GÜVEN DUYGUSUNUN SOSYAL ETKİSİ

 


 “Babama bile güvenmem” diyen ve bu güvensizliği  önemli bir kişilik özelliği olarak sunanların çok sayıda olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Çoğunlukla tersinden kavradığımız  duygu temelli olan, sosyal ilişkilerle şekillenen ve bütün karar, yaşama biçimini belirleyen bu önemli duygu yaratanın bize bahşettiği “güven” duygusudur. İnsana ait diğer güzel duygulardan farklı bir duygu olan “güvenin” olmadığı anda “güvensizlik” diye karşıtı oluşur. Sevgi en yüce duygu olmasına rağmen olmadığında karşıtı olan “nefret” oluşmuyor ama “güven” olmadığında mutlaka “güvensizlik” oluşuyor. Güveni, bir şeye inanmak, emin olmak ve inanıp, emin olduğunu davranışlarına yansıtmak olarak tanımladığımızda sosyal etkisi açısından insanların içlerinden gelen tercihleri, yargıları, öngörüleri, beklentilerinin dışa vuran davranışlarla gösterilmesidir. Dışa vurum anına kadar bireysel olan bu duygu dışa vurumla sosyal psikolojik bir etkiye sahip olmaktadır.
Güven; kendine güvenmek, güvenilir olmak ve başka insanlara güvenmek şeklinde üç hal içinde değerlendirilmesi gereken bir duygudur. Kendine güven duygusu doğum anından sonra başlayan ve ilk sosyal ilişkinin gerçekleştiği anne tarafından kazandırılmaya başlayıp, diğer ilişkilerle devam eden uzun bir süreç sonunda elde edilebilen ya da edilemeyen bir duygudur.
Çocukluk ve ergenlik dönemleri ayrı bir yer tutan bu süreçte güven, yeni güvenlerin kazanımını getirmektedir. Korkunun yeni korkular üretmesi gibi güven de güven duygusunu artırır. Güvenin olmadığı anda güvensizlik oluşurken bu güvensizlik korkular, endişeler doğurur. Korkan ve endişelenen kişi ya içine kapanır, pasif kişilik belirtileri göstererek toplumda geri planda kalıp diğer insanların etkisi altında kolayca kalır ya da baskıcı, saldırgan olup özellikle yakın çevresinden başlayarak insanlara karşı katı, hoşgörüsüz, kıskanç, denetleyici, korku oluşturan ve diğer insanlar üzerinde üstünlük kurmaya çalışır. Güven duygusuna sahip birey ise, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade edebilen, insanlarla rahat ve besleyici diyalog kurabilen, her türlü insanı saygın ve değerli kabul edebilen, sonradan kazanılan rütbe, mevki, makam, unvan, maddi durum, eğitim durumuna, yaratılış ve yetiştiği topluma göre şekillenen din, dil, ırk, cinsiyet gibi ayırıcılara önem vermeyen davranışları tahmin edilebilen, emin olunandır.
 Güven duygusu aile, arkadaş çevresi, sosyal çevre, eğitim ve devlet yönetim biçimiyle şekillenmektedir. Mükemmeliyetçi, ilgisiz, aşırı korumacı, denetleyici, bağımlı aile içinde yetişen çocuk güvensizlikle donatılırken, sevgi, hoşgörü, tutarlılık, saygı, birey değerliliği olan ve eleştirmeyen ailede güven duygusu kazanır. Arkadaş çevresinde kendini ifade edebilen, değer gören, kabul edilen, sosyal çevresinde kişisel özellikleriyle ilgi uyandırabilen, saygıyla karşılanan, sen değerlisin mesajı alan ve oligarşi, monarşi gibi baskıcı, totaliter, kişilikleri törpüleyen devlet yönetiminde olmayıp, demokratik, adaletin eşit uygulandığı, gelirin adil paylaşıldığı, hakkın hak sahibine verildiği, torpilin, adam kayırmacılığın, zimmetin, rüşvetin, politik yozlaşmanın olmadığı devlet yönetiminde güven duygusu gelişmektedir. Aksi durumda ise “güvensizlik” artmakta ve sosyal çözülmeye varan yıkıcı bir etki yaratmaktadır.
 Kısa yoldan köşe dönme arzusu, yolsuzluk, hukuk devleti olamamak, hizmetlerin adil ve eşit şekilde verilmemesi, komşuluk ilişkilerinin zayıflığı, akraba ilişkilerinin azalması, kültürel değerlerden uzaklaşma, yabancı kültürlerin etkisi altında kalma, ekonomik gelişmemişlik, eğitim, sağlık, altyapı, güvenlik gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması, siyasi çözümler dışında başka arayışlara girmek, politik yozlaşma, zihinsel çözülme, ahlaki değerlerin alt üst olması gibi daha da çoğaltacağımız önemli problemlerin temelinde “güven” duygusu oluşmamış toplumu yani “güvensizliğin” yattığını görmekteyiz. Sebep sonuç ve sonuç sebep ilişkisi içinde karmaşık bir hal alan sosyal çöküntüyü derinleştiren bu önemli duyguyu yeniden kazanmak zor görünüyor.
 Bireyden başlayan ve toplumun genelinde bütün açıklığıyla görünen bu gerçeklik karşısında yine bireye dönmek ve bireyde güven duygusunu geliştirmeye çalışmalıyız. Bireyin kendini sorgulamasıyla başlayacak bu çalışma toplumsal bir kültüre dönüşünceye kadar devam edecektir. Birey kendini sınırlandıran, kısıtlayan, olumsuz düşünce ve davranışlarından kurtulmalı, yollarını aramalı, içindeki gücü harekete geçirecek düşünceler, konuşmalar ve davranışlara yönelmeli. “Güvendim de ne oldu?”, “Güvendim kaybettim”, “Güvendiğim dağlara kar yağdı.”, “Güvenirsen böyle olur” diye başlayan düşünce, konuşmalardan uzak kalınarak, Yüce Yaratanın insana verdiği en önemli duygulardan biri olan “güven duygusunu” bize kazandıracak yanlarıyla değil, kaybettiren yanı olan “güvensizlik” temeline dayandırdığımızda sosyal ve bireysel yaşamda nasıl etkileniyoruz derin derin düşünüp kendini sorgulamalıdır.

Sırrı Çınar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fikrime Düşenler     Ana Sayfa