BÜROKRATLARIN MASKESİZ HALİ
Devlet yönetiminde olmazsa olmazların en başında gelen bürokratların yani üst düzeyde devlet kurumlarını temsil edenlerin nitelikleri, yine devletin kanun ve diğer mevzuatlarında yazılıdır. Kanun koyucu belli şartları taşıyan kişilerin, belli kurallara göre atamalarının yapacağını belirlemiştir. İşte bürokrasinin mevcut hukuk kuralları içerisindeki açmazı da burada başlar. Gelen her iktidarın, bürokratlarını baştan ayağa yenileme imkânını yine bu hukuk kurallarının içinden bulur. Hukuk kuralları genel ölçüler koyduğu ve her devlet memurunun eşit özelliklere sahip olduğunu varsaydığından, üniversite mezunu, deneyim ve gelinen memuriyet derecesi gibi devlet memuriyetini tercih edenlerin bir gün mutlaka ulaşacakları ölçüleri koymuştur. Bu ölçülere uyan on binlerce devlet memurunun arasından sıyrılıp o azametli koltuklara oturabilmenin en kestirme ve kolay yolu seçimle işbaşına gelmiş atama yetkisini elinde bulunduran siyasi iradeye yakın olmak, tanıdıklarının olmasıdır.
 
Bir siyasi partiye yaklaşabilme cesaret, gözü açıklık, özgeçmiş ve “bukalemun” gibi temel özellikleri bünyesinde barındıran ve mevzuat kurallarına her halükarda zaten uyan bu kişiler birkaç imza sonrası “hak ettiği” o koltuklara oturmaya, o azametli unvanları kullanmaya başlarlar. Devlet kurumu diye kutsallığına hiç şüphe etmediğimiz ve o kutsallığa binaen gözümüzde yücelttiğimiz, önünde ağzımızı açıp iki kelime edemediğimiz kurumlar bu süreci takip edip gelen zevatla yönetilmeye başlar. Şube Müdürlüğünden itibaren, Daire Başkanlığı, Genel Müdür Yardımcılığı, Genel Müdürlük, Müsteşar Yardımcılığı ve en son nokta olan Müsteşarlığa giden yol hep aynıdır. Önce siyasi iktidarla ilişkileri iyi düzenlemek, Milletvekillerini ziyaret etmek, Partinin ilçe, il Başkanlarını tanımak ve Genel Merkezleri ziyaret etmek gerekir. Daha önceden tanıdıkların olması, o siyasi partiyle geçmişte bağlarının olması, başına ”eski partili” sıfatı almışsa ve siyasi iradenin kullanabileceğine dair kanaat getirilmişlerin işi çok kolay olur. Öğretmenken Daire Başkanı, Kaymakamken Genel Müdür, Müşavirken Müsteşar Yardımcısı, Uzmanken Müsteşar, Üniversitede Hocayken bunlardan biri, hatta düz memurken yine bunlardan biri olmak için diğer düzenlemeler yapılır. İlk önce Bakan Müşavirliğine, ya da kolay bir yere Daire Başkanlığına atanır ardından asıl görevinin kararnamesi çıkarılır. Diğer siyasilerde de görülen o “büyük kurtarıcı, her şeyi bilen, üstün vasıflı insan” olunmuştur artık.
 
Göreve atanan kişiden başka o kurumda çalışanların hiç birinin kafası çalışmaz, iş bilmez, bilgisiz ve kültürsüz hatta insan bile değillerdir. Kendinden ve ekibine aldığı birkaç kişinin dışındakiler her türlü aşağılanmayı hak etmiş, aslında hiçbir iş yapmayan asalaklardır onun için. Göreve başladığının ertesi günü siyaset düşünmeye başlar. Milletvekili veya Belediye Başkanı olmayı hayal ettiği memleketi veya o ilin her türlü işinin gönüllü takipçisidir. Makamı o ilden gelenlerle dolup taşar. Bir sonraki seçimlerde hangi siyasi partinin kazanacağına dair sürekli fal açar, konuşur, düşünür. Aday olmayı planladığı o siyasi partilerle içli dışlı olmak için başında olduğu kurumun bütün imkânlarını seferber eder. Bu “yeniden doğuşun” yaşandığı durumda yürümesi, konuşması, aile, arkadaşlık ilişkileri de değişime uğrar. Yürüdü mü arkasından getirdiği rüzgâr önünde ne var ne yok silip götürür. Her telefona çıkmaz, randevusuz görüşmez, kendini oraya getirenlere bile zaman zaman kafa tutmaya başlar. Bu kafa tutmalar aslında yerini sağlamlaştırma operasyonudur ve astlarına karşı ne büyük adam” dedirtme eylemidir. Kişilik özelliklerinin ortaya çıkmasına engel olamadığı günler hemen gelmiştir. Aslında yeteneksiz, bilgisiz, beceriksiz, tecrübesiz, kaba, nezaket kurallarından nasibini almayışı, görmemişliği ve doymayan ihtirasları birer birer su yüzüne çıkar. Bütün bunların ortaya çıkmasını gizleyecek tek zırhı olan unvan ve makamına dört elle sarılır. Meşru, meşru olmayan işler yapması, inisiyatifini hep bu makamı korumak için kullanması kaçınılmazdır. Elde ettiği onca imkânı bırakıp gitmemek için elinden geleni yapar. Bu imkânlar onun için çok değerli olan makam gücünün getirdiği saygınlık, iş bitirebilme becerisi, makam otosu, lokaller, lojman, eşini alışverişe, çocuğunu okula dershaneye götüren özel şoförler, emeklilikte elde edeceği yüksek maaş ve dokunulmazlık tatminidir. Görevinin gereği olan parasal ilişkilerden, görevinden dolayı önünde açılan yeni parasal imkânlar ihtirasını kamçılayan diğer unsurlardır. Gerçekten görev yaptığı kurumu daha ileriye götürmeyi, iş tatmini sağlamayı, ülkeye ve devlete hizmet etmeyi idealize eden bürokrat sayısı yok denecek kadar azdır. Bunları idealize edenleri ise zaten siyasi irade kabullenemiyor ve emrinde direnen şahsiyetleri kabul edemiyor. Bakanın iki dudağı arasında olan görevden alma gerçekleşiyor. Bürokrasinin en temel kuralı da bu değil mi zaten? Bir üsttekinin altındakini “adamdan” saymama, ne kadar ezebilirse o kadar mutlu olabilme hali değil mi?
 
