Ana Sayfa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ERKEĞİN YARDIMCI CANLISI; KADIN

 

Ülkemizde kadın hakları veya kadın sorunu dendiğinde hemen akla feminist hareketler veya muhafazakârlar dışında olan kesimler gelir. Aslında doğru bir hatırlamadır. Çünkü kadın haklarını ve sorunlarını ya feminist diye kendini tanımlayanlar, ya da muhafazakâr olmayan ve geleneksel değerlerden uzak kesimler tarafından dile getirilmiştir. Bu kesimlerin dillendirdikleri sorunlar gerçekte yok mudur ki muhafazakâr kesimler bunları pek dikkate alıp, sosyal ve yasal düzenlemeler yapmazlar? Muhafazakâr kesimin tek kadın hakkı olarak örtünmeyi gördüğünü maalesef dillendirmek zorundayız.

Kadınlarla ilgili sorunlar dünyanın her bölgesinde farklı biçimlerde karşılaşılan değişmeyen ve büyük bir gerçek. Batı toplumları bu konuda önemli adımlar atmışlardır. Batı toplumlarının kültür yapısı içinde yapılan bu değişiklikler özellikle İslam toplumlarında tasvip görmemiş, hatta çok doğru düzenlemeler bile İslam toplumları tarafından hor görülmüştür. Ülkemizde ise Türklerin bir dönem anaerkil aile yapısını yaşamasından ve temel değerleri kadını yücelttiği için diğer İslam toplumlarından farklılık göstermektedir. Seyyahlardan İbn-i Batuta Türklerin kadınlara olan saygısı ve kadının gerek devlet yönetiminde, gerek aile içinde söz sahibi olduğu, savaştığı, at bindiği, kılıç eğitimi aldığını yazmıştır. Türklerin İslam’la tanışmalarından sonra diğer topluluklardan ve diğer İslam toplumlarından etkilenmesiyle kadına bakışı değişmiştir. Kadının toplum dışına itilmesinde İslam dininin getirdiği olumsuz her hangi bir şey yoktur. Peygamberimizin eşleri savaşlara bile katılmıştır. Peygamber Efendimizle birlikte savaş meydanlarında, diğer askerlerle birlikte bulunmuşlar. Mukaddes kitabımız Kuran-ı Kerimde de hiçbir ayet kadını ikinci, üçüncü sınıf statüsüne sokmamıştır. Ancak İslam toplumları İslami değerleri kendilerince yorumlayıp ve adeta dini kullanarak kadını toplum dışına itmişler ve kadını ikinci sınıf insan statüsüne sokmuşlardır. Erkek egemen toplumun oluşmasında erkeklerin fiziksel güçleri, asker ve savaşçı olmalarıyla devlet yönetiminde yer almaları, din adamı sıfatı taşıyanların erkek olması önemli faktörlerdir. Erkekler ellerine geçirdikleri bu yetkilerinden güç alarak, sosyal, yasal ve dinsel yönden kadınları ikinci plana itip, kural ve biçimleri kendi lehlerine olacak şekilde yönlendirmişlerdir. Toplumun dini konuda cehalete mahkûm edilmesi, ardından eğitim ve öğretimin belli başlı ve çok az sayıda kişinin tekelinde kalması sonucu erkek egemen bir toplum oluşmuştur. Son yetmiş, seksen yılda cumhuriyetin getirdiği imkânlarla bile toplumun bu yanlışı düzeltilememiştir. Hatta eğitim ve öğretim düzeyi yüksek kişilerde bile kadınların yeri ve konumu konusunda önemli eksik, yanlış düşünce olduğunu görmekteyiz. Erkeğin kadın algısı ne yazık ki ilkel dönemlerdekinden çok uzak değil. Kadın yardımcı oyuncu olarak gerçek hayatta erkeğin ihtiyaçlarını karşılamaya yarayan ve tam bir insan olarak görülmeyen varlıklar olarak hayatlarını sürdürmektedirler. Bu cümleye hemen itirazlar gelecektir. Kadınlarımız çalışıyor, okuyor, her mesleğe sahip oluyor denilecektir. Doğrudur ama o duruma gelen kadın bile erkeğin gözünde kontrol edilen, yönlendirilen, az söz sahibi, ev işlerini yapan, çocuk doğurup bakmak zorunda olan ve her zaman erkeğin bir adım gerisinde durmak zorundadır. Çünkü erkeğin kadın algısında bu yatmaktadır. Yaratılıştan gelen özelliklerle kadına ve erkeğe yüklenen misyon vardır. Kadının yapmakla yükümlü olduğu işler ve yaşama biçimi vardır. Ama bu farklılık kadının horlanmasını, kendine güveni yitirmesine, kendini doğru ifade edememesinin nedeni olamaz. Kadını bir nevi eşya gibi görüp, onun duygusunun, arzusunun, isyanının, sinirinin, yorgunluğunun olmayacağını varsayıp, sürekli fedakârlık yapanın kadın olmasının istenmesi düşüncede kadının yerinin “eşya veya yardımcı canlı” olmasından kaynaklanmaktadır. Eski zamanlarda ve hala Anadolu’da ihtiyacı olduğu hayvanı alıp besleyen bir erkeğin kadını da aynı konumda değerlendirdiğine ne yazık ki hala şahit olmaktayız. Böyle olmasa on üç, on beş, on yedi yaşlarında kızların evlendirilmesini neyle açıklayabiliriz. Yirmili yaşların bile evlenmek için uygun olmadığını düşündüğümüzde bu çocukların evlenmesine izin veren babalar erkek değil midir? O çocuklarla evlenenler ve evlenmesine aracılık eden aile fertleri erkek değil midir? Bu çocukların evlendikten sonra o evde hiçbir konuda söz sahibi olmadığını biliyoruz. Her erkek için hayatında en değerli varlığı anneleri olmasına rağmen, aynı erkek diğer kadınların ezilmesine, horlanmasına, ikinci sınıf canlı muamelesi yapılmasına kayıtsız kalıyor. Bu yaman çelişkiden erkeğin zihninde kadını oturttuğu yeri daha kolay anlamaktayız. Eğitim düzeyi ne olursa olsun erkek fiziksel gücünden dolayı kadına psikolojik ve fiziki şiddet uygulayabiliyor. Evin sahibi erkek, paranın sahibi erkek, yorulup eve geldiğinde dinlenmesi gereken erkek, okuyup kendini geliştiren erkek, iyi okul okuması gereken erkek, iyi görevlerde bulunması gereken erkek, evde ağırlanması ve hizmet edilmesi gereken erkek, dayak atan erkek, kadının her davranışını, kıyafetini kontrol eden erkek, her türlü hizmete ve fedakârlığa layık erkek. Okuyamayıp kendini geliştiremeyen ise kadın, evde her türlü işi yapmaktan kendine vakit ayıramayan ise kadın, evdeki erkekleri yedirip, içiren, elbiselerini yıkayıp ütüleyen ise  kadın, misafiri ağırlayan ise kadın, çocuk doğurup ve o çocuk için yıllarını heba eden ise  kadın, iş bulması güç olan ise kadın, iş yerinde patronu veya müdürü tarafından ikinci planda tutulan ise kadın, dayak yiyen ise kadın, her türlü cinsel saldırıya maruz kalan ise kadın, kontrol edilen ve yönlendirilen ise kadın, sen sus ne anlarsın denilen ise kadın, camiye gelmesinler denilen ise kadın, birçok erkek için sadece cinsel meta olan ise kadın, sokakta, otobüste, iş yerinde ve hatta her yerde cinsel saldırıya maruz kalma durumunda olan kadın.

