|



 |
TEMEL AYIRICI ÖZELLİK; ŞAHSİYET
Sosyal, siyasi, ekonomik ve insanla ilgili her türlü problemin
varlığında ve çözümünde temel faktör insanın ürettiklerinin
tamamı yani inandıkları, davranışları, düşünceleridir. Bunlar
genel kapsayıcı kavram ve tanımlamalardır. Bu genel kapsayıcının
altında yatan ise insanın kazanımlarıdır. Bu kazanımlar, doğduğu
andan itibaren başlayan öğrenmeyle edinilen birbirine bağlı
gelişen algılama, anlama, muhakeme etme, yorumlama, taklit
etmeyle, yaratılış ve genetik özelliklerinin, beslenme, sosyal
ve fiziki çevrenin kattıklarıyla tamamlanır. Boyu, rengi,
ağırlığı, görüntüsü, cinsiyeti gibi dıştan görünen
özellikleriyle algılanan insanı asıl insan yapan ise
kazanımlarıyla elde ettiği ayırıcı özelliği olan “şahsiyetidir”.
Kişilik olarak da adlandırdığımız şahsiyet özellikleri bireyin
gerek kendi yaşamını gerek sosyal ilişkilerini belirleyen,
yönlendiren, eğilimlerini, arzularını, isteklerini, inançlarını,
inandıklarını yaşama geçirme düzeyini, davranış ve
düşüncelerinin tamamının belirleyicisidir.
Şahsiyet genellikle olumlu anlamda kullanılır. Olumsuz bir
şahsiyetten söz edilirken şahsiyetsiz gibi bir nitelemede
bulunulur. Oysa her durumda var olan “şahsiyettir”. İyi olan da
olmayan da şahsiyettir. Ancak konuşmalarda ve algılamada
“şahsiyetli” nitelemesine olumlu anlam yüklenir. Peki, ne
anlatılmak istenir? Nedir “şahsiyetli” olmak? Bunun cevabı her
birey için değişir. Çünkü birey akıl, idrak ve nefsinin bilgi ve
zihninde oluşturduğu kurallara göre sentezleyerek oluşturduğu
düşünce ve davranışlarına bağlıdır. Ancak, genel sosyal
kurallar, din temelli kurallar, ahlaki yargılar “şahsiyetli”
insan tipinin en belirleyici olanlarıdır. Bireye göre cevabın
farklılığını “altının kıymetini sarraf bilir” özdeyişinin
anlamında bulmak mümkündür. Yalan söylememek, sözü özü bir, hak
yememek, hakkı hak teslim etmek, doğruyu çekinmeden söylemek,
başkalarının her türlü değerine saygılı olmak, düşünce ve
davranışların beklentilere cevap verecek şekilde istikrarlı
olmak, değerlendirme ölçütlerinin belirliliği, özgüveni, sosyal
sorumluluk anlayışı, bulunduğu yere güç veren ve anlaşılır olma
düzeyi bireyin “şahsiyetli” olduğu düşüncesini doğurur.
Günlük konuşmalarda “çok önemli şahsiyet” diye bir tanımlama
vardır. Genellikle bu tanım kişinin makam, mevkii gibi
özelliklerine, elinde bulundurduğu güç nispetine uygun olarak
kullanılır. Oysa kişinin bulunduğu makam, mevkii ve gücünü nasıl
kullanacağı oluşturduğu şahsiyetine bağlıdır. Şahsiyet
sorgulaması yapmadan bulunduğu düzeye göre değerlendirme yapmak
ve “önemli şahsiyet” payesini vermek sonu yanılgılarla bitecek
sağlıksız bir yargıdır. Gerek bireysel gerek sosyal yaşamı
etkileme konumunda bulunan siyasetçi, yazar, gazeteci, yönetici,
din görevlisi, akademisyen, sanatçı, televizyon programcısı,
eğitim-öğretimden sorumlu olanlar bu sağlıksız yargılamalarla
değerlendirildiği için toplum hüsrana uğramaktan kendini
koruyamıyor.
Ülkemizde “şahsiyetli” insan yetiştirmek için özel bir
gayretimiz olmadığı gibi şahsiyeti zedeleyici, yok edici yani
“şahsiyetsiz” birey yetiştirdiğimizi artık kabul etmenin zamanı
gelmiştir. Bu yüzleşmeyi yapmadan siyasetçiden, yöneticiden,
sistemden şikâyet etmenin, tartışmanın bizi doğru zemine
taşımayacağı açıktır. “Köprüden geçinceye kadar ayıya dayı
diyeceksin “, “gemisini yürüten kaptandır”,”el öpmekle dudak
eskimez” ,”gelen ağam giden paşam”,“biz ve ötekiler” diyen
bireyin, konuşmalarıyla yaptıkları birbiriyle çelişen ve emir
komuta altındaki siyasetçinin, siyasi görüş taraftarlığının
dışında özellik kazanamayan akademisyenin, kişisel ihtiras,
menfaat peşinde koşan gazeteci, televizyoncunun, her gelen
iktidardan makam kapma yarışında olan bürokratın, cemaat
taassubundan kurtulamayan yazarın şahsiyetli olduğunu kim
söyleyebilir?
Ailede başlayıp, sokakta, okulda, askerlikte ve iş yaşamında
devam eden şahsiyet törpülenmesinin sonucu oluşan
şahsiyetsizliğe çeşitli kılıflar bulmakta da usta bir toplumla
karşı karşıyayız. Töre, gelenek, ideoloji, parti ve cemaat
taassubuna sığınarak gizlenmeye çalışılan şahsiyetsizlik her
geçen gün bir başka şekilde körüklenmektedir. Kendini
vazgeçilmez gören ve fütursuzca davranışlar gösteren zihninden
geçenleri saklamayı becerebilenlere yakıştırılan şahsiyetli
sıfatını ellerinden alınmadığı sürece bu oyun devam edip
gidecektir. Sistem olarak şahsiyetli birey üretilemediğine göre
bireysel gayretlerle bunu yapmaktan başka çare yoktur. İlk
yapılacak ise şahsiyetli davranıp doğruları objektif
değerlendirmelerle tespit edip ve bu doğruları haykırmaktır.
Sırrı Çınar |



 |