SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

DEVLERLE SAVAŞ 


Donkişot’un yel değirmenleri ile yaptığı savaşın anlatıldığı hikayeyi bilirsiniz. Bu anlamsız savaş, Donkişot’un kahramanlığı olarak değil de, boşuna uğraşmasını anlatır.  
Şimdi, kendimize dönüp bakalım. Hayatımızın ne kadarını Donkişot olarak geçirdik.? Hayatımızda kaç tane yel değirmeni oldu? Yel değirmenleri ile savaşı kim kazandı? Başka, hangi devleri geliştirdik ? Bu devleri yenebildik mi?
**
Son otuz yılda Türkiye de insanların geliştirdikleri devler, yel değirmenleri hayatımızın parçası oldu. Dönem-dönem sağcılık, solculuk, Komünistlik, İslamcılık, Amerika yanlıları, Sovyet yanlıları, milliyetçilik, ülkücülük, kökte dincilik, Alevîlik, Sünnîlik, Kürtçülük, laiklik, anti laiklik, batı hayranlığı, futbol takım taraftarlığı, magazin hayranlığı, ne olacak memleketin hali sendromu vs. Dünyayı da etkileyen bu akım ve alışkanlıklar, ülkemizde kendine has özellikle kendini gösterdi. Bu akımlara meyil eden, inanan insanlar kendileri için savaşacak yel değirmenleri buldu. Kimi için Devlet, kimi için millet, kimi için geniş topluluklar, kimi için siyasetçi, kimi içinse din, düşman ve yel değirmeni ilan edildi. Savaş başladı. Giyiniş tarzı, kullanılan dil, bıyık şekli, okunan gazete, gidilen kahve, seçilen okul, alışveriş yapılan mağaza, binilen otobüs firmasına kadar hayatın içinde atılan her adım savaşın parçası haline geldi.
Oturulan her sohbet bu savaşın verildiği meydanlardır. Tefekkür, savaşlar ve taktiklerle eşitlendi. Hayatın gerçeklerini bir kenara iterek, savaşın şartlarına göre yaşamak modası. Politize olmamış, alışkanlıklarla bezenmemiş beyinin kalmadığı bir toplum.
**
Günde yüzlerce defa sistemden şikayet edilmesi. Tartışacak yeni konular bulunması. Bu konulara toplumun tamamının katılımının sağlanması. Yeterli bilgi birikimi olmadan bu tartışmaların yapılması. İçi doldurulmamış kavramlara sarılmalar. İnadına bölünmeler, inadına ayrımlar. Sevgiyle başlayan, nefretle devam eden taraftarlık. Sloganlaştırılan ideolojiler. Siyah beyaz kavgaları. Ben bilirim, ben doğruyum savaşları. Savaşlar, savaşlar, görünmeyen devlerle, kafaların içine sokulan savaşlar... 
 

Sürekli savaşmamızı sağlayanların el öfeleyerek seyir ettiği savaşı kim kazandı, kazançlı çıkan kim? Şuna emin olalım ki kazanan taraf biz değiliz. Basit bir hesap yaparsak, 24 yıl boyunca, uyanık olduğu 18 saatin 3 saatini bu savaşa ayıran biri, uyanık olduğu zamanın tam 4 yılını devlerle savaşta geçirir. Bu günlük 3 saatin tamamını 24 yıl boyunca başka bir konuya ayırdığında neler olabileceğini düşünelim. 
 

Bütün fakültelerde okutulan ders saati toplamı 4 yıllık eğitim sonucu 6500 saatten fazla değildir. Yani herhangi 4 fakültede verilen bilgileri bu 24 yıl içinde alması mümkün. Bütün yabancı dil kursları 800 saatten fazla değildir. Savaşta geçirilen zaman içinde 15 den fazla dil mükemmel bir şekilde öğrenilir. Saatte 50 sayfa kitap okunsa günde 150 sayfalık 8760 adet kitap okunabilir. Türkiye’de 2000 adet kitap okuyan insan sayılacak kadar azdır. Günde 3 saat kitap okuyan 1.314.000 sayfa kitap okuyabilir. Meslek edindirme kurslarında verilen ders saati 300 saatten fazla değildir. Savaşta geçirilen bu vakit kurslara giderek değerlendirildiğinde 87 ayrı meslek öğrenilir. Bu misalleri çoğaltmak mümkün.
**
Kendi işinde yapması gerekenleri yapmadan , etkilemesi mümkün olmayan konu, makam, sistem ve felsefelerle savaşarak vakit geçirenlerin başarısızlıkları önümüzde. Çalıştığı kurumun mevzuatını okumayan idareci, , arabasını temizlemekten aciz taksici, iyi öğrenci yetiştirmeyen öğretmen, Türkçe konuşamayan televizyon sunucusu, memleketin halini düşünen , konuşan diğer insanlar bu savaşın mağlupları değil mi? 
 

Üzerine fıkralar dahi üretilen “memleketin hali ne olacak” sorusunun yerine “ sorumlu olduğum konular için daha fazla ne yapabilirim” diye sorduğumuzda değişiklik görülecek. Savaşı bırakıp, iş ve meslek ahlakı ile sorumlu vatandaşlık yolları arandığında icraat başlayacak. Savaşları bir kenara itip, “ çuvaldızı kendimize, iğneyi başkasına batırdığımız” zaman , bizi bu savaşa itekleyenleri mağlup ederiz.
**
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz atasözünü unutmadan, konuşmaktan öteye geçemeyenlerin bu ülkeyi nerelere getirdiği ortadadır. Savaşı kendimizle yaptığımız gün, ülkenin problemlerinin çözülmeye başlandığı gün olacak.


Sırrı Çınar



 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 




 



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com