SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

NE OLDU BİZE?



Son yirmi yıldır ülkemizde sosyal değişimler, dünyaya paralel olarak çok hızlı yaşanıyor. Aslında çok hızlı tanımlaması bile karşılamıyor bu değişimi. Bu yirmi yılın son beş yılı ise bir araştırmanın başlayıp sonuç alınacağı süreyi beklemeden değişim yaşanıyor. Yani ne olduğunu anlamadan bir değişim. Bu değişimi “ne oldu bize” diye sorgularken neleri kaybettiğimiz bütün çıplaklığıyla yüzümüze vuruyor. Kapitalizm, liberalizm en vahşi taraflarıyla yaşanıyor. Kuralsızlık, ölçüsüzlük ve çıkara dayalı bir yaşamla çevrili olan bir Türkiye’ye doğru koşar adımlarla yol alıyoruz. Ekonomik sistemin getirdiği, dayattığı ve ardından iletişim organlarıyla desteklenen “ekonomi bir amaçtır” düşüncesi, insana ve milletimize has o yüce duyguyu ötelememize hatta yok saymamıza vardırdı. Oysa ekonominin diğer adıyla çıkarın amaç değil de, insanca yaşama doğru bizi götüren bir “araç” olarak kabul ettiğimiz yılları yaşayanlar, araç ve amaç arasındaki farkı daha çıplak görebilirler. O günleri yaşamayanlar yani şu anda yirmi beş yaşından küçük olanların sosyal yaşamı algılama biçimi çok ürkütücü ve tehlike çanlarını çalarak karşımıza dikiliyor. Çok sık dile getirdiğim “popüler kültür” kavramı içinde yok olup giden insana ve milletime has o güzel parçaları gördükçe üzülmekten öte bir şey yapamamanın ızdırabını yaşıyoruz.

Ne oldu bize? Sebepleri ve sonuçları bilinse de, yine sormaktan alıkoyamıyoruz kendimizi. Kan bağı, komşuluk, arkadaşlık, dostluk, hemşerilik, aynı okuldan mezun olma, aynı yerde askerlik yapma, aynı siyasi görüşe mensup olma gibi ortak taraflarımızı ön plana çıkararak sağladığımız sosyal dayanışma, paylaşım, birlikte yaşama düşüncelerinin yok oluşunu nasıl içimize sindiriyoruz? Bir birimizi arayıp sormamakla, gidip gelmemekle, sadece çıkar ilişkisi içine girmekle, sevgiyi kaybetmekle, insana insan olduğu için değer vermemekle MUTLULUĞU MU yakaladık? Kapitalist ve liberal sistemlerin sosyal yaşam üzerindeki olumsuzluklarını yaşayan toplumların ne halde olduğunu görmememiz için duyu organlarımız mı köreltildi? Hangi ev eşyası, hangi otomobil, hangi ev, hangi elbise ziyaretine gidilen bir yaşlının, hastanın yaşadığı ve yaşattığı duyguları bize tattırır? Hangi maddi varlık yada makam, mevkii, unvan dost sohbetindeki hazzı yaşatır? Sevgisini kaybetmek, ötelemek, farkında olmamak için verilen mücadele sonucu elde edilen yaşam, o yaşamın içindeki herhangi bir maddi varlık olmamızı sağlamadı mı? Yani, insani özelliklerimizi kaybettikten sonra, parayla satın alınan bir koltuktan, bir otomobilden, bir ev eşyasından ne farkımız kalıyor, düşündük mü? Karşımızdaki kişiye, “sen çıkarlarıma hizmet ettiğin sürece, paran, makamın, mevkiin, unvanın olduğu sürece değerlisin” derken, bu mesajı verirken, aynı cevabı karşımızdakinden almamız halinde üzülmüyor muyuz? Üzülmek, sevinmek, ağlamak, gülmek gibi insani duyguları sadece çıkarlarımız söz konusu olduğunda dile getirmekten sıkılmıyor muyuz?

Bir zamanlar bir çok yerde asılı olan bir söz vardı. “Bugün Allah için ne yaptın” diye. Akşam eve döndüğümüzde hiç soruyor muyuz kendimize, “bugün sevgi, merhamet, dostluk, paylaşım, yani insanca ne yaptım” ? Karşılığında çıkar gözetmeksizin, para karşılığı yaptığımız görevin dışında, sadece ve sadece insan olmaktan dolayı neler yaptım diye sormaya cesaret edebiliyor muyuz? Bu soruları sorduğumuzda en azından bu soruya dürüstçe, yalansız cevap verebiliyor muyuz? Daha önce bir çok yazımda temas ettiğim, “benim dışımda ötekiler kötü”, “ben doğru yaşıyorum ama ötekiler yanlış yaşıyor” gibi savunma mekanizmalarını devreye sokmadan, yiğitçe cevap verebiliyor muyuz? Bencil duygularımızdan sıyrılıp, olaylara, ilişkilere yukardan bir yerden bakma yeteneğini gösterip, nesnel değerlendirmeler yapabiliyor muyuz?

Dostluklar rafa kalktı, arkadaşlıklar çöpe atıldı, komşuluklar buharlaştırıldı, akrabalıklar yeraltına gömüldü de ne kazandık. O ki temel duygu çıkar ise, çıkar ölçüsü içinde baksak da ne kazandık diye sorsak kendimize. Komşularla içilmeyen bir kahvemi karımız oldu, akrabalara edilmeyen bir telefon ücretimi yoksa? Dosta giderken harcayacağımız yol parası mı? Selam verirken harcayacağımız enerji mi? Bunlar mı karımız? Ya kaybettiğimiz; kaybettiğimiz mutluluğumuz, insanlığımız, geleceğimiz, ruhsal dengemiz ve koca bir ömrümüz, gelecek nesillerimiz. İyi ve kötü günde birlikte olabileceğimiz diğer insanlar.

Yarın geç olabilir, bu günden kendimize çeki düzen versek; acaba başaramaz mıyız? Birleri on, yüzleri bin yapsak ve insani olan değerleri ön plana çıkarsak. Dostları, arkadaşları, akrabaları arayıp sorsak. Sizi seviyorum, benim için değerlisiniz desek. Derdiniz mi var, neşeniz mi var diye sorsak, onlara ortak olsak. Komşunun çocuğunun gözündeki masumiyeti fark etsek. Mutluluğu yakalasak, milletimize ait o güzel duyguları ortaya döksek ve insanca yaşasak.
Çok mu zor?

SIRRI ÇINAR


 


 


 


 


 






 
 

 


 


 


 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com