USANDIRAN SÖYLEM…

“Ülkemiz hassas günlerden geçiyor.” Elimizi, ayağımızı bağlayan, eleştiri, beklenti, umut gibi duygularımızı bir kenara iten bu sihirli cümle günlük yaşamın bir parçasıdır. Siyasiler, askerler, sendika yöneticileri, yazarlar, dernek yöneticileri, sanatçılar bu cümleyi sıklıkla kullanırlar. İddia ediyorum, bu güne kadar yapılan her konuşmanın bir yerinde bu cümle kullanılmıştır. Bitip tükenmez bu hassas günler bir türlü geçmez. Biri biterken diğeri başlar ve söylemlerden gazete manşetlerine, televizyon haberlerine taşınır. Bu cümleyi duyan algılama biçimine göre cümleye anlam yükler. Yüklediği anlamla kendine bir rol biçer ve hassas günlerde üzerine düşeni yapmayı düşünür. Düşünceden öteye geçmeyen bu duyarlılık insanların zihinlerine güvensizliği çörekler. Sıkıntılı, umutsuz, çaresiz ve öfkeli bir bakışla hayata yön verilmeye çalışılır. Karmaşık bir sebep sonuç ilişkisi doğar ve hassas günler devam edip gider.

Üzerinde yaşadığımız coğrafyanın tarihinde hep kan, gözyaşı, savaşlar, çalkantılar olmuştur. Bu topraklar her doğumda yaşanan sancılar gibi acılardan sonra medeniyetler üretmiştir. Üretilen bu medeniyetlerin mirası üzerinde oturan bir ülkenin rahat, huzurlu, problemsiz yaşamasını beklemek çok iyi niyetli bir yaklaşım olur. Ama sürekli karmaşanın ortasında yaşamaya çalışmak ve alışmak da aynı oranda art niyet gerektirir.

İnsanlar en çaresiz anlarında müthiş çözümler üretebilmektedirler. Bireyin bir tehlike karşısında ürettiği adrenal, göz bebeklerinin büyümesi gibi fiziksel tepkileri gibi problemler, tehlikeler karşısında toplumlarında tepkileri oluşur. Bu temel savunma ve çözüm üretme becerisi bizde tam gelişmemiş olmalı ki problemlerimizi çözemiyor, ülkemizi hassas günlerden bir türlü kurtaramıyoruz. Bir yandan hassas günlerden geçiyoruz derken diğer yandan her şey normalmiş gibi davranmak akli değildir. Madem hassas günlerden geçiyoruz o zaman bu günleri iyi kontrol edebilecek, yönetip, yönlendirecek idareciler seçmemiz, şartlarımızı ekonomik, teknolojik, bilimsel, sosyal, kültürel, alt yapı ve güvenlik yönünden iyileştirmemiz ve düzenleme yapmamız gerekir.

Milletin makÛs talihini değiştirecek nitelik, duyarlılık, birikim ve tecrübeye sahip yönetici yetiştirmek için özel bir çalışmamız yok. Mevcut eğitim ve sosyal sistemimiz içinden çıkan ve diğerlerinden farklı olmayan herhangi birilerinin bu talihi değiştirmeye gücü ve kudreti yetmemektedir. Siyasi sistemi ve işleyişi oturmuş devletlerde olabilecek ve mahsuru olmayan bu yöneticiler bizim ülkemizdeki  problemleri çözmeye kadir olamamaktadır. Demokrasiyi seçim yapmaktan ibaret sayan ve bireysel yaşamında demokrat olamayanların demokratik sisteme katabilecekleri bir şey olamayacağı açıktır. Demokrasinin beslendiği ve ana kaynağı olan toplumu da aynı özelliklere sahip bireyler oluşturunca kısır döngü devam edip gitmektedir.

Yöneticilerin yetersiz olması diğer önemli konuları da etkilemektedir. Öncülerin olmadığı ekonomilerin büyüyüp gelişmesi de beklenemez. Ekonomilerde yönlendirici faktörlerin başında teknoloji ve bilim gelmekte ve bir birlerini tetiklemektedir. Teknoloji ve bilim üretemeyen toplum, üniversite ve kurumlar hallerinden memnun, mevcut yaptıklarıyla mesut, bahtiyar biçimde yaşamaya devan edince ekonomik büyüme gerçekleşmemektedir. Ekonomisi gelişmemiş bir toplumun kendisini etkileyen olumsuz unsurlarla mücadele etmesi mümkün olmamaktadır. Art niyetli olanların ve kapitalizmin öncülerinin toplum üzerinde uygulamak istedikleri her türlü değişikliğe açık olmaktadır. Sosyal bünye kendini korumakta zorlanmakta veya zerk edilen her türlü yönlendirmeden anında etkilenmektedir.

