
Toplamışım bunca derdi,
Sarılmışım geceye,
Çekmesin kimse cefa diye,
Sabahlar aydınlıkla cefa salar görürüm,
Gün gelir ben, bu dertlerden ölürüm,
Gün gelir bu dertlerle gömülürüm,
Sürdü sefasını, göçtü derler,
Mezarım da güller değil, dikenler biter,


SIRRI ÇINAR



 

ANAMA
 
Nerde çileli bir hayat görsem,
Hep seni hatırlarım,
Acı çeken çizgileri toplar,
Hep seni anarım,
Hele bir de yılların kahrını,
Zemzem gibi içmişse,
Durulmuşsa dalgalı suları,
Ve bir bardak çayın mutluluğunu,
Acıyla bölen;
Çaresizliğimi hatırlarım...

SIRRI ÇINAR


SEN AFFET


İltimas verilir huzura çıkana,
Kim kendi kesesinden yiyor ki?
Ruhlar oturulan makama köle,
Sebilin suyu nerden akar ki;?
 
Hakkı aramadan çıkma ortaya, burası bitecek yoldur,
İster zengin, ister fakir, ister senden olsun,
Kursağın helal lokmayla dolsun,
Yaradan için hepsi imtihandaki kuldur...
 
İster devletten, ister milletten doldursan da keseni,
Kimseye kalmadı, büyütme gözünde üç metre kefeni,
Yedikçe birileri artar günahın, azalır servet,
Ardından okunur mu bir dua, bir rahmet...
 
Garip kullar yine sağ, yine selamet,
Onlar size dua ediyor,
Allah’ım onları sen affet,
Sen affet...

SIRRI ÇINAR


 

AY IŞIĞIM

 

Haziran sıcağında geldin,

Beklenen kutlu misafirdin,

Küçücük avuçlarında ay sundun bize,

Tahtına oturdun yer ettin gönlümüze

 

Karanlık olan her yeri aydınlattın,

Ne de olsa adında aya vardı,

Günleri, ayları, yıları savurdun da,

Yine de küçük bebeğim olarak kaldın

 

Gözlerin güler dudakların somurtsa,

Küçük yüreğinden dünyaya akar sevgin,

Bütün dertleri yok edersin nasılsa,

Gönül tahtının Sultanlarından birisin 

 

Sende görmek apak dünyayı,

Senin için bin sena yaratana,

Her gülüşünle fışkırır misk çiçekleri,

Kokarsın, sinersin suyuma, havama

 

Üç yürek çarpar her an senin adınla,

Sana yıldızlardan bir parça vermek ister,

Görmek, koklamak, sindirmek sevgini,

Karşılığında yüzünün gülmesini ister.

 

Ay ışığım şükür sebebim,

Sevgini dile getirmek ne zor bilesin,

Sabah, akşam bitimsiz her şeyini özlerim,

Aşkımsın, sultanımsın, bebeğimsin bilesin.


SIRRI ÇINAR


 
 
 
BOŞUNA
 
En güzel hayallerimi üst üste yığmışım,
Yüklemişim hayatın yanlış vagonuna,
Sirenin acı sesiyle irkilmişim,
Diken diken duygularım olmuş boşuna,
 
Rüyaları ard arda her gece görmüşüm,
Tabirlerin yormuşum hayırlısına,
Çığlığınla uyanmış, irkilmişim,
Korkularım artmış, üzülmüşüm boşuna,
 
Özleminin üstüne küller örtmüşüm,
Yalvarmışım baharın rüzgarlarına,
Kar tipide çaresiz,sensiz kalmışım,
Sevgin gönlümde dondu, boşu boşuna...



 

MAHZUN KADIN


Mahzun bir kadın,
Dağların altında ezilmiş,
Yüreğinden akan nehir ,
Gözlerinden süzülmüş,
Öyle bir yürek ki gözlerinde belirmiş,
Türküler söylenir, oyunlar oynanır,
O gene ağlar,

Avuçlarında özlem,
Kime bu efkar,
Kime bu sitem,
Kime bu yas,
Gül ne olur mahzun kadın,
Gül de, yürekler dağlanmasın,
Gül de zamansız rüzgarlar esmesin,
Sen yandın, bu dünya da yanmasın..


