|


 |
KALIPLARLA DÜŞÜNMEK
Nereye gidersek gidelim, nereye dönersek dönelim, ayrılmaz parçamız olan
ölçüler ve kalıplarımız hep yanımızdadır. Yaşamın her yerinde, düşüncenin
her boyutunda kullandığımız kalıplar. Yaşamı ve düşünceyi kolaylaştıran
ancak sığlaştıran, tadına vardırmayan ve sınırlandıran kalıplar. Buna da
çeşitli adlar koymuşuz. Yasalar, toplumsal kurallar, gelenek, görenek, töre,
racon, yönetmelik, tüzük vbg. Bu kalıplar, bütün toplumlarda kendi içinde
küçük değişiklikler gösterse de var olmuş ve yaşamın tam ortasında yerini
almıştır.
Bilgi, tecrübe, engin düşünce ve özgürlüğün yerine kalıpla hareket etmenin
kolaylığını yaşayan bir toplumuz. Kalıp konusunda o kadar üretkeniz ki,
kendimizi içine hapsettiğimiz kalıplardan başka, diğer insanlar için
kalıpçılığı(Şablonculuk) acımasızca kullanırız. Kendi yaşamımızda
başkalarının kurallarını uygulamanın sıkıntısını yaşarken, başkaları için
kalıplar koymak yanlışından da vazgeçmeyiz.
Geçmişten bu güne hafızamızı şöyle bir yoklayalım. Bu kalıpçı anlayışla
insanların temel özelliklerini ve bilgi, düşünce, yetenek, karakter
özelliklerini bir kenara iterek, kafamızda oluşturduğumuz kalıbın içine
sokmaya gayret ettiğimizi görürüz.
İnsan karakterini oluşturan temel faktörlerden biri çevresidir. İnsanın
yetiştiği ve yaşadığı çevreye göre şekil alması çok normal bir gelişmedir.
Ancak, yetiştiği çevreye yüklenen olumlu, olumsuz özelliklerden, o çevrede
yetişen her insanın aynı oranda etkilenmesini beklemek yanlıştır. Maalesef
bu yanlış uluslar arası bakış açısı ve değerlendirmelerden, bölge, şehir
hatta semt eksenine kadar indirilerek yapılmaktadır. Bireyin hangi şehir,
bölge, semtten olduğuna bakarak kendilerince oluşturdukları kalıbın dışında
başka bir yapıda olduğunu düşünmezler. Bunu siyasi görüş, dünya görüşü,
hayat felsefesi, zenginlik yada fakirlik ölçüsü, güçlü yada zayıf belirtisi,
bilgili yada cahil, saygınlık, değerli gibi tanımlamalarda sıkça
kullanırlar.
Kıyafet, renkler, çeşitli semboller, doğum yeri, binilen araba markası,
bitirilen okul, takılan kravat, uzun yada kısa saç, sakal, bıyık, başörtüsü,
oturulan semt, takılan yüzük, küpe, bilezik, eldeki çanta ve son olarak
eldeki telefon tanımadıkları kişi hakkında verecekleri ilk kararda çok
önemli kalıp çeşitleri olarak yerini korur. Başkaları için kullandıkları bu
kalıpçılığın farkında olduklarından, kendi dış görünümlerini de ona göre
ayarlarlar.
Kırmızı bir elbiseyi giymeye cesaret eden erkek sayısı azdır. Bıyıklarını
uzatan, sakal bırakan erkek için de cesaret gereklidir. Bıyığı, sakalı her
an başına önemli bir problem açabilir. Parmağına takacağı yüzüğün gümüş yada
altın olması başkalarının onun hakkında tam tersi bir düşünceye girmesini
sağlayabilir. Bilgi birikimi, dünya görüşü yüz milyonlarca insandan daha
aydın, engin olduğu halde kıyafetinden dolayı bir kadın hiç değer
görmeyebilir.