Ekonomide ilk öğrenilen ihtiyaçların sınırsız olmasıdır. Toplumun ihtiyaçlarını tahrik eden çalışmalar ve kurulan sistem sayesinde sadece kazanmaya odaklanan ve diğer değerlerinden sıyrılan toplumun bu duygusunu tatmin edebileceği imkânlar yaratılmamış, böylece sadece kazanma arzusuyla yıkıcı bir ihtirasla sosyal temellere dinamitler koyulmuştur. Temellerinden sarsılan bu toplumun kültürel aşamalar kaydetmesi, yeni kültürler üretmesi hatta mevcut kültürüne sahip çıkması da imkânsızlaşınca karmaşa artmaktadır. Dengelerini yitiren toplumun sanata ilgi duyması, sanatın açacağı kapılardan süzülüp kendini görmesi de artık hayali dahi kurulamayan bir hal almaktadır. Sanata kapılarını kapatan bir toplumun medeni, problemlerini çözebilen yetiye sahip bireyler üretmesi, eğitim sistemini yeniden düzenleyecek düşünceler geliştirmesi imkânsızlaşmaktadır.

Ekonomisi gelişmemiş, yeterli teknoloji, bilim, kültür, sanat üretemeyen bir toplumun ülkesinin alt yapısını inşa etmesi ve güvenliğini sağlayıcı askeri, sosyal, yasal tedbirler alması da güçleşecektir.

Bünyesi yıpranmış ve dışarıdan gelebilecek her türlü tehlikeye açık olan toplumun yapabileceği tek şey olan günlük olayları konuşmaktır. Aktüelden öteye geçemeyen, bir yıl sonrasını hesaplayamayan, öngöremeyen, kısır siyasi tartışmalar yapan, futbol konuşan, para kazanma adına her türlü değerden sıyrılan ve biri birini anlayamayanlarla kendini gösteren bir toplumun üzerinde yaşadığı ülke “hassas günlerden geçmeye devam eder.”

Usandıran bu söylemin birey ve toplum üzerinde hiçbir etkisi kalmamıştır. O kadar çok tekrar edilmiş olmasından kaynaklanan bir umursamazlık doğurmuştur. Hiç kimse bu kaygıyla olayları değerlendirmemektedir. Söylenir ve geçer, “hiçbir şey değişmez, böyle gelmiş böyle gider, sen kendini kurtarmaya bak” anlayışının yerleşmesine neden olmaktadır.

Bu söylemin yerine topluma güven telkin eden ve harekete geçiren, yapacaklarını anlatan ve yönlendiren, önlerini açıp imkân tanıyan faaliyetlere geçilmesi gerektiğini anlamak için neyin olmasını bekliyoruz?

Üniversitelerin gece gündüz bilim üretmeye başlaması çok mu zor? Yazarların, sanatçıların en iyi eseri vermek için çalışması çok mu zor? Ekonomik büyümeyi sağlamak için devletin bütün engelleri kaldırması çok mu zor? Siyasilerin bu ülkede yaşayan her bireyin vebalini taşıdıklarını anlayıp buna göre her türlü çalışmayı dürüstlükle yapması çok mu zor? Bürokraside, özel sektörde çalışan her bireyin işini hakkıyla yapmaya başlaması çok mu zor?

Görevini yapıp, sorumluluğunu hakkaniyetle yerine getirdiğini düşünüp işgal ettikleri yeri bırakmayan bu ülkenin her bireyi hiç düşünmez mi ki madem işini iyi yapıyor da bu ülke hassas günlerden geçmeye neden devam ediyor?

El insaf, oturup düşünelim ve utanılacak, ağlanacak halimize kılıf uydurmayı bırakalım. Biz iyi şeyler yapamadığımızı itiraf edelim bari… Belki o zaman çare bulmaya çalışırız…

Sırrı Çınar

Fikrime Düşenler     Ana Sayfa