| |
Milli Eğitimde Müfredat
Değişikliği
Sistem parçalardan oluşan ve bu parçalar arasında ilişki olan
organizmalar diye basitçe tanımlandığında Milli Eğitim sisteminin içinde
“Yeni Müfredat uygulamasını” tek başına değerlendirirken çok
zorlanacağımız açıktır. Çünkü karşımızda devasa bir sistem var. Bütün
parçaları bir kenara bırakıp sadece müfredat değerlendirmesi
yaptığımızda “asıl yanlışları” yapanların düştüğü duruma düşeriz.
Eğitimde en önemli olan tek başına müfredat mı? Tek başına öğretmen mi?
Tek başına öğrenci mi? Tek başına okul mu? Tek başına aile mi? Tek
başına kitaplar mı? Tek başına sınavlar mı? Ve Eğitimde en önemli olan
tek başına Ankara, İzmir, İstanbul ve diğer büyük şehirlerin belli
semtlerindeki çocukların eğitimi mi? Tabi ki bütün bu soruların cevabı
“hayırdır” yani eğitimde en önemli olan konuları sıralarken ancak
alfabetik sıralama yapabiliriz. Önem sırası diye bir sıralama olamaz.
Ama bütün bu etkenlerin odaklandığı “öğrenciler” vardır ki bunun önemi
diğer etkenlerin buna yönelik olmasındandır.
Bu etkenlerin hiç birisi homojen bir yapı göstermezler. Hepsi çok farklı
özellikler gösterir.
Yeni müfredat hazırlanırken yapılan en belirgin eksiklik, ülkenin
tamamını homojen olarak düşünmek ve bu homojen yapının büyük kentlerde
bazı semtlerde toplanan öğrenci, veli, öğretmen ve okul profili olarak
düşünülmesidir.
Bireyin bilgi birikiminin oluşması, öğrenme yöntemlerini bilmesi,
araştırma yapma yeteneğinin şekillenmesi, kendini ifade edebilme
özelliği, özgüveni, metotlu düşünme yeteneğini oluşturması, algılaması
ve öğrendiklerini uygulaması o bireyin sosyal, ekonomik seviyesi, aile,
çevre, beslenme, çocukluk dönemi ve genetik özellikleriyle bağıntılıdır.
Bu bağıntıları yok sayarak yeni bir model oluşturmak, o modelin en
başından uygulanmayacağını kabul etmek ya da o modelin
başarısızlıklarının görmezden gelineceğinin peşinen kabul edilmesi gibi
yeni bir model oluşturma amaçlarına aykırı düşmektedir.
Yeni modelle müfredat değişikliği Milli Eğitim Sistemimize yeni bir
açılım yapma, çağı yakalama ve birey oluşturma düşüncesiyle gayet iyi
niyetle hazırlanmış olduğunu düşünmekteyiz. Ancak, ülke gerçeklerinin
göz ardı edilmesi bu iyi niyetin aynı doğrultuda iyi sonuçlar doğuracağı
anlamı taşımıyor. Yani, birey olmasını istediğimiz , özgüveni tam,
sorgulayan, analiz yapabilen ve öğrenmeyi bilen çocuklarımız yerine
beceriksiz, yaşamı tanımayan, bilgisiz, doğru düşünemeyen ve cahil
nesiller yetiştirme riskiyle karşı karşıyayız. Bu riski doğuran ana
etkenlerin özünde, çocuklarımız değil ne yazık ki aileler, öğretmenler
ve ülkemizin gerçekleri yatmaktadır.
Öğrenciye araştırma yapmasını öneren öğretmenin kendisi nasıl araştırma
yapacağını bilmezken, araştırma yapmayı düşünen çocuğun anne, babası
araştırmanın ne olduğunu bilmezken, araştırma yapılacak kitap,
kütüphane, internet gibi kaynaklara sahip değilken ve bu kısa dönemde
çözülmeyecek kadar büyük sorunlarla sarmalanmışken bu çocuğun araştırma
yaparak öğrenme olanağı yoktur. Bu çocuğa “direk bilgi” yüklemesi de
yapılmayınca ortada bilgisiz ama göz boyayan bir sistemin ürünü olarak
yaşamın ortasına atılmış “cahil” bireyi yetiştirmiş oluruz.
