SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
>
>

Toprağın pas kokan yüreğine giderken,

Son kez vuracak davullar,

Durulacak bara, zeybekler uçacak,

Tutulacak halaylar,

Gelen sabaha

Gecenin derinlerinden gideceğim,

Sabahın en ücra köşesinden,

Sessizce elveda diyeceğim…
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

ÇİKLET SATAN BEDRİYE(KAVŞAKTA BEKLEYENLER) 


Salı günü Bursa’da acı dolu bir trafik kazası yaşandı. Bildiğimiz, alıştığımız, hayatımızın parçası olan trafik kazalarından farklıydı. Kaza, kırmızı ışıkta durmayan aracın, annesiyle birlikte çiklet satarak hayata alışmaya çalışan altı yaşındaki Bedriye ve annesine çarpıp kaçmasıydı. Cani ruhlu sürücü çiklet satan Bedriye’nin altı yaşında hayata veda etmesine sebep olduğunu düşünmedi. Acılı anne ve ayakkabı boyacılığıyla yaşamaya çalışan kederli bir baba bıraktığını hele hiç düşünmedi. Her şeye rağmen yaşamak için mücadele eden bir aileye en büyük kötülüğü yaptığını aklına bile getirmedi. Yakalanmayacağını düşünüyordu. Kimsesiz, çaresiz, hakkını koruyacak kimsesi olmayan birine çarpınca görmedim, duymadım, bilmiyorum diyerek unutacağını, unutturacağını da biliyordu. 
 

Büyük şehirler de her kavşakta, her köşe başında karşılaştığımız elleri, yüzleri kirli, sokak çocuğu sıfatlı minikleri görürüz. Bu çocukların hangisinin sokakta yatıp kalktığını, hangisinin balli kokladığını, hangisinin ailesine bakmak zorunda olduğunu bilmeden, elimizin tersiyle git dediğimiz yavrular. Dünyaya saf, temiz duygularla bakan , salon toplantılarında geleceğimiz dediğimiz sabiler. Vicdanlarına, hafızalarına büyüklerin, insanların ilgisizliğini, vurdumduymazlığını kazıdığımız balalar. Umutları, hayalleri akşamın karanlığında bitiveren küçük bedenler. Sayıları her geçen gün artan çaresizliği, fakirliği, parçalanmış aileleri, sosyal çözülmeyi gözümüze sokan, karşımızda devleşen küçükler. Zaman, zaman televizyonlarda, gazetelerde işledikleri suçlarla gündeme gelen, bazı duyarlı gazetecilerin sokak çocuklarının yaşadıklarını anlatan küçük programların dışında unuttuğumuz, yok saydığımız kızanlar. Hayatımızın içinde, yanı başımızda duygularıyla, nefesleriyle yaşayan parçalarımız. İşte bunlardan biriydi Bedriye. Daha altı yaşındaydı. Kreşe, ana okuluna gidemiyordu. Üzerinde markalı elbiseleri, ayağında sıcacık ayakkabıları yoktu. Akşama evlerine götüreceği ekmeğin parasını kazanmanın ne olduğunu bilmiyordu. Annesi ile çiklet satmayı, büyüklerinin onlara para vermesini oyun olarak düşünüyordu. Babasının ayakkabı boyacılığıyla kazandığı paranın küçüklüğünden habersizdi.. Babası onun için dünyanın en güçlü, en büyük, gücü her şeye yeten babasıydı. Babasının, annesinin duyguları, düşünceleri ve diğer insani istekleri az kazanmalarından etkilenmezdi. Baba ve annenin Bedriye’nin ölümünden duyduğu acı her anne, babanın duyacağı acıdan farksızdı.
 

Farkları bu ülkeyi idare eden en büyüğünden, en küçük memuruna kadar yok sayılmalarıydı. Ekonomik durumu onlardan daha iyi olan insanlar tarafından yok sayılacak kadar kimsesiz, parasız ve çaresiz olmalarıydı. Onların özelliği, hak, adalet duygusundan yoksun insanlar tarafından yönetilmeleriydi. Fırat kenarında otlayan koyundan sorumlu olduğunu düşünen, komşusu aç iken tok yatmayı günah sayan idareci ve insanların yaşamadığı bir toplumun fertleri olmanın bedelini ödüyorlardı. Bir yıllık okul masrafı olarak Bedriye ve ailesinin hayal bile edemediği parayı ödeyenlerin, onlara yaşama hakkı tanımayan zihniyetin kurbanlarıydı. Protokol konuşmalarıyla idarecilik yapmaya çalışan, trafiği durdurulan yollardan geçen Bakanların,valilerin, kaymakamların yönettiği bir ülkede yaşmaya diyet veriyorlardı. Kazadan sonra gelip, tutanak tutan, acılı babayı durdurmaya çalışan polislere güvenliklerini emanet etmenin karşılığını ödüyorlardı. Yeşil kart vermek için, fakir- fukara fonundan yardım yapmak için bin dereden su akıtan idarecilere bir hayat veriyorlardı. Gelir dağılımını sadece rakam olarak gören ve anlatan, asla pratiğe dökemeyen laf cambazlarına sitem olsun diye ölüyorlardı.
 

Kulakları sağır, gözleri kör, vicdanları kara insanların yaşadığı ve yönettiği ülkeye bir Bedriye ne anlatır ki...
Lüks makamlarda oturmak, lüks araçlara binmek, lüks evlerde yaşamak için her yolu mubah sayanların yaşadığı ülkede Bedriye'nin babası ne ifade eder ki...
 Gösteriş yardımları yapan, sorumlu kuruluşların idarecilerinden aldıkları brifingler ile ülkeyi tanıyan, gazete okumayan, televizyon seyretmeyen, koruma ordusuyla bir yerlere giden, zavallıların yönettiği ülkede Bedriye’yi sayıklayan annenin feryadını kim duyabilir ki...
Günün yirmi dört saati dua etsek, o çaresizlerin bir bedduasının getireceği musibetleri silemeyiz. Çok önce yazdığım sokak çocuklarına ithaf ettiğim şiirimle Allah bizi af etsin diye dua ediyorum.  

SOKAK ÇOCUKLARI 
Evde insan sayısı ya dokuz,ya on iki ya beş,
Naylon topluyor kilosu on beşe,yaşı beş,
Yetimmiş,öksüzmüş kaybetmiş köklerini
Hastanede çalışacakmış,anlatıyor imkansız hayallerini,

Çiklet satıyor,gözlerinde yevmiyenin hayali,
Bir ömrü sığdırmış on yaşına, ödemiş en şerefli bedeli,
Okula gitmek dert değil,evdeki bozuk televizyonla eğlenir,
Akşamı beklemeden üç ekmek parasına hayalleri denklenir.,
 
Ne bilgisayar hayalidir, ne oyuncak ister babadan,
aklının ucundan geçmez tek kuruş kazanmak havadan,
kardeşi de çalışıyor,cam siliyor kavşakta,
Karın doyurmanın mutluluğuyla büyüklüğü yaşamak da,..
 
Savaşta ölen çocuk,barışta aç çocuk,
Omuzları büyümüş, yüreği hala çocuk,
Bayramda neşe dolar, kazançları artacak,
Büyükler ,ya nasip umutları olacak,
 
Yüzlerinde çizgiler olmuş, bedenleri ince
ölmezlerse ,çocukları olacak büyüğünce,
affedecek belki o büyük yüreğiyle bizleri çocuk,
kara gönüllere mühür vuracak, kocaman çocuk...




Sırrı Çınar



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com