|

 |
GİBİ YAPMAK
Sahte olan hiçbir şeyin değeri yoktur. Belki, geçici bir kandırma, tatmin ve
rahatlama sağlayabilir. Bu geçicilik sık sık tekrarlandığında asıla dönüşme
eğilimi gösterir ve bir gün asıl olur. Aslın yerini sahtesi aldığında, işlem
tersine döner ve asıl sahte olarak algılanır. Zaman içinde bu karışıklık
içinden çıkılmaz bir hal alır. Hangisi asıl, hangisi sahte diye ayrım yapmak
güçleşir, hatta imkansızlaşır. Sahtenin en tehlikeli tarafı aslına
benzerliği yani “gibi” olarak görülmesidir. “Gibi” benzetmek istediğini aslı
olarak gösterebilmek için başvurulan ince bir yöntemdir. Türk gibi
dendiğinde Türk olmayan ama Türk’e benzeyen veya Türk’e benzemek isteyenin
davranışını göstereni de, gerçekten tam bir Türk’ü de işaret eder. Devlet
adamı gibi dendiğinde de, gerçekten devlet adamı olmayan ama devlet adamının
yaptıklarını taklit eden birinin davranışını da, tam bir devlet adamını da
ifade eder.
“Gibi” asıl olmadığı halde aslıymış şeklinde kullanıldığında tehlikeli olur
ve sahteciliktir. Ama bizde, sahtecilik hep maddi varlıklarda olurmuş
şeklinde değerlendirilir. Sahte para, sahte imza, sahte kaset, sahte saat,
sahte kitap vs. Bunlara “sahte” sıfatını aslına uygun görünen ama asıl
olmadığı için söyleriz.
Bu sahteciliği yapan insanı ve insan unsurunu dikkate almayız.
Davranışların, iş yapmanın, mensup olmanın ve devleti idare etmenin
sahteliği ise hep unutulur yada görülmez.
Sahte doktor, sahte dişçi, sahte gıda ürünü haberlerini basında gördüğümüzde
hayretlerle ve nefretle bakarız. Bu sahtecilerin sahteliği yaptıkları işle
ilgili diplomaya sahip olmamaları yada başkasına ait markayı kullanmaları
değil midir? Ama, diploması olduğu halde insanların hayatlarına mal olan
hataları yapan ve mesleğinin ahlaki sorumluluğunu taşımayan doktorlar sahte
değil midir? Davranışları doktor “gibi” olmaktan öteye gitmeyenler sahtekar
olmuyor mu? Basın meslek ilkelerine, gazeteci meslek ahlakına uyuyormuş gibi
yapan ve vatandaş tarafından gazeteci olduğu sanılan basın mensuplarının
meslek bilgisi, ahlakı ve karakteri bu mesleği yapmaya uygun olmayan basın
mensupları sahtekar olmuyor mu?
Kıyafeti, arabası, bürosu ve konuşması ile işadamı izlenimi veren,
dürüstlüğünden bahseden ama vergisini ve diğer borçlarını ödemeyen, ödememek
için çeşitli yollara başvuran, işadamı “gibi” davranan sahtekar olmuyor mu?
Kafaca, ruhça çalıştığı kurumda olmayan sadece fiziki olarak orada bulunan
memur, işçi zamanı doldurmaktan başka gaye taşımayan, çalışıyormuş “gibi”
yapan sahtekar değil mi? Şoförün bilmesi gereken trafik kurallarından
bihaber, taşıdığı sorumluluğun farkında olmadan kaza yapan, yaptıran şoför
“gibi” davranan sahtekar değil mi? Yaptığı çalışmaları sanat diye
adlandırıp, sadece “gibi” yaparak kendini sanatçı olarak gösteren ressam,
şair, edebiyatçı, tiyatrocu, artist, aktris “gibi” davrananlar sahte
değiller mi?
Milletin vekili olmak için her türlü yolu mubah sayıp, kendini olduğundan
farklı göstererek, birikimli, seviyeli, seciyeli “gibi” yapan siyaset
sahnesindekiler sahte davranmıyorlar mı?
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu sahtekarlıkları görüp ama asıllarına
verilen değeri veren, onları kabul eden, sahtekarlıklarını yüzlerine
söylemeyen de yine sahtekarlık yapmıyor mu?
Mevlana’nın “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” uyarısında samimi
olmayı, sahtekarlığın bırakılmasını zarifçe dile getirmemiş midir? Bu söze
muhatap olanlar göründüğünden farklı olup, gibi yapanlardır.
Kutadgu Bilig de binlerce yıl önce “ Doğru insan; Yüreğini çıkarıp avucuna
alarak, başkaları önünde mahcup olmadan dolaşabilen insandır” derken
bugünlere kadar sahtekarlığın devam edeceğini düşünmüş müydü acaba? Bugün
yüreklerini avuçlarında dolaştırabilecek insan sayısı kaçtır?
“Dünya bir tiyatro sahnesidir, sırası gelen rolünü oynar ve gider”
özdeyişindeki ince felsefeyi anlayamayanlar sadece” rol yap” anlamını
çıkarıp, sürekli rol yapmakta ısrar ediyorlar. “Gibi” ve “rol” aslının
yerini alınca gök kubbede hoş seda kalır mı?
Sırrı Çınar |

 |