|
 |
KÜRTLER
TARAFLARINI BELLİ ETMELİDİR!
Son otuz yılımızı alıp götüren ve her
geçen gün içinden çıkılmaz bir hal alan PKK terörü can yakmaya,
can almaya ve koskocaman Türk Devletinin erkini tehdit etmeye
devam ediyor. Bu konuda yazılanları bir araya toplasak Ana
Britannica ansiklopedisin ciltlerinden daha hacimli bir külliyat
elde edilirdi. Konuşmalar ise en büyük kapasiteli bilgisayar
hafızasını dolduracak kadar uzun olmuştur. Ama yine yazmak ve
yine konuşmak gerekiyor ki problem daha karmaşıklaşıyor ve
düğümleniyor.
Dünyada ve tarihte hiçbir terör
hareketi haksızlık üzerine fikri temeller oluşturmaz ve
oluşturmamıştır. Her terör örgütünün taban bulabilmesi ve
eylemlerinin mazur görülebilmesi için diğer insanların hakkını
koruduğunu ve daha güzel bir gelecek vaat eden düşüncelerini
yayarlar. Bu hak korumayı da silah gücüyle, diğer adıyla
“zorla” yapma yolunu seçerler. Bu masum düşüncelerin arkasında
ise o örgütü kuranların kişisel ihtirasları, çıkarları ve
profesyonellikleri yatar. Bu profesyonellik ise maddi çıkar,
rahat yaşam gibi bireysel çıkar temelli olup, üstüne “şahsiyet”
eksenli başka ülke ve grupların çıkarları için çalışma yapmak,
yani öldürerek, korkutarak hizmet etmek demektir.
PKK terör örgütü de Kürt eksenli ve
Kürtlerin haklarını koruyan bir propaganda geliştirmiş ve bu
düşüncede de başarılı olmuştur. PKK bilebildiği bütün yöntemleri
tek tek uygularken bu terörle karşı karşıya olan Türk Devleti,
aydını, gazetecisi, siyasetçisi, kamu görevlisi Kürtler ile
ilgili akla gelebilecek her türlü tarihi araştırmayı,
eksiklikleri, yanlışlıkları, geçmişini konuştu. Gün oldu adı
“Kürt realitesi”, gün oldu “Avrupa Birliğinin yolu
Diyarbakır’dan geçer”, gün oldu “Kürt meselesi”, gün oldu “Güney
Doğu meselesi”, gün oldu “ovaya siyaset yapmaya davet edenler”
oldu. Yetmedi PKK terör örgütünün savunduğu düşünceler bu
söylenenlerle harmanlandı ve PKK’ya haklılık kazandıran
söylemler geliştirildi. Kürt denince akla PKK, PKK
denince akla Kürtler gelmeye başladı. Demokratikleşme, insan
hakları, bireysel haklar gibi kimsenin itirazı olamayacak
konular PKK söylemiyle özdeşleşecek şekilde sunulmaya başlandı.
Zımnen PKK Kürtlerin temsilcisi kabul edildi. Talep
ettikleri haklar doğru bulunarak bu haklar teker teker hayata
geçirildi. PKK’nın siyasi kanadı diye nitelendirilen ve tamamen
PKK eksenli siyaset yapan birçok isim değiştiren siyasi partiler
kuruldu. Bu siyasilerin PKK ile direk irtibatlı oldukları biline
biline sanki bunların PKK ile ilgisi yokmuş ve demokratik hak
arayan “kahramanlar” gibi takdim edildi, değer verildi, muhatap
alındı. Siyasilerin muhatap alınması da yetmedi, direk terör
örgütü liderleri ve Abdullah Öcalan muhatap kabul edildi.
Terör örgütünün zalimliği,
merhametsizliği, profesyonelliği, art niyetleri bir kenara
bırakılıp, bu şahsiyet yoksunu zalimlerden merhamet dilenmesi
yapıldı. “Aman dilendi”. Bu şahsiyet yoksunu zalimlerin
dediklerini yapmakla en baştan itibaren karıştırılan Kürtler ile
ilgili problemlerle PKK terörü eşitlendi. Bir tarafta masum
insan hakları konuşulup, yeni açılımlar yapılırken diğer yandan
PKK’nın terör örgütü olduğu söylenip silahlı mücadeleye devam
edildi.
