SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

YÖNETİMDE MEKANİK İNSAN ALGISI


Toplumu oluşturan bireylerin tamamının iyi insan, iyi vatandaş, bilgili, analiz eden, doğru tercihlerde bulunan, ülkesinin çıkarları doğrultusunda karar veren, yazılı belgelerde (Yasa, yönetmenlik vb) belirlenen amaçlara tam ulaşanlardan ve doğru davrananlardan oluştuğunu düşünmek, bu düşünceyle yorumlar yapıp, kararlar almak saflık değilse kasıtlı bir anlayıştır. Ülkede ki yetkili ve sorumlu kişilerin  bu saflık ve kasıtlı anlayışa sahip olması ise kargaşayı yani düzensizliği doğurmakta, toplum başıboş ve kendi kaderiyle baş başa kalmaktadır. Yani, düşüncenin eksenine insanı, insanın sahip olduğu bütün özellikleriyle koymayan, insanı mekanik bir varlık gibi düşünen yönetim, geri besleme yapmadan kanun, yönetmenlik, çalışan, idare eden var öyleyse yazılı metinlerde ki amaçlara ulaşılmıştır ya da ulaşılmalıdır diye düz bir mantık yürütmektedir. İnsan, bedeniyle ve ruhuyla insan olduğuna göre, ruhunun derinlikleri de henüz tam bilinmezken her insandan aynı olumlu tepkiyi, uyumu beklemek insanı tanımamak, asıl amacın toplumu iyiye ve yazılı amaçlara yönlendirmemek olduğu ortaya çıkar. Sebep sonuç ilişkisini kurmadan, analitik düşünce ve eylemden yoksun yapılan yeni düzenlemelerde olumlu sonuç vermeyecektir. Bu gerçeklik toplumun her katmanında ortaya çıkmakta, her türlü örgütlenmede, her kurumda ve her çalışmada bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkmaktadır. Bunun gören ve tespitini yapabilenlerin birleştiği noktada söyledikleri “Biz bir birimize benzeriz” ya da “Elimizdeki kumaş bu” diyerek çaresizliklerini dillendirirler. Çünkü; Üniversiteden, siyasi partilere, sivil toplum örgütlerinden, (Bence adı Gönüllü Örgütler olmalı) bütün kamu kurumlarına, köyde yaşayandan doktorasını bitirene kadar her türlü kuruma ve insana sirayet eden kavram karmaşasına, bilgisizliğe, bencilliğe, çıkar savunmasına ve yetersizliğe şahit olunmakta. Bir de bunun üzerine mazeret üretme becerisini ekleyebiliriz ki yapılabileceklerin önüne koyduğumuz en büyük engeldir.
 
Merkeze insanı, insana ait olan bütün özellikleriyle koymayan sistemin beklentileri ise çok fazladır. Mesela; İlk öğretime başlayan her öğrenci, her gün andımızı, İstiklal Marşını okumakta ama okuduklarının dışında bir dünya görüşü oluşturmaktadır. Türküm, doğruyum, çalışkanım diyen o genç beyinler okudukların gün bile doğru, çalışkan olmadıkları gibi, büyüyüp hayatın içine girdikleri gün de bu dikte ettirilen düşüncelerin dışında bir düşünce ekseni oluşturabilmektedir. Öğretimini tamamlayıp herhangi bir meslek ve iş edindiğinde bütün problemlerini çözmüş kabul ettiğimiz bireyin topluma kattığı ve katacağını hiç hesap etmemekteyiz. Kavramların neyi ifade ettiğini tam öğretmediğimiz birey aldığının karşılığını vermiş olsa bile hem kendi menfaatini hem de ülke menfaatini korumakta yetersiz kalmaktadır. Ülkesine canını vermeyi taahhüt eden birinin ölmek yerine ülkesinin kalkınması için neler yapabileceğini bilmemesi ya da yapmamasını anlamak için sosyal psikolojiden yararlanmak, sosyolojik araştırmaların yapılması gereklidir. Eğer sosyolojik araştırmalar zamanında yapılıp, sosyal psikolojiyle iç içe olunup düzenlemeler ona göre yapılıp, tedbirler alınmış olsaydı övünerek saydığımız yetmiş milyonluk ülkemizde ne açlık sınırının altında, ne yarısından çoğu fakirlik düzeyinde, ne üniversitelerde yığılmış gençlerimiz, ne birkaç bin dolarla ifade edilen milli gelirimiz, ne eğitimde sorunlarımız, ne okuma oranımız, ne satılan kitap sayımız,  ne terör, ne ayrılıkçılar, ne beceriksiz siyasiler, ne de yetersiz ve etkisiz bürokratlarımız olurdu. Bu eksiklik ve yanlışlıklarımızın sayısını artırmak mümkündür. Eğer ülkemizde televizyon ekranlarından akan her türlü bilgiye, programa ve yönlendirmeye açık, siyasilerin birbiriyle çelişen açıklamalarına körü körüne inanan, ekonomisi talan edildiği halde sessiz kalan, verilen sadaka, ihale, makam ve diğer küçük çıkarlara karşı bütün değerlerinden feragat eden önemli bir kitle var ise neler yapabileceğimizi bütün nefsi isteklerimizden, ideolojimizden, dogmatik düşüncelerimizden sıyrılıp, bilimin, aklın ışında yeniden düşünmeliyiz. Ama bu yeniliklerin gerçekleşmesi için mevcut durumcular, olması gerekeni düşünemeyen, mevcutların en iyi olduğunu kabul eden ve merkeze insanı koymayan anlayışın siyasetten, bürokrasiden, basından, edebiyattan, üniversiteden sökülüp atılması gerekmektedir. Çünkü mazeret üretmekte usta olan bu mevcut durumcular(statükocular) her türlü engeli koymayı çok iyi becereceklerdir.
 
Bir taraftan güvenilmeyen, potansiyel suçlu olarak görülen topluma diğer taraftan büyük sorumluluklar yükleyen yönetim anlayışından sıyrılmanın kolay olmayacağı açıktır. Devleti ilahi bir misyona dönüştürüp, milletin dışında bir organizasyon olduğu algısıyla yöneten kamu yöneticileri ve siyasilerin toplumun içine düştüğü bu girdabı çözebilecekleri mümkün değildir. Tarihimizin bize bıraktığı mirasın güzelliklerini sadece toplantılarda dillendirerek, bütün güzelliklerimizi sadece gösterişte kullanarak hayatımıza uygulamadığımızdan tam miras yedi durumuna düşmekteyiz. İnsanlarımıza, kendisine ait insanca olan ve kültürel değerlerimizle güzelleştirilen özellikleriyle eşref-i mahlukat olması için bütün imkanları vermeliyiz. Kendi insanımızdan korkmak yerine kendine özgüvenini aşılayacak, değerlerini ortaya çıkarabilecek, analiz gücüyle doğruyu bulabilecek, üretecek ve bilenlerden oluşan bir topluma doğru gerekli olan kültür devrimini gerçekleştirmeliyiz.
 
Sırrı Çınar

 


 






 
 

 


 


 


 



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com