Kısa cumhuriyet tarihinde bizzat şahit olduğumuz devlet terbiyesi, nezaket, oturduğu koltuğun hakkını veren bürokrat sayısı son yirmi yıldır giderek azalmış ve son yıllarda ise dibe vurmuştur. 1991 Yılından sonra gelen hükümetlerin atadığı bürokrat tipi her geçen hükümet döneminde biraz daha aşağılarda seyreden, şahsiyeti tam oturmamış, kendine ait özellikleri olmayan, bilgi, ferasetten yoksun tiplemelere doğru kaymıştır. Oturdukları koltuğa güç verenler değil, oturduğu koltuktan güç alan ve aldığı bu gücü devletin yaşaması, hukuk, demokrasi ve insan haklarına yönelik kullanmayan ya da kullanamayan silik kişilik özellikleri sergilemektedirler.
 
Kurumlar adeta dedikodu kazanı olarak sürekli kaynamakta, o kurumlarda çalışanların yukardan aşağıya doğru memnuniyetsizliği en alttaki memuru ise canından bezdirme durumuna getirmiştir. Bu hak etmeyenlerin yönetimi devletin saygınlığını, milletin geleceğini yok etmeye doğru hızla yol aldırmaktadır. Ülkemizde yer etmiş olan devlet memurlarının devletin sahibiymiş gibi davranmaları üst düzey bürokratlarda daha belirgin olarak ortaya çıkar. Devletin sahibi olmadıklarını sadece devletin memuru olduklarını akıllarına dahi getirmeyen bu kadrolar, günlük rutin işlerden başka devlete sahip çıkmayı akıl edemezler. Çok özel yetenekleri sayesinde ve hak ettikleri o memuriyetin dışında kalan milletin asıl çoğunluğunu saygın bulmayan, basit gören anlayışlarını “basın” korkusu taşımadıkları her ortamda dışa vururlar. Ki son dönemlerde “basın” korkusunu da yenmişler, yazarlarsa yazsınlar diyerek, bildiklerini okumaya deva etmektedirler.
 
Politize olmadan gelinemeyen makamları dolduranlar görevden alındıklarında İdare Mahkemelerine dava açarak “hak ettikleri” görevlerinden alınmalarını sindiremezler. Görev sonrası bunalımlara düşen, makamlarının geçici olduğunu ancak o zaman anlayanların yaşadıklarından ders çıkarma gibi bir kaygıları olmaz. Tekrar aynı veya benzeri görevlere gelebilmenin yollarını siyasilerin kapılarında bekleyerek ve umarak geçirirler. Tarih onlar için hep tekerrür eder ve gidenler çoğunlukla bir başka göreve, bir başka hükümet döneminde dönerler.
 
Burada dillendirdiğimiz bu gelişmeleri bilmeyen ne bürokrat, ne de siyasi vardır. Herkes bilir ama herkes bunun ancak böyle olabileceğini ön kabulle sindirir. Zor olan liyakat, seviye, beceri gibi kavramlarla uğraşmanın kimseye fayda vermeyeceğini bildiklerinden “böyle gelmiş, böyle gider” demektedirler.
 
Oysa Devletin güçlü olması, milletin refah, huzur ve adil biçimde yaşaması için devletin işlemesini sağlayan bireylerin normal vatandaşın çok önünde olabilecek düzeyde olmaları gerekir. E-devlet, verimlilik, ISO standartları vb. çalışmalar, kurum içi eğitim, seminerlerin gösterişten öteye gitmemesinin ana sorumluları o kurumların başında bulunan bürokratlardır. İçinde bulunduğumuz bilgi ve iletişim çağında artık bilgi belli ellerin elinde değilken, her isteyenin en teferruatlı bilgi birikimine sahip olabilme imkânlarının bulunduğu bu dönemde bürokratların ve siyasilerin sığlığı daha belirgin olarak gözükmektedir. Ayakların baş, başların ayak olduğunu dillendirenlerin baş olmaya ne kadar layık olduklarına da bakmaları lazım. Yönetilmeye muhtaçların yönetici vasfıyla ahkam kesmelerine ve ülkeyi zarara uğratmalarına dur diyecek yine özünü, sözünü bilen seviyeli bürokratlar olacaktır. Ya da maskesiz hallerini herkes bilecek…

 
 

Sırrı Çınar

Fikrime Düşenler     Ana Sayfa