GARİP DEMOKRASİ



Demokrasi, toplumların elde ettiği kültürel değerlerin kullanılması ile amacına ulaşır. Demokrasi, demokrat kimlik, demokratik sistem gibi tanımlamaların arkasına sığınılarak elde edilemeyecek, yaşanan bir kültür ve yaşam biçimidir. İlk çağlardan bugüne kadar insanlığın bulabildiği en insani yönetimdir. Kölelik, sultanlık, krallık, padişahlık düzenini yaşayan toplumların demokratik sisteme alışmaları kolay olmamış. Demokrasinin en önemli tarafı, nimet, külfet dengesi hak , özgürlük, imkan yönünden bireyin lehine gelişmesi olarak söylenir.
Birey, kendi düşüncesini özgür biçimde açıklar, yönetime talip olur. Gene özgür düşünen diğer bireylerin verdiği oylar ile seçilir ve yöneten olur. Bu yöneten vasfı, eşitler arasından seçilerek verilen temsil yetkisidir. Bu yetki, demokrasinin bireylere verdiği seçen, denetleyen, değiştiren özelliklerini ortadan kaldırmaz. Ancak, yasaların çizdiği çerçeveyle sınırlanır. Yasalar, demokrasinin işlemesi, toplumun hayatına doğrudan girmesini teminat altına alan demokrasinin ayrılmaz parçasıdır. Bu yasalar, bireyin haklarını ve yönetime katılma biçimini belirler. Yol açar, yöntemi söyler. Siyasi partilerle ilgili, seçim ile ilgili, derneklerle ilgili yasalar demokrasiyi işleten yasalara verilecek can alıcı misallerdir. Değiştirilmesi için üzerinde çok konuşulup, yazılan bu yasaların mevcut halleri bile toplumda bulunan demokrasi kültürünün üzerindedir.
**
Türk toplumu tarihten gelen engin bir devlet anlayışına sahip. Bu anlayışın temelinde ve hayata sirayet eden kısmında kayıtsız, şartsız itaat etmek var. Devleti temsil edenlere saygı göstermek, bütün haklarını yönetenlere devir etmek gibi haslet var. Bu haslet, toplumun önüne çıkma cesaretini gösteren şahısların bu cesaretine duyulan hayranlıkla başlayan ve o kişilerden birinin seçilmesiyle devam eden süreci kapsar. Hakan devlet anlayışı için takdir edilecek bu davranış, demokratik devlet anlayışı ile çelişir. Son yıllarda, aydın kisvesine bürünmüş cahillik abidelerinin terennüm ettikleri “bir kurtarıcıya ihtiyaç var” tespiti , toplumun hakan devlet anlayışıyla bire-bir örtüşür.
Devletin yürütme olarak bölünen kısmını idare eden bürokratların demokratik kültürden habersiz oldukları icraatlarıyla ispatlanmakta. Devlet memuru olmanın, toplum üzerindeki ağır baskısı halen devam etmekte. Memur ve bürokratların bütün hak ve imkan mücadeleleri temelinde ayrıcalıklı sınıf olma istekleri ve duygusu yatmakta. Bürokrasinin üst düzey yöneticilerinin tavır, çalışma şekli, yaşama biçimi, elde edilen imkanlar hakan devlet anlayışının, idarecilerine sağladığı imkanlardır. Daha yeni değiştirilen, ama değiştirildiği için tepki alan memurun muhakemat kanunu mevcut anlayışı ifade eden en çarpıcı misal değil midir? Devletin adına hareket eden, danışma memurundan, polisine, maliye memurundan, gümrük görevlisine, uzmanından, mühendisine, genel müdüründen, müsteşarına kadar sade vatandaşa verdikleri tepki aşağılayıcı, bir şeyden anlamaz, haddini bilmez niteliktedir. Hakkını savunana cevap verilmez, zorla dışarı atılır veya ciddi karşılanmaz.
Toplumu meydana getiren bireylerin siyasetçi, bürokrat, iş adamı, gazeteci ve diğer mesleklere mensup olması demokrasi anlayışını değiştirmez. Bizdeki demokrasinin anlaşılan hali, hür iradesi ile seçtiği kişiye saygı, itaat, kayıtsız şartsız bağlılıktır. Gördüğü her yerde saygının bütün gösterilerini yapar. Eleştirmez, öneride bulunmaz. Bireyin menfaatlerini ilgilendiren kısmı ile ilgili çalışmalar değerlendirme ölçüsü olur. Seçilenin, geneli ilgilendiren yanlışları görülmez. Hatta bu yanlışlar savunulur. Haklar, gelişmeler, düzenlemeler toplumun önünde olan gazeteci, sendika başkanı, dernek yöneticisi gibi kişilere ciro edilir. Bu kişiler verecekleri olumlu mücadelede yalnız bırakılır. Demokrasinin temel ilkelerine uymayan açıklama ve davranışlar ise takdir bulur. Demokrat olmanın , yaşamanın bedelini ödemek istemeyen grup, çevre ve birey kolaycı bir anlayışla demokrasi karşıtı tutumun içine, demokrasi adına girer. Kendi hakkını koruyamayan, çıkarlarını uzun vadeli değerlendiremeyen kişilerin oluşturduğu toplumun demokratik kültür oluşturması beklenemez. Apartman yönetiminden başlayan, derneklere, vakıflara, sendikalara ve siyasi partilere uzanan yolda kendini temsil etme davranışı cılız, etkisiz, zavallı kalan bireylerin oluşturduğu toplum. Bu kültürü oluşturamayan toplumun demokrasinin nimetlerinden faydalanması imkansızlaşır.
Ancak, birey ve grupların çıkar mücadelelerine kalkan olan demokrasi, acımasızca kullanılır. Siyasi partiler demokrasinin ayrılmaz parçası olmasına rağmen, kendi içinde demokrasiyi sağlayamaz, sağlamaz. Seçmen, demokrasinin işlemesi için en önemli grup olmasına rağmen, seçimlerde kullanılan bir materyal olarak algılanır. Üniversitelerde görevden alınan Rektörler, Dekanlar demokrasi adına alınır, toplumun genelinin tepkisini almış Kemal Gürüz YÖK başkanlığına demokrasi adına atanır. Demokrasi adına Partiler kapatılır, parti üyeleri cezalandırılır, demokrasi adına canilerin idam edilmemesi için bin dereden su akıtılır. Bir parti iktidara geldiğinde şube müdürlerine varıncaya kadar değiştirir, bunun adına demokrasi koyanlar, bir başka partinin üst düzey atamalarına kadrolaşma oluyor diye feveran eder, bunun adına da demokrasi koyarlar.
**
Garip bir demokrasi anlayışı ile icraatların demokrasinin aslına uygun olması beklenemez. Problemlerimizin temelinde yatan bu garip anlayış değil mi? Garip demokraside ısrar etmemiz halinde; garip bir yönetim, garip bir toplum çıkar. Bilgi çağıyla ilgili beklentiler iyimserlik olur. 2000 yılları için düşlediklerimiz hayalden öteye geçmez.
 

Sırrı Çınar

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fikrime Düşenler     Ana Sayfa