SIRRI ÇINAR
 



BİTMEYECEK HASRET

Bugün camdan baktığımda,
Karşı kaldırımdan bana el sallıyordun,
Yüzündeki hasret çizgileri,
Gözlerinde sevgi şimşekleriyle,
Gelmek istedim yanına ,
Yok oldun karıştın meçhule,

Bugün kokun genzimi şöyle bir dolaştı,
Tülbenttin de oya olmak geldi içimden,
Her dem koklamak cennet kokusunu,
Ruhum buna alıştı,
Gözlerim doldu,
Yüreğim kavruldu,
Yanına gelemeden,

Güzel anam her gün bir şeyler demek gelir içimden,
Diyemem sana,
Belki ulaşır,
Anlarsın yaramı nerde olsan da
Karışıyor göz yaşlarım mısralara,
Dualarla,
Dünyayı aldım yanıma doldurmadı yerini,
Hasretim,
Hasretim sana...


SIRRI ÇINAR


 

ZELZELE (17 Ağustos depreminde yaşananların anısına)

Yer ayaklandı göğe ulaşmak adına,
Koptu derinlerden gürültü,
Yürümeye başladı,
Doyamadan en derin uykuların tadına,
Temeller çöktü,
Tavanlar düştü,
Yer gök sallandı....

Çığlıkların en vahşisi ulaşamadı arşa,
Enkaz altında kaldı,
Yavrum diye haykıran babalar kükredi,
Ne fayda?...
Düşen dağların altında bir kez daha yavrum diyerek kaldı,
Binlerin içinde bir can,
Bir isim sayıldı,
Kurulan masada,..

Birikmiş yılların hayaliyle murat beklerken,,
Bohçada bekleyen mutluluk kırpıntıları,
Son dokunuşlar soğuk bedenlere,
Perde inerken,
Unutulacak,
Bir gün göğü yırtan çığlıkları,

Adına zelzele denmiş,
Başı korku, sonu ölüm,
Gelinlik giymeden kızlar,
Damatlarla son danslarında,
Umutlar bine bölünür her parçası artık ölüm,
Kalanlar yaralı,
Kıyamet gününü yaşayacak anılarında...
SIRRI ÇINAR


TEZAT
 
Menfez menfez girdim, kızıl güneş altına,
Saydım tek tek dönemeçleri,
Birinden bal akarken, diğerinden zefiran,
Olukları seçemedim, karıştı ahenkleri,
 
 
Güneş kalkıp gitti yerinden, sarardı çevrem,
Arılar uçuşuyor beynimde, ayak sesleri,
Gonk iniltisi yayılır, kulaklarım sağır,
Sesleri seçemedim, karıştı ahenkleri....

ANAMA
 
Nerde çileli bir hayat görsem,
Hep seni hatırlarım,
Acı çeken çizgileri toplar,
Hep seni anarım,
Hele bir de yılların kahrını,
Zemzem gibi içmişse,
Durulmuşsa dalgalı suları,
Ve bir bardak çayın mutluluğunu,
Acıyla bölen;
Çaresizliğimi hatırlarım...

SONBAHAR

Bu kaçıncı sonbahar,
Yalnız geçirdiğim,
İçimdeki burukluktan
Sonbaharı çok sevdiğim..

Yapraklar sararırken,
Kendimi düşünürüm,
Kararan bulutları,
Suyu çekilen yeşili,
Serinliğin sarmasını düşünürüm,
Düşündükçe daha da çok
Sonbaharı severim....


SEHERDE

Güneş benim neyime,
Karanlığı severim,
Uzaktan duydum mu katar gıcırtısını,
Kapkara lokomotifi beklerim.
 
Kuruludur saat her dem,
Zamansız çalar diye ödüm kopar,
Gündüzleri utanırım, seviyorum diyemem,
Seherde dilim çözülür,
 
Bütün sevgiler benim,
Sevgilere gebeyim,
Seherde bir başka severim,
Ufukta gün ışığını gördüm mü,
Akşamın saadetini beklerim,
 
Kalbim gün boyu çarpar da,
Seni beklerken duracak diye korkarım,
Hayata gülüp geçer gibi halim var ama,
Her seher saadetinde ağlarım....

