| |
NE OLDU BİZE?
Son yirmi yıldır ülkemizde sosyal değişimler, dünyaya paralel olarak çok
hızlı yaşanıyor. Aslında çok hızlı tanımlaması bile karşılamıyor bu
değişimi. Bu yirmi yılın son beş yılı ise bir araştırmanın başlayıp
sonuç alınacağı süreyi beklemeden değişim yaşanıyor. Yani ne olduğunu
anlamadan bir değişim. Bu değişimi “ne oldu bize” diye sorgularken
neleri kaybettiğimiz bütün çıplaklığıyla yüzümüze vuruyor. Kapitalizm,
liberalizm en vahşi taraflarıyla yaşanıyor. Kuralsızlık, ölçüsüzlük ve
çıkara dayalı bir yaşamla çevrili olan bir Türkiye’ye doğru koşar
adımlarla yol alıyoruz. Ekonomik sistemin getirdiği, dayattığı ve
ardından iletişim organlarıyla desteklenen “ekonomi bir amaçtır”
düşüncesi, insana ve milletimize has o yüce duyguyu ötelememize hatta
yok saymamıza vardırdı. Oysa ekonominin diğer adıyla çıkarın amaç değil
de, insanca yaşama doğru bizi götüren bir “araç” olarak kabul ettiğimiz
yılları yaşayanlar, araç ve amaç arasındaki farkı daha çıplak
görebilirler. O günleri yaşamayanlar yani şu anda yirmi beş yaşından
küçük olanların sosyal yaşamı algılama biçimi çok ürkütücü ve tehlike
çanlarını çalarak karşımıza dikiliyor. Çok sık dile getirdiğim “popüler
kültür” kavramı içinde yok olup giden insana ve milletime has o güzel
parçaları gördükçe üzülmekten öte bir şey yapamamanın ızdırabını
yaşıyoruz.
Ne oldu bize? Sebepleri ve sonuçları bilinse de, yine sormaktan
alıkoyamıyoruz kendimizi. Kan bağı, komşuluk, arkadaşlık, dostluk,
hemşerilik, aynı okuldan mezun olma, aynı yerde askerlik yapma, aynı
siyasi görüşe mensup olma gibi ortak taraflarımızı ön plana çıkararak
sağladığımız sosyal dayanışma, paylaşım, birlikte yaşama düşüncelerinin
yok oluşunu nasıl içimize sindiriyoruz? Bir birimizi arayıp sormamakla,
gidip gelmemekle, sadece çıkar ilişkisi içine girmekle, sevgiyi
kaybetmekle, insana insan olduğu için değer vermemekle MUTLULUĞU MU
yakaladık? Kapitalist ve liberal sistemlerin sosyal yaşam üzerindeki
olumsuzluklarını yaşayan toplumların ne halde olduğunu görmememiz için
duyu organlarımız mı köreltildi? Hangi ev eşyası, hangi otomobil, hangi
ev, hangi elbise ziyaretine gidilen bir yaşlının, hastanın yaşadığı ve
yaşattığı duyguları bize tattırır? Hangi maddi varlık yada makam,
mevkii, unvan dost sohbetindeki hazzı yaşatır? Sevgisini kaybetmek,
ötelemek, farkında olmamak için verilen mücadele sonucu elde edilen
yaşam, o yaşamın içindeki herhangi bir maddi varlık olmamızı sağlamadı
mı? Yani, insani özelliklerimizi kaybettikten sonra, parayla satın
alınan bir koltuktan, bir otomobilden, bir ev eşyasından ne farkımız
kalıyor, düşündük mü? Karşımızdaki kişiye, “sen çıkarlarıma hizmet
ettiğin sürece, paran, makamın, mevkiin, unvanın olduğu sürece
değerlisin” derken, bu mesajı verirken, aynı cevabı karşımızdakinden
almamız halinde üzülmüyor muyuz? Üzülmek, sevinmek, ağlamak, gülmek gibi
insani duyguları sadece çıkarlarımız söz konusu olduğunda dile
getirmekten sıkılmıyor muyuz?
Bir zamanlar bir çok yerde asılı olan bir söz vardı. “Bugün Allah için
ne yaptın” diye. Akşam eve döndüğümüzde hiç soruyor muyuz kendimize,
“bugün sevgi, merhamet, dostluk, paylaşım, yani insanca ne yaptım” ?
Karşılığında çıkar gözetmeksizin, para karşılığı yaptığımız görevin
dışında, sadece ve sadece insan olmaktan dolayı neler yaptım diye
sormaya cesaret edebiliyor muyuz? Bu soruları sorduğumuzda en azından bu
soruya dürüstçe, yalansız cevap verebiliyor muyuz? Daha önce bir çok
yazımda temas ettiğim, “benim dışımda ötekiler kötü”, “ben doğru
yaşıyorum ama ötekiler yanlış yaşıyor” gibi savunma mekanizmalarını
devreye sokmadan, yiğitçe cevap verebiliyor muyuz? Bencil
duygularımızdan sıyrılıp, olaylara, ilişkilere yukardan bir yerden bakma
yeteneğini gösterip, nesnel değerlendirmeler yapabiliyor muyuz?
Dostluklar rafa kalktı, arkadaşlıklar çöpe atıldı, komşuluklar
buharlaştırıldı, akrabalıklar yeraltına gömüldü de ne kazandık. O ki
temel duygu çıkar ise, çıkar ölçüsü içinde baksak da ne kazandık diye
sorsak kendimize. Komşularla içilmeyen bir kahvemi karımız oldu,
akrabalara edilmeyen bir telefon ücretimi yoksa? Dosta giderken
harcayacağımız yol parası mı? Selam verirken harcayacağımız enerji mi?
Bunlar mı karımız? Ya kaybettiğimiz; kaybettiğimiz mutluluğumuz,
insanlığımız, geleceğimiz, ruhsal dengemiz ve koca bir ömrümüz, gelecek
nesillerimiz. İyi ve kötü günde birlikte olabileceğimiz diğer insanlar.
Yarın geç olabilir, bu günden kendimize çeki düzen versek; acaba
başaramaz mıyız? Birleri on, yüzleri bin yapsak ve insani olan değerleri
ön plana çıkarsak. Dostları, arkadaşları, akrabaları arayıp sorsak. Sizi
seviyorum, benim için değerlisiniz desek. Derdiniz mi var, neşeniz mi
var diye sorsak, onlara ortak olsak. Komşunun çocuğunun gözündeki
masumiyeti fark etsek. Mutluluğu yakalasak, milletimize ait o güzel
duyguları ortaya döksek ve insanca yaşasak.
Çok mu zor?
SIRRI ÇINAR
 |
|