Araştırma yapması istenen, performans ödevi hazırlatılan, proje
yaptırılan bir ilk-orta öğretim öğrencisinin hangi şartlarda, hangi
ailede bunları yapacağı düşünülmemektedir. Anne ve babaların eğitim ve
öğretim durumları açık ve netken ilk-orta öğretimdeki bir çocuğun
ailesinden yardım almadan yapabileceği ne bir araştırma olabilir ne de
verilen performans ödevleri tamamlanabilir. Bir çok ödev ve araştırma
anne baba ve diğer aile bireylerince yapılıp, öğrenci hazıra konarak
sadece öğretmenin gözünü boyamakta, öğretmende sistemin gözünü
boyamaktadır. Lise öğrencilerine hazır proje satan yerleri tespit etmek
hiçte zor değil. Ulustaki Posta caddesine uğramanız yeterlidir.(Bunları
söylerken hayalinizde büyük kentlerdeki belli okul öğrencilerini değil,
varoşlarda, Anadolu’da, Sivas’ta, Kars’ta, Edirne’de ki aileleri,
okulları, çocukları ve imkanları canlandırın lütfen)
Bu öyle bir sistem ki öğretmen eksiklikleri bilinirken, ders ücreti
karşılığı öğretmenlerle , sözleşmeli öğretmenlerle açık kapatılmaya
çalışılırken, okullarda teknik ekipman, fiziksel şartlar eğitim yapmaya
uygun halde değilken araştırmaya, yönlendirmeye yönelik bu müfredatın
başarı şansı tabi ki olmayacaktır. Bu başarısızlığı dillendirecekler de
çıkmayacağı için ancak 40 yıl sonra birkaç nesil kaybedildikten sonra
“vah vahlar” başlayacaktır.
Her öğrencinin öğrenme şekli, yeteneği ve özelliği farklılık göstermekte
ve bu durum yeni müfredatın da çıkış noktalarından birini
oluşturmaktadır. Peki bir öğrencinin algılama düzeyi, öğrenme özelliğini
hangi öğretmen hangi ölçme değerlendirme yöntemine göre yapacaktır.
Okullardaki rehberlik hizmetlerinin gerçekliği karşısında bu tespiti kim
hangi ölçüde doğru belirleyecektir. Bir öğrencinin algılamasının içinde
yaşadığı ailesiyle, yaşadığı fiziksel ortamıyla da bağı olduğuna göre
biz hangi öğrencinin ailesinin hangi durumda olduğunu nasıl
belirleyeceğiz. Tek odalı bir evde beş kardeşiyle oturan bir çocuğun
algılamasını, öğrenme şeklini nasıl belirleyeceğiz.
Grup oluşturma çalışmalarında grubun nasıl çalışabileceğini çocuklara
anlatamayan öğretmenler ve sonrasında grubun çalışmasını sağlayacak
aileler grup çalışması hakkında ne biliyorlar ki , çocukları
yönlendirsinler. Büyük şehirlerdeki okullarda çok uzaklardan gelen
öğrenciler bulunmakta, kırsal bölgede ise ailelerin bir arkadaşın evinde
toplanarak ders yapma düşüncesine alışık değilken ve bu konuda herhangi
bir alt yapı oluşturulmamışken grup çalışması nasıl başarıya ulaşacak?
Verilen performans ödevlerinin öğrencinin tek başına yapması
imkansızken, çocuğa yardımcı olması gereken anne, babaların çocuğa ne
kadar yardımcı olabileceğini bir düşünelim. İşten yorgun gelen anne baba
burnundan soluduğu bir ortamda çocuğuna ne kadar yardımcı olabilir ki bu
yardımcı olabilecek anne baba için geçerli. Bir de eğitim ve öğretim
seviyesi düşük (Toplumun genelini bu grup oluşturmaktadır) anne baba
hangi becerisi ve bilgisiyle çocuğuna yardımcı olacak.
Okul kitaplarında ders konularıyla ilgili yapılacak araştırma ve
performans ödevleri projeler için istenenlerin büyük kentlerde bulması
bile zorken ve bütün bunlar maddi giderleri gerektirmekte iken bu
istenilen ölçülerde ödev, proje hazırlaması çocuktan nasıl beklenebilir?
Okullardaki fiziki durumu ve teknik ekipman ise bu müfredatın tam
dışındadır. Yani yeterli değildir. Bir okula bir projeksiyon cihazı
vermekle, göstermelik Bilgisayar laboratuarları kurmakla, internet
bağlantısı var demekle de olmuyor. Pratik uygulamalar bu müfredatın
uygulanmayacağını göstermektedir.
Bütün bunların üstüne ölçme değerlendirme şekli ne yazık ki bu açılıma
uygun düşmemektedir. Beden eğitimi, müzik, resim gibi özgüven oluşturan,
birey olma yolunda önemli açılımlar sağlayan derslerde bile aynı
yöntemlerle ölçme değerlendirme isteği bu müfredatta da mevcuttur.
Sonuç olarak, rehberlik hizmetlerinin yeterli seviyeye getirilmiş bir
sistem, öğrenciyi tanıyan, bilen, ailesini, yaşam koşullarını bilen bir
okul ve öğrenmeyi bilen, kendini yenileyen, kendisi bilgiye aç, şartları
iyileştirilmiş, öğretmen olduğunun farkında ve meslek içi yoğun
eğitimler verilmiş köklü öğretmenler, okullardaki teknik, fiziksel
şartlarla birlikte, bölgesel farklılıkların dikkate alındığı bir
yönetimin uzun vadeli planlamasıyla hayata geçirilebilecek bir müfredat
olarak anlamak gerektiğini düşünmekteyiz.
İyi niyetle yapılmış ancak ayakları havada kalan bu değişikliğin bu
uygulama biçimiyle amacına ulaşamayacağını bir kez daha yinelemekte
fayda görüyoruz.
Sırrı Çınar
 |
|