SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

BİLİM ADAMI , SİYASET VE TÜRKİYE


1953 yılında Hasan Ali Yücel bir makalesinde üniversitede görev yapan bilim adamlarının siyasetten uzak kalmalarını telkin ediyor. Üniversitelerde bilimin gelişmesi siyaseti olumlu yönde etkileyecek diyor. Bir eğitimci olarak, bilim adamının üniversitede kalmasını istiyor*1. Bilim adamları da bu telkine inat son 50 yıllık siyaset sahnesinden hiç inmemişler. Siyaset ,bilim adamları için cazip, partiler için bilim adamları çekici olmuş.
Profesör, Doçent unvanlı idareci, genel müdür,müsteşar, Milletvekili, Bakan , Başbakan, Parti yöneticisi ve Parti Genel Başkan sayısının son yıllarda arttığını görmekteyiz. Hatta, bazı partilerdeki akademik kökenli kişilerle yeni bir üniversite kurmak bile mümkün!.. Hayatlarının bir kısmını üniversite de öğrencilere bilimi öğretmekle geçirenler ,yetiştirdikleri öğrenciler ile ülkenin iyi yönetilmediğini düşünmüş olacaklar ki yönetimi ilk elden yapmak için siyasete girmiş olabilirler. Ama kendilerine “Ben bilim adamı olarak üzerime düşeni yaptım mı?” diye sormamışlar. Sayıları azda olsa, bu soruyu soran değerli bilim adamları, ( yüz akımız olanlar) 1997 yılında 4413 makaleyi uluslararası literatüre sokmayı başarmış.
 

Bilgi çağını yakalamak için, ülkemizin dört tarafına Üniversiteler kuruldu!. Bu üniversiteler, 7.714 Profesör, 4330 Doçent, 8102 Yardımcı Doçent, 23765 araştırma görevlisi ve diğer öğretim elemanları ile birlikte 60.038 *3 kişilik büyük bir kadroya sahip. Bu sayılara bakıp hemen sevinmeyin. Siyasete meraklı olan bu kadrolar 1974 yılı ile 1997 yılları arasında uluslararası bilim dergilerinde yayınlanan makale sayısında oldukça gerideler. Dünyada yayınlanan makaleler içindeki payları; 1988 yılına kadar on bin makalede beş tane gibi üzücü bir sayıda kalmış. Ülkemiz, 1988 yılından sonra bu oranı binde birlerden, en son 1997 yılında binde dörde çıkarmayı başararak 27.sıraya yükselmiş ( bunları yayınlayanları kutluyorum).Türk bilim adamları 1997 yılında 4413 makale yayınlarken, ABD’li 303.308, İngiltereli 79.345, İsrailli 9.925 ve İsveçli bilim adamları 15.495 adet makale yayınlamıştır. Bizden daha az makale yayınlayan ülkeler ise; Yeni Zelanda, Arjantin ve Çek Cumhuriyetidir.*2
 

Maalesef, bilimden uzak kalanların çoğunlukta olduğu bir bilim dünyamız var. Bilim adamlığını birkaç makaleyi herhangi bir dergide yayınlamak olduğunu düşünenler var. Gerçek akademisyenliğin kitap çevirilerini yayınları arasına sokmak ve ders ücreti için derse girmek olduğunu düşünenler var. Uluslararası literatürde adlarının geçmemesinin, Nobel ödülleri için aday çıkaramamanın, herhangi bir uluslararası konferansta tebliğ sunmamanın önemsiz birer ayrıntı olduğunu sohbetlerde söyleyenler var. Birde profesör olduktan sonra kitap okumamanın mazeretini yorulmalarına bağlayanlar var. Ama, televizyonda görünmek, basında çıkmak ve ticari faaliyetleri için Bilim adamı kimliklerini kullananlar var. Bilim adına göstermedikleri gayreti, bölüm başkanı, dekan , rektörlük seçimlerinde ve partilerle olan yakın ilişkilerinde gösterenler var.   
 

 Bilim adamı kimliğinden sıyrıldıkça , partilerin yönetimine, milletvekilliğine, belediye başkanlığına aday olmaları kolaylaşmakta. Gerçek bilim adamı hüviyeti ve bilimden başka gaye taşımayanlar bu şahsiyetleri sırtlarında taşımaktan usanmış. Ama, bilim dünyasında unvan ve makam kullanma arzularını tatmin etmekten ve bir gün siyasete girmekten başka endişesi olmayanları içlerinde barındıranlarda sorumludur. Bu vurdumduymazlık; kamuoyunun bilime olan saygı ve inancını yok ediyor. Bilimde düşmenin bedelinin bu millete neye mal olduğu unutuluyor. Allı morlu cübbe ve cicili bicili başlıklarla siyaset minderine çıkılmaz. Bunu görmezlikten gelenlerin, cübbelerinin ayaklarına dolaştığına, keplerinin düştüğünde, kellerinin göründüğüne bu millet defalarca şahit olmuştur.
 

Marmara depreminden sonra , bilimi televizyon ekranlarına taşıyarak , kendilerini ve üniversitelerini tanıtan bu şahsiyetlerin 17 Ağustos öncesi nerede olduklarını sormak lazım. Yaptıkları ile övünme gayretlerini Fen bilimleri atıf endeksi (SCİ-Science Citation Index) boşa çıkarıyor. Bilim dünyasında ve bilim çağında bilim adamı olmanın yolları artık biliniyor.
 

Bilgi çağına , bilgi toplumu ile girmek , başarılarını takdir ettiğimiz bilim adamı sayısının artmasından geçiyor. Bilim adamları kendi modellerini geliştirmeli. Yeni sistemler kurabilmeli. Dip notu az ve başkalarının söylediklerini aktaran çalışmaları bırakmalı. Bilim adamını, kullandığı kaynak ve dip not zenginliğine göre değerlendirenler de bu yanlış tutumlarından vazgeçmeli, bu bakışlarını mutlaka değiştirmeli. Gerçek bilim adamı ,kendisine ait olacak yeniliklere imza atmalı. Bu imzayı; ekonomik imkanlarının çok kötü olmasına ve üniversitelerin altyapı eksikliklerine rağmen atmalı. Ki, devleti idare edenlerde, bilim adamının layık olduğu şartları (kerhen) sunsunlar.
 

Bilimin dışında feda ettikleri zamanı bilimle geçirmeleri, onlara daha çok sevgi, saygı ve minnet duyguları olarak geri dönecektir. Bu millet vefalıdır.
 
(1999)
Sırrı Çınar



 



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com