ULAŞAMIYORUM
 
Seni öyle bir yere koydum ki, ulaşamıyorum,
Bir adım yaklaşmak için günlerce çabalıyorum,
Seni sardım, sarmaladım kundaklık bebek gibi,
Peçeni nurdan yaptım,yüzünü görmeye kıyamıyorum,
Seni bir türlü çözemedim, bulmaca labirent gibi,
Bildiklerimi ortaya dökemiyorum.
Hücrede bir kalabalık, cami avlusu serinliği,
Secdedeki huzura yakın, sevgimi dile getiremiyorum...
 


BEN
 
Yürekteki dalgalarla boğuşmak,
Benim mücadelem bu,
Ne seti var, ne bendi var, ne sınırı,
Dikenli tellerle çevirmeyin yüreğimi,
Sahipsiz ve sonsuz,
Patikalar bulursanız şükredin,
Oraya yollar çıkmaz, kuş uçuşu da yok.
Bir yarasa tahmini, belki de altıncı his,
Boşuna derdinizi anlatmayın Marko Paşa’ya,
Yüreğimde dalgalar durmaz.
Sen, sen veya sen, fark etmez,
Dindiremezsiniz dalgaların açtığı acıları,
Dolduramazsınız dalgaların açtığı oyukları,
Yedi tepeden, yedi yoldan ulaşmak ha,
Ben bile hala boğuşuyorum dedim ya...

 
KELEPİR HAYAT
Kelepir günlere umut yükledim,
Her bir yerimle bağladım gönlümü,
Yanan mumlara bir, bir üfledim,
Karanlığı fark etmedim, zifiride geçirdim ömrümü...
 
En ucuz günün ortasına, sapladım bıçağı,
Geçmişten geleceğe kan aktı,
Kader manzumesine inkar sağanağı,
Dört mevsim, ömür setine aktı...
 
Bir pişmanlık yetmiyor, binlerce kere,
Ah dönebilsem, başladığım ilk yere,
En çamurlu yoldan çıkarım kutlu sefere,
Koymam kelepir tek bir saniye bu kısa ömre
SIRRI ÇINAR

 
SEN VE ŞİİR
 
Sana şiirler yazmak,
Şaire nasip olmaz mutluluk.
Meçhule sormadan koşmak saadet,
Sensiz kalmak burukluk.
Nice yıldızlar saydım gökte,
Kaçı bana gülüyor sandın,
Çıkmasın yıldızlar, gök kararsın,
Sönmez ışıklar yanar içimde.
Gökler açılıp yer yarılsa,
Yeminim yalan değil, tebessüm sahte,
Kılım kıpırdamaz, alem bana darılsa,
Bir ömrü adarım sana, kalsak da kafeste.
Açıyorum hemen gönlümü,
Şiirler yazıyorum sana,
Aheste olmak, beklemek ölümü,
Diyeceğim işte;seviyorum, aşığım sana....

 
ÖZÜM
 
Siyahtan siyah seçtim,
Aklarda aradım kendimi,
Belayı bile ektim de biçtim,
Yankılarda buldum kendimi..
 
Kederlere neş’e kattım,
Yaslarda buldum kendimi,
Günlere bel bağladım,
Yıllarda kaybettim kendimi...
 
Kayalarda dudak izim,
Yanaklara sordum kendimi
Kimseye değil, gönlüme sözüm,
Özümde buldum kendimi...

 

ÇARPIM
 
Dört harf, arzu,
Beş harf, özlem,
Altı harf, hasret,
Çarpınca yüz binle bunları,
Eşittir;ben.
Kendimi bildim bileli
Kimleri tanımadım ki?
Anam, babam,akrabalarım,
Unuttuğum dostlarım, can yoldaşlarım,
Hepsine bir gönül verdim,
Bin yıllık çınarın yaprakları gibi,
Bin yıldır düşen yapraklar kadar,
Yaprak düştü, güneş vurdu, rüzgar sürükledi,
Kavruldu,
Her düşen yaprak gönlüm,
Her gönül bir ben,
Bir ben şimdi,
Yalnız...
Anamı arıyorum, sonsuz özlemle,
Babamı soruyorum, bir ümitle,
Dostlarıma bakıyorum, hasretle,
Öpmek istiyorum, çocukların yanaklarını,
Sarılmak bir kandaşıma,
Dertlerimi saymak istiyorum kardaşıma,
Sığınmak bir köşesine, kaldırmak kalkanını,
Vurulan her kılıçta ölen ben,
Bir ben şimdi,
Yalnız...