Erkeğe verilen koruma ve kollama duygusunu hâkimiyete dönüştürmek ve kadını insan olarak değil, yardımcı canlı gibi gören anlayıştan kurtulmak için çok çaba sarf etmek gerekir. Yasal düzenlemelerde ne yazık ki egemen olan erkeklerin yönlendirici olduğunu görmekteyiz. Aileye erkeği reis tayin eden, erkeğin izni olmadan kadını çalıştırmayan yasalarımız daha yeni değişti. Kadını bazı mesleklere mahkûm eden ve bu konuda düzenlemeleri kadının aleyhine yapan maalesef erkeklerdir. Yasalar değişse bile zihinlerde kadının yeri değişmediği sürece yasalar asıl işlevini yerine getiremez.

Anayasadaki değiştirilen maddelerden birinde kadına karşı pozitif ayrımcılık yapılması eşitlik ilkesine aykırı değildir kısmı da vardı. Gerek anayasamız, gerek diğer yaslarımızda kadınla erkeği eşit kabul etmiştir. Gerçeğe dönüp baktığımızda ise asla bir eşitliğin olmadığını görmekteyiz. Bu eşitsizliği batı normlarına göre değiştirmeye çalışanlarda toplumdan gerekli desteği görmemişlerdir.

Biz Türk ve Müslüman olduğumuzu unutmadan ve bize ait kültür değerlerimizle kadını insan olarak kabul edeceğimiz yöntemleri aramalıyız. Yaşamda erkeğin yardımcı canlısı olma konumundan çıkarmalı ve zihnimizde kadının insan olduğunu anlamalıyız. Bu konuda okullarda ders olarak okutulacak dersler, iletişim araçlarının eğitim amaçlı yapacağı programlar, mahalle, köy gibi yerlerde özellikle erkeğin zihninde kadının yerini değiştirecek çalışmalar yapılmalıdır. Kadını insan konumuna getirip, duygusuyla, ruhuyla, enerjisiyle, beyniyle erkeklerden farklı olmadığını ve erkekle kadının hayatı ortak yürütmeleri gerektiğini uzun dönemli planlar çerçevesinde yapmalıyız. Bu yazıyı okuyan erkeklerin düşünmesini ve kendisiyle kız kardeşinin arasındaki farkı, karısıyla kendisi arasındaki farkı, kızıyla oğlu arasındaki farkı düşünmesini istiyorum. Farkında olmadan kadınları nasıl ötelediğimizi göreceklerine eminim. Çözüm ise biz de başlıyor. Kadını insan olarak kabul edelim ve gasp ettiğimiz insan haklarını kendilerine iade edelim, onlardan af dileyelim. Erkeklik gururunuz bunu kabul etmese bile…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şiir      Ana Sayfa