![]() |
SIRRI ÇINAR |
![]() |
|||||||
|
|
|||||||
|
|
|
|
|
||||
|
|
|
||||||
|
|
|
||||||
|
|
|||||||
|
|
|||||||
|
|
|||||||
|
KÜLTÜREL CEZA
Bebeğin dünyaya merhaba dediği anda başlayıp, mezara defnedildiği ana
hatta ölümden sonra hayatta kalanların öleni anma şekillerine kadar her
türlü yaşam biçimi bir kültürel eylem ve kültürel değerlerin
yansımasıdır. Sloganlaşmış bir söz vardır ya “Hayata dair her şey” tam
“kültür” için söylenmiştir. Üstelik kültür, yaşanılan zamanında
ötesindedir. On binlerce yıllık geçmişi bu güne, bu günü de yine sonsuza
taşıyan maddi ve manevi değerler manzumesidir. Yazılı olmayan ama yazılı
olan kurallardan daha etkili, gönüllülük esasına dayanan, felsefesi,
sosyolojisi, psikolojisi olan kural ve metotlardan oluşur. Bu kadar
önemli bir kavramın anlaşılmamış olması hali de kültürdür.
Kültürün bu önemli sarması altında sıradanlığa dönüşmesi ve önemsenmeyen
kavramlar arasında yer alması toplumun kendini inkar etmesini
sağlamıştır. İnkar, kültürsüzlüğün yani kuralsızlık, inançsızlık,
metotsuzluk, şekli belli olmayan sosyal yapının oluşmasının yolunu açar.
Kültürsüzlük kültür olur. Yaşamın her anında ne olacağını tahmin
edemediğin ve nerede, nasıl, niçin davranacağını bilemeyen bireylerden
oluşan, davranışlarının tahmin edilmesi imkansız sosyal dokuyla karşı
karşıya kalırız. Bu karşılaşma acı, kin, nefret, soysuzluk, cahillik,
çekememezlik, iftira, dedikodu ve fakirlik getirir. İletişim olmaz,
gelişmez. Okullar asıl işlevlerini yerine getiremez. Aileler
darmadağınık hal alır. Güvenlik çöker. Kutsallar yerlerinden birer birer
sökülür. Kurumlar işlemez. Adalet olmaz. Fakirlik artar. Ekonomi can
çekişir. Erdem, iyilik, şahsiyet gibi kavramlar gökyüzündeki yıldızlar
kadar uzaklaşır. Kimse kimseyi anlamaz. Her söylenen söz ya yanlış
anlaşılır ya da yerini bulmaz. Anarşinin doğduğu an yaşanır. Polisiye
tedbirlerin toplumsal çözülmenin önüne geçilemeyeceğinin tecrübesi
yaşanır. Suç işleme yaşı sekizlere iner, okullardaki kavgaların,
uyuşturucunun önüne geçilemez. Toplumsal cinnetin her halini görmek
mümkün olur. Bütün bu olumsuzlukların sebebi “kültür” yoksunluğudur. Ama
ne gariptir ki ülkemizde bu önemli kavramla ilgili bir bakanlık vardır.
Yine ne garip bir tecellidir ki bu bakanlık daha önce de olduğu gibi
turizmle birlikte anılmaktadır. Asıl ilginç olanı da bu
bakanlıktakilerin de kültürü, ilk paragraftaki gibi eksik algılamasıdır.
Her iki kişinin bir araya geldiğinde konuştuğu ve üzerinde sürekli
fikirler ürettiği bu ülkenin problemlerinin çözüleceği asıl yer, adında
kültür bulunan bakanlıktır. Bir gün bir hükümet en önemli bakanlığımız
“Kültür bakanlığıdır” dediğinde bu ülkenin problemlerinin düzelmesi için
sağlıklı bir başlangıç yapılmış demektir. Eğitim, imar, çevre, sağlık,
sosyal hizmetler, içişleri, adalet gibi kurumsal yönetimler kültürel
değerlerle birebir ilişkilidir. Bu kurumsal yapıların karşılaştığı bütün
problemlerin asıl çözüleceği yer ise “Kültür Bakanlığının çalışmasıyla
birebir ilgilidir. Yani, Kültür bakanlığı çalışmalarıyla diğer
kurumların işlerini kolaylaştıracaktır.
O maddi kültürel değerleri görmeyen, tanımayan, anlamayan nesillerin
ortaya koydukları şehirlerimizin çarpıklığı ve yaşanamaz halini
anlatmaya gerek var mı? 2000 yıl önce kurulan medeniyet ve 2000 yıl
sonra derme çatma evlerde yaşanan acı dolu günler. Selçuklunun,
Osmanlının ve Anadolu’da yaşamış bütün medeniyetlerin maddi kültürel
değerleri bize haykırıyor ” Siz emanete ve mirasa sahip çıkamayacak
kadar zavallısınız”. Bu haykırışı, kulübelerde ceza kestirenler duyar
mı?
|