SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

SADAKAT 


Merhum Aşık Veysel ; benim sadık yarim kara topraktır derken acaba neler düşünmüştü? Sadık bir insan bulamamanın sıkıntısı mıydı? İnsanların sadık olamayacaklarını mı anlattı, bilmiyoruz. Halk kahramanlarının hayatlarında göze çarpan en önemli özelliklerden biri sadık olmalarıdır. Milletine, devletine, yakınlarına, yaptığı işe, aş yediği mekana sadakat, şiarları olmuştur. Şartların gereğini yerine getirmelerinde en büyük motivasyon kaynakları da sadakat değil mi? Aksi halde; ölmek, öldürmek, aç kalmak, soğukta yatmak nasıl mümkün olurdu? İmanın kaynağında da sadakat yok mu? Allah’ın sıfatlarından biri “sadık olan” değil mi? Kendimizi bütün çıkarlardan ve benlikten soyutlayıp, bir-kaç dakika düşünürsek, hayatımızı üzerine kurduğumuz bu yüce duygu ve davranışa ne kadar sahip olduğumuzu görmez miyiz?
 

Ne acıdır ki; güzel alışkanlıklara sahip milletimize sirayet eden düşünce aldatması sadakatimizi yok etmek üzeredir. Bunun adını güvensizlik, komplocu, taraflı, yalan, politika koyanlar var. Hepsini tek kelime özetliyor; sadakatsizlik. Komplo teorileri, paranomanyaklık derecesinde beyinlerimize nakş olmuş. Hiçbir gelişmeyi çıplaklığıyla değil, arkasında olması muhtemel veya olmayacak komplolar içinde düşünüyoruz. Kamu görevlilerine, milletvekillerine, siyasetçilere, gazetecilere, iş adamlarına hatta hayır kurumlarının yöneticilerine olan güvensizliğin sebebi ne? Alış-veriş yapılan mağazada, binilen takside, gidilen karakolda, tutulan tutanakta, verilen mahkeme kararlarında aldatıldım düşüncesini kim yaydı? Ülke meselelerinde dış güçleri, en küçük gelişmenin arkasında çıkar ilişkilerini aramak ne kadar ahlaki ve doğrudur? İnsanları , kurumları, kitleleri zan altında tutmak, ben öyle düşünüyorum diyerek sıyrılmak iftira değil midir? Her gün oturulan her mekanda birileri hakkında zanları ifade etmek dedikodu değil midir.?
 

Yeter, hem de yüksek sesle yeter demek gerek mi yor mu? İnsanların samimi olabileceği, hiçbir şahsi çıkar gözetmeksizin bir başka insana, kuruma, kitleye yardım edebileceği artık anlaşılmalı. Şüpheciliği, paranomanyak seviyesine çıkarmanın bir hastalık olduğu unutulmamalı. Maddi çıkar, makam, mevki sevdalısı olmayan idealleri arkasında fütursuzca koşan samimi kişiliklere saygı duyulmalı. Kendini nasıl bilirsen, başkasını da öyle düşünürsün özdeyişini unutmamak lazım. Başkası hakkında söylenen her kötü söz, her kötü düşünce, sahibinindir.
 

Babanın oğluna, ananın kızına, patronun personeline, amirin memura güvenmemesi tek taraflı değildir. Bu güvensizlik, dalga-dalga yayılarak her kesime ve ülkeyi idare edenlere kadar ulaşmaktadır. Çalıştığı kuruma, taşıdığı düşünceye, birlikte olduğu insanlara(arkadaş dediğine), üzerinde yaşadığı topraklara sadık olmayan bir insanın yargıları artık itibar görmemeli. Birilerinin sus, konuşma demesinin vakti geçiyor. Yorumlar, karalamalar, çamur atmalar, iftiralar, komplo teorileri ayyuka çıktı. Öküzü kaldırıp, altında buzağı arayanların saygı , itibar görmemesi gerektiğini düşünüyorum. Makamı, mevkisi, yaptığı iş, aldığı sorumluluk ne olursa olsun sadık davranamayanların ihanet ve gaflet içinde olduklarını söylüyorum. Kahramanlar, sadık olur. En büyük kahramanlık sadakattir. Kahramanlara, yapayalnız kalsalar da yalnızlığa sadık olanlara ne mutlu...

Sırrı Çınar



 


 


 


 






 
 

 


 


 


 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com