Bu yaman çelişkiyi PKK en mükemmel biçimde
kullanmasını bildi. Dağdaki örgüt lideriyle, müebbet hapis
cezası alan Abdullah Öcalan’la, dağdaki teröristin söylemiyle,
gazetelerin köşe esnafının söyledikleri, Milletvekilinin
söylediği, Belediye Başkanlarının icraatları aynı oldu. Kim
teröristti? Kim değildi? Türk Devleti neydi? Ne kadardı?
Devletin stratejisi neydi? Her şey birbirine girdi, karıştı,
karmaşıklaştı. Salonlarda, basın toplantılarında, gazete
sayfalarında, TV ekranlarında zihinler karıştırıldıkça
karıştırıldı. Bir yandan Kürt meselesi yoktur, terör vardır
denirken, diğer taraftan terör örgütünün borazanlığını
yapanların gemi azıya alıp her türlü eylem, konuşma, hakaret ve
özerklik ilanına kadar vardırılan faaliyetlerine sessiz kalındı,
kalınıyor. PKK sadece silah kullandığı için mi terör
örgütüydü? Silahı bırakmış olsalar en değerli fikir adamları,
demokratlar, vatanperverler mi olacaklardı? PKK bu kadar
haklıydıysa, istekleri en baştan verilmediyse bile son yıllarda
neden hayata geçirilmedi? Yok değilseler onların her türlü
tehditkar, kanun, hukuk, düzen tanımaz davranışlarına niye izin
veriliyor? Neden müsamaha gösteriliyor? PKK’nin vura vura
kazandık açıklamalarından hiç mi hicap duymazlar? Bu silahlı
mücadele olmasaydı Kürtler ile ilgili haklar alınamayacaktı
söylemlerinin Türk Devleti teröre boyun eğdi diye niye
anlamazlar?
Madem PKK’nın her dediği yapılacaksa ve
onların terör eylemleri durdurulamıyorsa üst basamaktan inip,
ateşkes anlaşması yapıp, canların yok olması, paranın heder
olmasının önüne neden geçilmiyor? Devlet terör örgütüyle masaya
oturmaz diye efelenip masaya bile oturmadan terör örgütünün her
isteğini yerine getirmek arasında ki çelişkiyi bir yönetici
çıkıp açıklasa da biz de öğrenelim. Aydın Kürtçülüğü, İslami
söylemlerle Kürtçülük, Tarihsel temellerle Kürtçülük, solculuk
adına yapılan Kürtçülük, Demokratik söylemlerle yapılan
Kürtçülük gibi konumlandırmalarla ve devletin yanında
görünüyormuş gibi yapıp ama Kürtçülük yapanlar gibi her alanda
Kürtçülükle karşılaşmak mümkündür. Kürtçülük ise tamamen ırka
dayalı ve kendilerini merkeze koyup, diğer insanları, yasaları,
devlet erkini, asayişi bir kenara iten anlayışın adıdır. Ne
gariptir ki bu konumlandırmalar içinde bulunanların tamamının
söylemi PKK ile aynıdır. Kelime oyunlarıyla, duyguları harekete
geçiren süslü cümlelerle ve o karşıdakinin hareket kabiliyetini
sıfırlayan gizemli kelimeler olan barış-demokrasi-özgürlük-insan
haklarını ortaya atıp, tek haklı, tek doğru onlarmış gibi
göstermeyi de iyi becermektedirler.
Kürdistan demekten imtina etmeyip,
Kürdistan’ı Kürtlerin yaşadığı yer diye kullandıklarını
açıklamaktan utanmayan ve bunu kullanmamı hiç kimse engelleyemez
diye meydan okuyan İslami Kürt Aydınına! gerçekten kimse dur
diyememektedir. Üniversiteler laik düzenin oyunudur, Kürt
Medreseleri açılmalıdır ve Kürt sorunu ancak bununla çözülür
diyen bir başka İslami Kürt Aydını da TV ekranlarının
vazgeçilmez konuğu olmaya devam etmektedir. Diyarbakır Ticaret
Odası Başkanıyken PKK karşıtı hiçbir şey söyleyemeyen ve şimdi
milletvekili de olan Galip Ensarioğlu’nun çizdiği yol haritası
PKK ile Kürtlerin aynı tutulduğunu tamamen ispatlamakla
kalmayıp, devletin muhatabının da PKK olduğunu göstermektedir.