Evrensel değerler ölçüsünde derin düşünceye, insan sevgisinde hümanist
geçinenlerin saygıyla önünde eğilmesi gereken birinin bir siyasi gurupla
birlikte adının anılması o kişinin cahil olduğu kanaatini doğurmaya
yetebilir. Tıraşlı, takım elbiseli, kravatlı biri, bir de kendisine değişik
bir hava vermeyi becerebilmişse her türlü saygı, ikram ve kolaylığı en
baştan hak etmiş sayılır, ona göre davranılır. Bunun tam tersi, içinden
geldiği gibi rahat giyinmiş biri gerçekten saygı duyulması gereken biri olsa
dahi görülmez yok sayılır.
Maddi gücü temsil eden araba, ev, telefon gibi değerlerle sınıf atlamayı
düşünenler için bu kalıpçı bakış açısı bulunmaz fırsattır. Gittikleri
lokantadan, alış veriş yapmaya gittikleri mağazaya kadar, hatta kamu
personeliyle karşılaştıkları her an ayrı bir saygı, ayrı bir izzet ikram
görürler. O gelenin karakteri, dünya görüşü, bilgi birikimi, dürüst olup
olmadığı, saygın bir iş yapıp yapmadığı düşünülmez. O kişi verdiği maddi güç
görüntüsüyle saygındır o kadar. Karikatürler de sürekli insanlar şekillerine
göre tanımlanacak görüntüde çizilir. Göbekli, saçları dökülmüş, ağzında
purosu olan bir tip, zengin, acımasız, cahil işadamı tipidir. Uzun diken
diken sakallı, elinde tespihi olan yobaz ve din adamıdır. Geniş uzun
elbiseli ve başında örtüsü olan çirkin kadın cahil, zavallı, çaresiz ev
kadınıdır. Hatları iyice belli olarak çizilmiş güzel kadın ise aydın, çağdaş
kadın tipidir. Bu şartlanılmış tiplemeler Türk sinema tarihinden bu güne
kadar ve şimdi televizyon dizilerinde de verilmektedir.
Bu kalıpçılık tarihte de yaşanmış olmalı ki; İnsanlar elbiselerine göre
karşılanır, bilgileriyle uğurlanır mealinde sözler söylenmiş. Bunu bile
bile, ısrarla başkalarını kalıpla değerlendirmeği neden yaparlar. İnsanı,
sadece insan, yüreği olan, seven, sevmesini bilen, duyguları olan,
saygınlığı insan ve canlı olmasından kaynaklanan, yaratanın verdikleriyle
saygı göstermeyi, kabul etmeyi neden yapmazlar? Neden ön yargıyla hareket
edip, insanı yargılayıp, varılması gereken sevgi buluşmasının önünü
keserler? Binlerce defa yanıldıklarını göre göre tekrar yanılmayı niye göze
alırlar? Bilmezler mi, yaptıklarının en büyük insan hakkı tecavüzü olduğunu?
Bilmezler mi, haksız yere başkaları hakkında yanlış yargılarıyla hak
yediklerini?
Toplum barışı , sağlıklı ruh haline sahip bireylerin çoğalması, insanı insan
yapan asıl değerlerin farkında olunması, bu değerlere sahip çıkılıp
çoğaltılması için kalıplarla düşünmekten vazgeçilmesi gereklidir. Beyinlere
işlenmiş tiplemelerin yerine aydınlıkla, engin, tarafsız düşünceyle sağlıklı
değerlendirmeler konulduğunda sevmek daha da kolaylaşacak. İnsanın, sadece
insan olarak görülüp, saygı duyulup, sevilip, değer verildiği, yaratanın
insanın gönlünde olduğu, bir gönlün hoş edilmesiyle yaratanın da hoş
edileceğinin bilindiği günleri yaşamak çok mu zor? Kalıplarla düşünmeyi,
davranmayı Nasrettin Hoca ne güzel özetlemiş. Bilmezler mi, “ Ye kürküm ye”,
“Marifet kavuktaysa”, “ben mi hocayım, sen mi hocasın” fıkralarında verilmek
istenen mesajı?
Sırrı Çınar |


 |