![]() |
SIRRI ÇINAR |
![]() |
|||||||
|
|
|||||||
|
|
|
|
|
||||
|
|
|
||||||
|
|
|
||||||
|
|
|||||||
|
|
|||||||
|
|
|||||||
|
MİLLETVEKİLİ NASIL
OLMALIDIR?
Milletvekili olmayı düşünenin ise bu sürecin sonucu elde edilenin çok önüne geçecek bilgi birikimi yapmaması gerekir.. Vasattan öteye geçmeli, okulda okuduğu kitaplar, iş hayatında öğrenmek zorunda kaldığı konuların dışına çıkarak, dünyada özel emeklerle ve yıllarca çalışılarak üretilen sonsuz bilgi deryasına dalmış ve kepçesiyle kısmetine düşeni almış olmalıdır. Vasat düzeydeki birinin gelişen dünyada ülkemizi götürebileceği yerde en fazla kendi düzeyi olacaktır. Kitap okumayan, araştırmayan, düşünmeyen, aktüeli takip etmeyen, felsefe, sosyal psikoloji, ekonomi, tarih gibi sosyal bilimleri bilen birinin kendini milletvekilliğine uygun görmesi ve seçilip milletvekili olması gerekir. Bilgiyle desteklenen yiğitliğin eksik kalan kısımları var. Bir milletvekili bu ülkede yaşayan nüfusun tamamının ve gelecekteki nüfusların bire-bir hayatını etkileyecek konumda, yetki ve sorumluluğunun bilincinde olması gerekir. Yasama organı meclisin kabul ettiği yasalarla ve hükümetin çıkardığı yönetmelik vbg. düzenlemelerle hayatımız direk etkilenmektedir. Suçu da onlar belirler, cezasını da, nasıl eğitim verileceğini de onlar belirler, nasıl inanılacağını da, nasıl memur olunacağını da onlar belirler, nasıl ölüneceğini de, nasıl evlenileceğini de onlar belirler, nasıl giyinileceğini de, ne kadar yemek yiyeceğini de onlar belirler, nerede ibadet edileceğini de… Yani hayatın her aşamasında, her yerde, her şekilde ne yapacağımızı, nasıl yapacağımızı ve yapmadığımızda cezasını hep yasama organı olan meclis, yani milletvekilleri belirliyor. Bir milletvekili bu kadar önemli bir iş yaptığının farkında olmalıdır. Vebal altında olduğunu bilmelidir. Akşam evine döndüğünde sofrasında bulunan yemeklerden bir lokma aldığında ülkesindeki açları düşünerek boğazına dizilmeli, yutamamalıdır. Yatağına yattığında, yapmadıkları veya değiştirmedikleri yasalar nedeniyle evinden, ailesinden uzakta çok zor şartlar altında yaşayanları düşünüp uyuyamamalıdır. Hastanedeki hastayı, hapishanedeki mahkumu, okuldan atılan öğrenciyi, evine ekmek götüremeyen işsizi, ailesinin baskısından bunalan genci, okuldaki öğretmeni, tarlada yatan çiftçiyi, emeği, göz nurunu, bürokratı düşünmeli, bu düşündüklerini anlamalı, yani empati yapabilmelidir. Vebalin farkında olması, empatiyle anlaması, üzerindeki ağır sorumluluğu hissetmesi gerekir. Bu saydıklarıma empati yapması için bir milletvekilin Türkiye’yi iyi tanıması gereklidir. Yani Ankara’da doğmuş, büyümüş, okumuş ve hala Ankara’da yaşayan birinin Ağrılı, Kastamonulu, Artvinli ya da Erzurumluyu tanıması, bilmesi, çözmesi nerdeyse imkansızdır. Türkiye homojen bir kültür yapısına sahip değildir. Yukarıdan baktığınızda aynı gibi gözükse de iller hatta ilçeler arasında kültür farklılıkları vardır. Yapılan bir düzenleme ise Hakkari’den Edirne’ye her yeri ve her insanı kapsıyor. Doğru yapıldığına inanılan yasal düzenlemenin etkisini her bölge ayrı hissedebilir. Ya da o bölgeyi hiç ilgilendirmeyebilir. İnsanını tanıyan, insanının ne yediğini, nasıl yaşadığını, neden hoşlandığını, nasıl eğlendiğini, ne