Ana Sayfa

 

BU DA BENİM VİCDANIM…

(BEDELLİ ASKERLİK, VİCDANİ RET…)

Ah benim ülkemin insanları ah… Her kavramı kendine göre anlamlandıran ve iç içe geçmiş kavramları bir arada düşünmeyip, tek başına değerlendiren ve sonuçta her şeyin biri birine karıştığı bir ortamı yaratanlar… Yorumlayan, düşünce üreten ve bilenleri bir kenara iterek, “ben bilirim” diye ortaya çıkıp ama tam bir “cehalet” örneği sergileyenleri dinleyen ülkemin insanı… Ben “ah” deyip, iç geçirmeyeyim de, ne yapayım?

Son günlerde yine tartışılan “bedelli askerlik” ile “vicdani ret” kavramlarını siyasi, etnik, ideolojik ve ütopik yaklaşımlarla değerlendiren, görüş bildirenlerin gazete sayfalarını, televizyon ekranlarını işgal ettiğini görüyoruz. Yöntemli (metodik) düşüncenin olmazsa olmazı, sebep, sonuç arasındaki ilişkileri belirleyici olan, ne, nasıl, niçin sorularıdır. Hele devlet ile ilgili konularda ise yürürlülükteki yasalar da ayrı bir önem taşır.

Vatandaşlık nedir? Vatandaşlık kelimesinin kökünde olan “vatan” nedir? Askerlik nedir ve niçin yapılır? Sorularına cevap vermeden gerek bedelli askerlik, gerek vicdani ret kavramları nasıl tartışılır? Sanki Türkiye yeni kurulmuş bir kabile devletiymiş gibi algıyla veya Türkiye devleti zalim, diktatör ve dünyadaki değişimleri, gelişmeleri görmeyen, kabul etmeyen, kendi içine kapanmış bir devletmiş gibi algıyla yapılan değerlendirmeler doğru sonuca götürür mü? Yine Türkiye’yi İskandinav ülkeleri gibi görüp, jeopolitiğinden uzak ve tarihinden bağımsız düşünmek bu kavramları tartışırken yanlış yorumlara ve doğru olmayan sonuçlara götürmektedir. Bırakacağı izler ve açacağı yaraların etkileri birçok alanda kendisini gösterecektir.

Bedelli askerlik, çeşitli zamanlarda uygulanan ve toplumun vicdanında bıraktığı izlerle hatırlanmaktadır. Çünkü haksızlığa uğradığını düşünenlerin olduğu bir yerde yapılan düzenlemeler vicdanları rahatsız etmektedir. Yine bir bedelli askerlik tartışmasında konu tamamen hükümete bırakılmış, hatta Bakanlar Kuruluna havale edilmiştir. Oysa bedelli askerlik sık sık gündeme geldiğine göre ve gerek ülkemizde, gerek dünyada şartlar değiştiğine göre bunun yasayla -teknik yönleri iyice analiz edilerek- süreklilik kazandırılacak hale getirilmelidir. Köklü bir çözüm için başlangıç yapılması gereği ülkemiz için kaçınılmazdır. Zaman zaman bedelli askerlik uygulamaları bazı kişilere tanınan ayrıcalık düşüncesini doğurmakta, bu hem sosyal güvensizliğe hem de anayasanın eşitlik ilkesine aykırılık olarak karşımıza çıkmaktadır. Askerlik, erkeklerin önünde bir engel, yaşamını ortadan bölen, gelecek planlamasının engeli olmaktan çıkarılmalıdır. Öğretim hayatını bitiren bir genç askerliğini yapıp, döndüğünde yirmi üç yaşına gelmektedir ve eğitim hayatında öğrendiklerinin üzerinden uzun süre geçtiği için, yeni bir hayata başlamak için kaybettiklerinin telafisi için özel gayret göstermesi gerekmektedir. Bazı meslekler ise devamlılık gözetildiği için askerlik tam bir kâbusa dönüşmektedir.

Profesyonel ordu planlaması ve bu planı destekleyen uygulamalar kısmen hayata geçirilmiştir. Uzun vadede de profesyonel orduya dönüşmemiz kaçınılmazdır. Ancak şu anda geçerli olan şartlar gereği halen askerlik bir “vatandaşlık sorumluluğudur”. Yani erkeklerin vatandaşlık bağıyla bağlı olduğu ülkeye ve tabiiyetini taşıdığı devlete karşı bir “görevdir”. Bu görev vatandaşlıktan, tabiiyetten ve vatandan bağımsız değerlendirilemez. Vatandaş olan, devletin sağladığı her türlü hakkı kullanırken, görevlerini de yerine getirmesi beklenir. Bu görevler arasında olan askerliğin bedeli ödenip, muaf tutulması söz konusu olacaksa, parası olmayanların hakkının da korunması gerekmektedir. Bedelli askerlik yapmak isteyenlere bu hak verilmelidir. Bu hak bir sefere mahsus değil, sürekli olmalıdır. Askerlik yaşı gelmiş her erkek bu haktan faydalanmalıdır. Alınacak bedel ise, profesyonel ordu oluşturulmasında istihdam edilecek uzman er, erbaşlara ödenen bir yıllık maaş, sosyal güvenlik ve sağlık giderlerini kapsayacak miktarda olmalıdır. Mesela, bir uzman er-erbaşa aylık iki bin lira maaş, bin lira da sosyal güvelik, sağlık gideri harcaması yapılıyorsa bir kişinin bedelli askerlik için ödeyeceği miktar otuz altı bin lira olmalıdır. Ayrıca, bu bedeli ödeyemeyen veya ödemek istemeyip askere gideceklere de uzman erlere ödenen aylık maaşın en az yarısı maaş olarak ödenmelidir. Bu bedeli ödemek isteyenlere de çeşitli kolaylıklar da sağlanmalıdır. Maaşından kesinti, taksitlendirme gibi uygulamalar yapılmalıdır. Hatta ailelerin erkek çocukları için askerlik yaşı gelmeden daha küçük taksitlerde ödemeleri için imkân tanınmalıdır. Bölgemizde güçlü bir orduya sahip olmamız gereği unutulmadan, ordumuz gerek sayıca gerek teknolojiyle güvenliği zaafa düşürmeyecek şekilde organize olmalıdır.