Ensarioğlu’nun yol haritası maalesef şöyle ”Karşılıklı
açık olmak ve birbirine güven vermek, şiddete maruz kalanın PKK
olmasından hareketle örgütü muhatap alarak ikna etmeye çalışmak,
silah bırakmayı bir ön şart olarak öne sürmekten vazgeçmek ve
bunun nasıl olacağını, PKK'ya nasıl garanti verilebileceğini
araştırmak, çabuk davranmak ve mahalli seçim ortamına girmeden
kritik yolu aşmak, nihayet siyasi geleceği riske atmaktan
çekinmemek...”
Ensarioğlu bula bula PKK’nın sözcüsü gibi veya başka bir ülkede
yaşayan biriymiş gibi PKK eksenli bu yolu bulabilmiştir. Bunu
söylemek için Ak Parti milletvekili olmasına gerek yoktu. Bunu
Kuzey Irak’taki biri de söylüyor, on beş yaşında dağa çıkmış
okur yazar olmayan teröristte…
Kamuoyunda, Devlette, yazan ve
konuşanların dilinde PKK ile Kürtler birbirinden ayrıdır söylemi
yapılmasına rağmen zımnen PKK ile Kürtler eşit tutuluyor.
PKK’ya açıktan destek vermeyen Kürtlerde sessizce bekleyip,
PKK’nın taleplerinin yerine getirilmesini beklemekte, sesi çok
çıkan PKK ve temsilcileri ise Kürtlerin tek temsilcisi gibi
ortada dolaşmaktadır. PKK’nın meşruiyet kazanıp, Kürtlerin
temsilcisi olduğunu kabul etme aymazlığını gösteren her
yetkilinin PKK ile eşdeğer bir ihanetin içinde olduklarını
anlatmak için tarihin tekerrürünü mü beklemek lazım? Değilse bu
iki yüzlülüğün bedelini bu millet canıyla, kanıyla, parasıyla,
acısıyla ödediği için söz söyleme ve meşru müdafaa hakkına da
sahip olmuştur. Bu milletin meşru müdafaa için ortaya çıkması
halinde, bugün değneksiz köyde dolaşanların PKK’nın kollarında
koruma isteyeceklerini bilmek için müneccim olmaya gerek yoktur.
Dostları ihmal edip, düşmana kucak açanların, düşmandan dost
olmayacağını ama dostlarını da kaybedeceklerini bilmelidirler.
Türk Devleti bu kadar güçsüz mü? Bir
terör örgütüyle gerek silahlı gerek siyasi yönden
mücadele edemeyecek kadar çaresiz mi?
Güçsüz ve çaresiz olmadığını biliyoruz. Silahlı olarak çözmek
için Türk Devletini gücünün karşısında yer ile yeksan olması
için 48 saat yeterlidir. Bunu da biliyoruz. Siyasi ve hukuksal
olarak da Türk Devletinin gücünün karşısında duramayacaklarını
biliyoruz. Neden bu kadar sessiz kalınıyor diye sorduğumda
aklıma, terör örgütü ve uzantılarının eteklerinde ne varsa
dökmelerine bilinçli bir izin verildiği gibi iyimser ve
gülünecek bir düşünceye kapılmak istiyorum.
Kürtler ile PKK’nın ayrı olduğu,
PKK’nın Kürtleri temsil etmediği konusunda görev Türk Devletinin
olduğu gibi Kürtlerin de sorumluluğundadır. PKK korkusundan
sessiz kalınıyor olabilirler. Bu korkuyu yok edecek ise
devlettir ve Kürtlerin taraflarını belli etmelerini istemelidir.