düşündüğünü, neye üzüldüğünü, nasıl para kazandığını, nasıl baba, nasıl ana olduğunu, ne giydiğini, neye ağladığını, beklentilerini, hayallerini, özlemlerini bilmek gerekir. Kars’ı görmeyen, koklamayan, hissetmeyen bir milletvekili kendini nasıl bu milletin vekili olduğunu düşünür? (Daha önceki dönemlerde mecliste Çanakkale’yi görmemiş milletvekillerinin olduğunu biliyorum) Hele türkü dinlemeyen, türküden anlamayan ve söylemeyen bir milletvekili bu milleti nasıl anlayabilir. Ağıtını, mizahını, eğlencesini, sevdasını türkülerden algılamaya giden yol önemlidir. Bu yol vicdana çıkar. Milletvekilinin görevleri, yetkileri yasalarda, iç tüzükte yazılıdır ama vicdanı tahrik olmamış birinin bu yazılı yetkileri kullanabileceğini düşünebilir misiniz? Yazılı olanların çerçevesi bellidir ama vicdanın sınırları inancıyla, ufkuyla, değerleriyle sonsuzdur. Bu sonsuzluğun içinde yalan, riya, iki yüzlülük, adam kandırmacılık yoktur. Siyasetin bir yüzünde duran rekabetin acımasızlığını hafifletecek, yumuşatacak, sevgi doğuracak filizler o vicdanda büyür. Aksi takdirde savaş mantığıyla öldür, yok et, iftira at, ayağını kaydır düzeneği işlemeye başlar. Vicdanı rahatlatmak hiçte kolay değildir. Yukarda bahsettiğim vebal
duygusu vicdanla birleşince işte o zaman milletvekili için dayanılmaz
acılar başlar. Birey olarak hiçte kolay olmayan, bedeli çok ağır bir
sorumluluğun altında dik durabilme mücadelesinin içinde olacak. Aldığı
parayı hak etmediğini düşünecek, gösterilen saygının altında ezilecek ya
da layık olmak için var gücüyle çalışacak, üretecek. Bir yerlerde hata
yaptığını düşünecek olursa, milletvekilinin imtiyazlarından vazgeçmeyi
bilecek. Yaşam garantisi olarak ömrünün sonuna kadar imtiyazlardan
faydalanmaktan feragat edecek.
İşte o milletvekili, altına girdiği ağır sorumluluğun hesabını vereceği
güne yaklaştıkça, yine telaşlanacak acaba bir yerlerde bilmeyerek bir
can yakmış olabilir miyim? Bir haksızlığa sebep olmuş muyum? Bir ananın
yüreğine ateş düşürmüş müyüm? Bir gencin hayatını karartmış mıyım? Bir
babayı gecenin ortasında ağlatmış mıyım? Bir kadının vücudunu satarak
geçimini sağlamasına neden olmuş muyum? Diye sorular sorar kendine. Bu
soruların başında hep “bir” vardır. Yani “bir” kişi bile inciydiyse işte
o hesap zor verilir diye kendi kendine kavrulur durur. Bir de bu “biri”,
milyonlarla çarpınca nasıl bir sonuç çıkacağını da hesaplar. Bir
milletvekili “kul hakkı” kavramını içine sindirmiş olmalıdır. Kulun,
kula üstünlüğünün olmadığını bilenlerden olmalıdır. Koca bir ülkeyi ve
milyonları yöneten beş yüz elli kişiden biri olduğunun bilinciyle
kendine düşen insan sayısını her gün zihninden geçirmelidir. Mazeret
uydurmak için mantık zincirleri kurmayı bir kenara bırakıp, mevcut ve
aksayan konuların sebebinin de bir zamanlar oturduğu yerde oturanların
sorumluluğu olduğunu düşünüp” eyvah” dememek için hep hakkın yanında
olmalıdır. Ben yaptım, oldu mantığıyla değil tarihe not düşmek ya da
kahraman olmak için değil, “insan” olmanın verdiği bilinçle görevini
normal vatandaşlardan çok ötelere varan bir ufukla yapmalıdır.
Bu tanıma uyanların var olduğunu düşünmek istiyorum. Çünkü bu aziz
millet böyle milletvekillerine layıktır ve böylelerine çok ihtiyacı var.
|