 


BENİM GİBİ
 
Sessiz sessiz dururken,
Yüreğinde dağlar devrilse,
İki gözü görüp, meçhul sesi işittiğinde,
İçindeki karlar, ilmek ilmek çözülse...
 
Yudumlarken suyunu, yanıp kavrulmuş,
Zehir olup içinde boğulsan,
Dipsiz karanlıklara çığlık çığlık haykırış,
Her dem yankılarla yüzüne vursa...
 
Sahralarda gezintiye çıkmışken,
Bir adımlık hücreyi yürüsen,
Bir nefes bahar kokusu isterken,
Katran katran soluklanıp öksürsen...
 
Umut beslesen yağacak yağmurlara,
Günleri karıştırsan, Cuma’yı beklerken,
İz bırakmadan sarılsan karlara
Zindanlarda sonsuz özgürken,
Hislerimi bir anlasan....


 

YÜREK
Perçinlerinden kopmuş,
Pazar yerinde tezgaha düşmüş,
Kerbela da savaşa çıkmış,
Yaratılış gününde verdiği sözü unutan,
Elden ele dolaşan yürek,
Bu nasıl yürek?
 
İzlerin var, kocaman ayak izlerin,
Parmak basmıştın, dönülmeyecek yeminlere,
Daha dün neler söyledin,
Ey yürek,
 
Hesaplaşmadın kendinle,
Unuttun sözlerini, unutmuş gibi yaptın,
Sakladın, gözlerinden yayılan şeytanca pırıltıyı
Yüz artık yüzünün sahte derisini,
Orada inleyen sensin,
Duy artık ağlatan nağmeleri,
Mazide, ebet de sensin.
Korkma,
En erken ölenler den olma,
Ey yürek,
 
Önünde dizlerinin bağı çözülen zalimlere,
Sahanda iki yumurtayla doyacak midene,
Kuş tüyü yataklara,
Ayak altı etme kendini
Ey yürek,
 
Halep’ten şekere gelen sinekler,
Mahşerde seni terk edecekler
Satın aldığın dostluklara vur hançerini,
Gözlerinle, dilinle, elinle savur,
Dön kendine ,
Perçinlen ey yürek,
 
Kuru şiltede göreceğin rüya,
Sabinin gözlerinde hayat,
İçinde bulacağın sen,
Sen yiğitçe ayakta dur,                                  
Başın dik, verilecek hesabı olmayan,
Korkma,
En erken ölenlerden olma
Ey yürek..  

 


MEÇHULDEKİ O’NA

 
Senin için damla damla ter dökmeliyim,
Anamdan emdiğim fitil fitil,
Burnumdan gelmeli,
İliklerimde dolaştırıp sevdanı,
İçime sindirmeliyim,
Ekmeğe buğday,
Suyuma pınar etmeliyim,
Rençperin olup,
Toprağıma ekmeliyim,
Başak başak gözlerimde yeşertmeliyim,
Binlerce yıllık tarihlerden adını seçmeliyim,
Serçenin kanadında uçalım desen,
Seninle gelmeliyim,
Dağlara ferman istesen,
Volkana girmeliyim,
Nazarını görmeye can vermeliyim,
Kalk ölüme gidelim desen,
Düğün, dernek kurarım, gelirim ardın sıra,
Sormam ama, sevdiğini bilmeliyim....

DUVAR
 
Duvarın öte yanı,
Seni koyduğum yer,
Ne gözüm görür, ne elim yeter,
Bağırsam duyuramam,
Fısıltı, belki fısıltıyla duyarsın,
Duvarlar yalnızlığı başlatır demiş şair,
Yalan,
Duvarla dost oldum,
Öte yanında sen,
Hasretinle yanında alışmak,
Gözlerinle hayalde buluşmak,
Fısıltın, sevgi karları yağdırır,
Duvarın bir yanında ben, öte yanında sen,
Hasretimiz duvarla sürer,
Ya da duvarsız biter...
 


SIRRI ÇINAR
 
VAR AMA
Dilsiz ve sağır,
Anlatacağı çok şey var,

Gözlerine mil çekilmiş,
Gördükleri, görecekleri var,

Duyguları demir örslerde dövülmüş,
Ağlayacak dertleri var,

Kadifeden yelkenli esir gemisi gönlün
Getirdiği güvercinleri var.