Sadece seçimlerde PKK’nın uzantısı parti ve adaylara oy
vermemekle taraf belli olmamaktadır. Kürt olmayan her Türk
vatandaşı Kürtlerin potansiyel PKK’lı olabileceği düşüncesi
taşımakta ve Kürtler de sohbetlerde dahi PKK’nın isteklerini
sıralamaktan geri durmayarak bu zannı desteklemektedirler.
Kürtler hala feodal ilişkileri önemseyen bir kültüre
sahiptirler. Kürt aşiretlerinin temsilcileri bir araya gelerek,
dernek, vakıf kurarak PKK’nın Kürtlerin temsilcisi olmadığını ve
kendilerinin Türk Devletinin yanında yer aldıklarını, PKK’ya
hiçbir şekilde onay vermediklerini açıklayıp, bu konuda halk
içinde faaliyette bulunmalıdırlar. Diyarbakır’da özerklik
ilanı yapıldığında Diyarbakır meydanları Kürtlerle dolup taşmalı
ve “hayır bizim böyle bir talebimiz yoktur” demeleri
sağlanmalıydı veya bundan sonra girişimlerde bulunulmalıdır.
Kürt sanatçılar, iş adamları, bürokratlar, siyasiler de aynı
biçimde çeşitli dernekler kurarak, Kürtlerin devlet ve Türk
milletiyle problemlerinin olmadığını deklere etmeleri ve bu
meyanda sürekli, planlı çalışmalar yapmaları gerekmektedir.
Yasal düzenlemeler yapılmalı bu yönde yapılacak çalışmaların
önündeki yasal engeller kaldırılıp, organizasyonlara maddi ve
teşvik edici katkılar sağlanmalıdır. İş adamları ki oldukça
büyük ekonomik güce sahip ve ekonomide etkin şirket sahipleri
olanlar, PKK ve diğer yazan-konuşanların Kürtlerin ezilmişlik,
horlanmışlık ve asimilasyona uğramışlık söylemlerin zıddı olacak
şekilde bu ülkede zenginleşmelerini, öykülerini, yaşam
biçimlerini ve PKK’nın söylemlerinin yersiz, ajite edici,
Kürtleri kullanan cani bir örgüt olduğunu herkesin anlayacağı
bir dille anlatmalıdırlar. Diğer sınıflandırdığımız meslek
mensupları da aynı biçimde anlatmalı ve Kürtlerle, PKK’yı
birbirinden ayırmanın yolunu açmalılar.
Türklerin yıllardır sloganlaştırdığı
“Türk, Kürt kardeştir” düşüncesini aynı şekilde Kürtlerin de
söylemesi sağlanmalıdır. Bu yapıcı yaklaşımdan kaçınılması
halinde Kürtler taraflarını belli etmiş olacaklar ve PKK’nın can
almasına ve zalimliğine ortak olacaklardır. Bu ayrışmanın
yapılmaması halinde içten içe sürdürülen ve sohbetlerde dile
getirilen düşmanlık çığ gibi büyümeye ve her tarafın bu çığın
altında kalmasının önüne geçilemeyecektir. PKK ve Kürtlerin
aynı söylemde buluşmasının yarattığı algı her Kürt potansiyel
PKK’lıdır ve her an PKK saflarında yer alıp veya PKK’nın saldığı
korkuyu kullanarak zarar verebileceği şeklindedir. Bu üstü
kapatılmaya çalışılan ama aslında var olan gizli düşmanlık veya
çekincenin önüne geçilmelidir. Yoksa sadece PKK terörüne
şehit verdiğimiz on binlerin ve yaralıların sadece birinci
derecede yakınlarının yüz binleri ifade ettiğini unutmamalıyız.
Bu yüz binlerin içinden “evlat acısının” çıkmayacağını, o
şehitlerin çocuklarının ömürleri boyunca, babalarını şehit
edenlerin PKK’lı ve aynı zamanda Kürt olduklarını
unutmayacaklarını, bu ayrımın yapılmaması halinde Kürtlere de
PKK kadar düşmanlık besleyeceklerini, hiçbir
barış-dostluk-birlik söylemi yok edemeyecektir. Devlet, kürt
meselesi konusunda yazan, konuşan ve Kürtler akl-ı selim
davranmalı ve bu ateşi söndürmek için hemen harekete
geçmelidir.
|
 |