|


|
SADAKAT
Merhum Aşık Veysel ; benim sadık yarim kara topraktır derken acaba neler
düşünmüştü? Sadık bir insan bulamamanın sıkıntısı mıydı? İnsanların sadık
olamayacaklarını mı anlattı, bilmiyoruz. Halk kahramanlarının hayatlarında
göze çarpan en önemli özelliklerden biri sadık olmalarıdır. Milletine,
devletine, yakınlarına, yaptığı işe, aş yediği mekana sadakat, şiarları
olmuştur. Şartların gereğini yerine getirmelerinde en büyük motivasyon
kaynakları da sadakat değil mi? Aksi halde; ölmek, öldürmek, aç kalmak,
soğukta yatmak nasıl mümkün olurdu? İmanın kaynağında da sadakat yok mu?
Allah’ın sıfatlarından biri “sadık olan” değil mi? Kendimizi bütün
çıkarlardan ve benlikten soyutlayıp, bir-kaç dakika düşünürsek, hayatımızı
üzerine kurduğumuz bu yüce duygu ve davranışa ne kadar sahip olduğumuzu
görmez miyiz?
Ne acıdır ki; güzel alışkanlıklara sahip milletimize sirayet eden düşünce
aldatması sadakatimizi yok etmek üzeredir. Bunun adını güvensizlik,
komplocu, taraflı, yalan, politika koyanlar var. Hepsini tek kelime
özetliyor; sadakatsizlik. Komplo teorileri, paranomanyaklık derecesinde
beyinlerimize nakş olmuş. Hiçbir gelişmeyi çıplaklığıyla değil, arkasında
olması muhtemel veya olmayacak komplolar içinde düşünüyoruz. Kamu
görevlilerine, milletvekillerine, siyasetçilere, gazetecilere, iş adamlarına
hatta hayır kurumlarının yöneticilerine olan güvensizliğin sebebi ne?
Alış-veriş yapılan mağazada, binilen takside, gidilen karakolda, tutulan
tutanakta, verilen mahkeme kararlarında aldatıldım düşüncesini kim yaydı?
Ülke meselelerinde dış güçleri, en küçük gelişmenin arkasında çıkar
ilişkilerini aramak ne kadar ahlaki ve doğrudur? İnsanları , kurumları,
kitleleri zan altında tutmak, ben öyle düşünüyorum diyerek sıyrılmak iftira
değil midir? Her gün oturulan her mekanda birileri hakkında zanları ifade
etmek dedikodu değil midir.?
Yeter, hem de yüksek sesle yeter demek gerek mi yor mu? İnsanların samimi
olabileceği, hiçbir şahsi çıkar gözetmeksizin bir başka insana, kuruma,
kitleye yardım edebileceği artık anlaşılmalı. Şüpheciliği, paranomanyak
seviyesine çıkarmanın bir hastalık olduğu unutulmamalı. Maddi çıkar, makam,
mevki sevdalısı olmayan idealleri arkasında fütursuzca koşan samimi
kişiliklere saygı duyulmalı. Kendini nasıl bilirsen, başkasını da öyle
düşünürsün özdeyişini unutmamak lazım. Başkası hakkında söylenen her kötü
söz, her kötü düşünce, sahibinindir.
Babanın oğluna, ananın kızına, patronun personeline, amirin memura
güvenmemesi tek taraflı değildir. Bu güvensizlik, dalga-dalga yayılarak her
kesime ve ülkeyi idare edenlere kadar ulaşmaktadır. Çalıştığı kuruma,
taşıdığı düşünceye, birlikte olduğu insanlara(arkadaş dediğine), üzerinde
yaşadığı topraklara sadık olmayan bir insanın yargıları artık itibar
görmemeli. Birilerinin sus, konuşma demesinin vakti geçiyor. Yorumlar,
karalamalar, çamur atmalar, iftiralar, komplo teorileri ayyuka çıktı. Öküzü
kaldırıp, altında buzağı arayanların saygı , itibar görmemesi gerektiğini
düşünüyorum. Makamı, mevkisi, yaptığı iş, aldığı sorumluluk ne olursa olsun
sadık davranamayanların ihanet ve gaflet içinde olduklarını söylüyorum.
Kahramanlar, sadık olur. En büyük kahramanlık sadakattir. Kahramanlara,
yapayalnız kalsalar da yalnızlığa sadık olanlara ne mutlu...
Sırrı Çınar |

 |