Takvimsiz asır geçirdi,
Sancılı seneleri var,

Savaşların atlı öncüsü,
Çekilmez korkuları var,

Altın kaplamalı hançer,
Tenekeden kını var,

Masal kahramanı dev,
Titreyen dizleri var,

Hiç sönmeyecek kor ateş,
Üstünde külleri var,

Saltanat süren asil,
Ödenmemiş diyeti var,

Sevda büyücüsü,
Çelimsiz yüreği var,

Raftaki kalın kitap,
Bomboş sayfaları var,

Gördüklerin aldatmasın,
Gözlerin görmeyeceği daha neler var,

Var ama......
Daha neler var.....

KIZIMA

Kökler uzadı, deldi dünyayı ortasından

Gücünü adından aldı,

Saadet kuşağı omuzlarımdan,

Bin asırlık sevdaya salındı...

 

Kehribar sarısı o güzel anne,

Riya, yalan yok,

Sahte duygulara müebbet vermiş,

Ferman çıkarmış yedi düvele,

Analık sehpasında,

Kangren sevdaları germiş..

Babayla sabah, zor olur bu gece,

Yüreği kartallara yakışırca vurur,

Vuslat hazzını çarpınca yüz bin kere,

Bundan öte sevdalara,

Nurlar yol bulur..

Anamdan aldı adını,

Süsledi öz anasıyla,

Bin yıllık ufuk koyar göz karasıyla ,

Atamdan gelen miras hayallere,

Meydan okuyacak,

Canhıraş  senelere...

 

Bir gün belki, heyecan boğazında kavrulur,

Yüreğinde otağ kurar biçimsiz hasret,

Yıkılmaz, köklere insaf eder sarılır,

Allah, kuran, peygamber,

Ana,baba, o kutsal mabet

 

Bir şükür tufanı koptu,

Sallandı yer gök,

Sonsuza ulaşmak adına,

Yarından da öteye,

Geçtik bütün karanlığı,

Ortasındayız nur sarayının,

Aydınlığa daldık...

 

Bir takdiri ilahi, servetler haktan

Bu günün güzelliğine bin güzellik gelecek

Tefekkür eder nurum, düşmez takatten

En zor gününde,

Kucaklar açılacak şifreler çözülecek


SIRRI ÇINAR


BEKLEMEK

Hüzün bahçelerine bilseniz neler gömdüm,
Orada gülmek yasak, sihir bozulur,
Açan kader çiçeklerini tek renk gördüm,
Orada tebessüm yasak,
Filizler sararır, kurur,

Yürekten şahlanır özlem,
Dudaklardan bahçeye dökülür,
Her çiçek isyanda, eder sitem,
Orada her mevsim hazan vurur,
Kökler sökülür,

Alırsın kokusunu hasretin,
Kokladın mı tek renk çiçeği,
Dakikayı bin yıl sayarken beklersin geleceği,
Beklemekten yorgun düştün,
Usandırır hasretin,


Beyaz saçlar arasında,
Köhnedi sevda, eskidi hasret,
Çileyle örülen yıllar bitiyor,
Ömrün son yoklamasında,
Günler geçip, geçip gidiyor...
SIRRI ÇINAR


 
UNUTMAK

Unutmak;
Özlemin üstüne kum serpmekten başka ne?
Esti mi hayatın sam yeli, lodosu veya poyrazı,
Ya da elinin tersiyle vurdun mu şöyle,
Bir bakarsın,
Çıplak,
Hazin,
Zalimce çıkar mazi.....

Dün geçmiştir,
Gelecek meçhul, karanlık,
Unutuldu sanılan günler bir, bir dirildi,
Acı bir eyvah sesiyle pişmanlık verince salık,
Koca dev devrildi,
Yer inledi,
Gök dinledi...

Unutmak;
Sabrın yeni hatıralarla sarılması,
Kaderin oyununda alınan son rol,
Bitti oyun,
En geniş mekanlarda hücre soluması,
Unutmak;
Hafızayla sevdanın, bitmeyen kavgası......

 
HİÇ

Bir karabasandı yüreğimde sevdan,
Bir can alış, bir hıçkırık, bir hiç,
Yaralı av gibi, avcıya düşman,
Bir yakarış, bir ızdırap, bir hiç.