|

 |
BİLİM
ADAMI , SİYASET VE TÜRKİYE
1953 yılında Hasan Ali Yücel bir makalesinde üniversitede görev yapan bilim
adamlarının siyasetten uzak kalmalarını telkin ediyor. Üniversitelerde
bilimin gelişmesi siyaseti olumlu yönde etkileyecek diyor. Bir eğitimci
olarak, bilim adamının üniversitede kalmasını istiyor*1. Bilim adamları da
bu telkine inat son 50 yıllık siyaset sahnesinden hiç inmemişler. Siyaset
,bilim adamları için cazip, partiler için bilim adamları çekici olmuş.
Profesör, Doçent unvanlı idareci, genel müdür,müsteşar, Milletvekili, Bakan
, Başbakan, Parti yöneticisi ve Parti Genel Başkan sayısının son yıllarda
arttığını görmekteyiz. Hatta, bazı partilerdeki akademik kökenli kişilerle
yeni bir üniversite kurmak bile mümkün!.. Hayatlarının bir kısmını
üniversite de öğrencilere bilimi öğretmekle geçirenler ,yetiştirdikleri
öğrenciler ile ülkenin iyi yönetilmediğini düşünmüş olacaklar ki yönetimi
ilk elden yapmak için siyasete girmiş olabilirler. Ama kendilerine “Ben
bilim adamı olarak üzerime düşeni yaptım mı?” diye sormamışlar. Sayıları
azda olsa, bu soruyu soran değerli bilim adamları, ( yüz akımız olanlar)
1997 yılında 4413 makaleyi uluslararası literatüre sokmayı başarmış.
Bilgi çağını yakalamak için, ülkemizin dört tarafına Üniversiteler kuruldu!.
Bu üniversiteler, 7.714 Profesör, 4330 Doçent, 8102 Yardımcı Doçent, 23765
araştırma görevlisi ve diğer öğretim elemanları ile birlikte 60.038 *3
kişilik büyük bir kadroya sahip. Bu sayılara bakıp hemen sevinmeyin.
Siyasete meraklı olan bu kadrolar 1974 yılı ile 1997 yılları arasında
uluslararası bilim dergilerinde yayınlanan makale sayısında oldukça
gerideler. Dünyada yayınlanan makaleler içindeki payları; 1988 yılına kadar
on bin makalede beş tane gibi üzücü bir sayıda kalmış. Ülkemiz, 1988
yılından sonra bu oranı binde birlerden, en son 1997 yılında binde dörde
çıkarmayı başararak 27.sıraya yükselmiş ( bunları yayınlayanları
kutluyorum).Türk bilim adamları 1997 yılında 4413 makale yayınlarken, ABD’li
303.308, İngiltereli 79.345, İsrailli 9.925 ve İsveçli bilim adamları 15.495
adet makale yayınlamıştır. Bizden daha az makale yayınlayan ülkeler ise;
Yeni Zelanda, Arjantin ve Çek Cumhuriyetidir.*2
Maalesef, bilimden uzak kalanların çoğunlukta olduğu bir bilim dünyamız var.
Bilim adamlığını birkaç makaleyi herhangi bir dergide yayınlamak olduğunu
düşünenler var. Gerçek akademisyenliğin kitap çevirilerini yayınları arasına
sokmak ve ders ücreti için derse girmek olduğunu düşünenler var.
Uluslararası literatürde adlarının geçmemesinin, Nobel ödülleri için aday
çıkaramamanın, herhangi bir uluslararası konferansta tebliğ sunmamanın
önemsiz birer ayrıntı olduğunu sohbetlerde söyleyenler var. Birde profesör
olduktan sonra kitap okumamanın mazeretini yorulmalarına bağlayanlar var.
Ama, televizyonda görünmek, basında çıkmak ve ticari faaliyetleri için Bilim
adamı kimliklerini kullananlar var. Bilim adına göstermedikleri gayreti,
bölüm başkanı, dekan , rektörlük seçimlerinde ve partilerle olan yakın
ilişkilerinde gösterenler var.
Bilim adamı kimliğinden sıyrıldıkça , partilerin yönetimine,
milletvekilliğine, belediye başkanlığına aday olmaları kolaylaşmakta. Gerçek
bilim adamı hüviyeti ve bilimden başka gaye taşımayanlar bu şahsiyetleri
sırtlarında taşımaktan usanmış. Ama, bilim dünyasında unvan ve makam
kullanma arzularını tatmin etmekten ve bir gün siyasete girmekten başka
endişesi olmayanları içlerinde barındıranlarda sorumludur. Bu
vurdumduymazlık; kamuoyunun bilime olan saygı ve inancını yok ediyor.
Bilimde düşmenin bedelinin bu millete neye mal olduğu unutuluyor. Allı morlu
cübbe ve cicili bicili başlıklarla siyaset minderine çıkılmaz. Bunu
görmezlikten gelenlerin, cübbelerinin ayaklarına dolaştığına, keplerinin
düştüğünde, kellerinin göründüğüne bu millet defalarca şahit olmuştur.
Marmara depreminden sonra , bilimi televizyon ekranlarına taşıyarak ,
kendilerini ve üniversitelerini tanıtan bu şahsiyetlerin 17 Ağustos öncesi
nerede olduklarını sormak lazım. Yaptıkları ile övünme gayretlerini Fen
bilimleri atıf endeksi (SCİ-Science Citation Index) boşa çıkarıyor. Bilim
dünyasında ve bilim çağında bilim adamı olmanın yolları artık biliniyor.
Bilgi çağına , bilgi toplumu ile girmek , başarılarını takdir ettiğimiz
bilim adamı sayısının artmasından geçiyor. Bilim adamları kendi modellerini
geliştirmeli. Yeni sistemler kurabilmeli. Dip notu az ve başkalarının
söylediklerini aktaran çalışmaları bırakmalı. Bilim adamını, kullandığı
kaynak ve dip not zenginliğine göre değerlendirenler de bu yanlış
tutumlarından vazgeçmeli, bu bakışlarını mutlaka değiştirmeli. Gerçek bilim
adamı ,kendisine ait olacak yeniliklere imza atmalı. Bu imzayı; ekonomik
imkanlarının çok kötü olmasına ve üniversitelerin altyapı eksikliklerine
rağmen atmalı. Ki, devleti idare edenlerde, bilim adamının layık olduğu
şartları (kerhen) sunsunlar.
Bilimin dışında feda ettikleri zamanı bilimle geçirmeleri, onlara daha çok
sevgi, saygı ve minnet duyguları olarak geri dönecektir. Bu millet
vefalıdır.
Sırrı Çınar |


|