Vicdani ret kavramı ise zaman zaman gündeme gelirken, şimdi Milli Savunma Bakanlığı yeni bir düzenleme çalışması içine girmiştir. Nasıl bir düzenlemenin yapılacağı da tartışılmadan oldu-bittiyle bu konu çözülemez. Vicdani ret diyebilen birisi en baştan vatan, vatandaşlık gibi duygudan ve vatandaşın görevlerinden feragat ettiğini açıklayan kişidir. Bunun altını militarizm karşıtı olmak, savaş karşıtı olmak, ölmek veya öldürmek istemediğini beyan etmek, savaşsız bir dünya hayali, sınırları olmayan bir dünya özlemi  gibi savunmalarla doldurmak, çözüm için yeterli değildir! Bu kişinin kendi düşünce ve duygusudur! Özgürlük, demokrasi ve başka kavramlarla açıklanacak, haklı görülecek bir duygu değildir! Kişi bu kişisel tercih ve düşüncesinden dolayı suçlanamaz ama zorla da askerlik yaptırılması ne orduya, ne vatana herhangi bir katkı sağlamaz! Bu kişi zaten mevcut ülke gerçeklerinin dışında, mevcut devlet anlayışının dışında ve gerçeklerle örtüşmeyen bir talepte bulunmaktadır. Çünkü sanki bütün dünya askersiz, ordusuz ve barış içinde yaşıyormuş da tek bizim ülkemiz askerle dünyayı tehdit ediyormuş gibi bir hayalin içinde olan ve devlet tabiiyetini, vatandaşlık bağını kendince yorumladığı aşikar olan bu kişilere hak tanınırken, tabiiyetin ve vatandaşlık bağının getirdiği haklardan mahrum etmek gereklidir. Vicdani ret hakkını kullanan kişiye kamu hizmetlerinin bir kısmından faydalanma sınırlaması getirilebilir. Seçme, seçilme hakkı tanınmaması, devlet memuru olma hakkı verilmemesi, sosyal güvenlik primlerinin yüksek tutulması, sivil toplum örgütlerine üye olma hakkı tanınmaması, o kişilere diğer kişiler tarafından vicdani retçi olduğunu gösteren ayrı bir vatandaşlık numarası verilmesi gibi yaptırımları olmalıdır. Çünkü devlet olmanın ve tabiiyetin gerekleri dünyanın her ülkesinde gerekleri vardır. Devletin sağladığı her türlü imkândan faydalanıp ama görevden imtina etmenin bir bedelinin olması gerekir. Yolu, suyu, hastaneyi, okulu, polisi, güvenliği, belediye hizmetlerini ve devletin sunduğu diğer hizmetlerden faydalanıp, vatandaşlık görevlerinden imtina etmenin bir bedeli olması gerekir. Vatandaşlık görevlerinin vicdanına sığmadığını söyleyerek, vergi vermek istemeyenlere, yasalara uymak istemeyenlere yol açmamak için ve sosyal çözülmeye meydan vermemek adına “vicdani retçilere” kişisel tercihlerinin bir yaptırımı olmalıdır. Bu yaptırımı ceza gibi algılamak doğru olamaz ve ceza değildir. Bunu anlayabilmenin yolu, dünyayı incelemekten, devlet, vatan, vatandaşlık kavramlarının içerdiği anlamı gerçeğiyle görmekten geçer. Bunu anlayabilmenin en kolay yolu, bize “vize” uygulayan ülkeler listesine bakmaktır. O ülkeler, Türkiye Devleti vatandaşlarını, “Türkiye vatandaşı” olarak görmekte ve vicdanına, felsefesine, ideolojisine göre değerlendirmemektedirler. Yani, dünyanın, uluslar arası ilişkilerin, devletlerin, devletler hukukunun, yerel hukukun ve  birlikte yaşanılan toplumu oluşturan diğer insanların vicdanları dikkate alınarak “vicdani ret” talepleri değerlendirilmeli ve düzenlemeler ona göre yapılmalıdır. Vicdanına göre hareket ettiklerini söyleyenlere bu hak verilmelidir ama diğer vicdanları yaralamadan verilmelidir.

Bu çok önemli iki konuyu teknik yönleriyle değerlendirip, hazırlık yapan Milli Savunma Bakanlığının ve Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın en azından bu yazıdan haberdar olmasını isterdim. Bu milleti ve değerlerini tanımayan, doğru değerlendirmeler yapamayan ve ideolojik körlük içinde olan, ütopyalarına bazı vatandaşlık görevlerini kurban etmeyi marifet sayan patlamış mısır türevi gazeteci, yazar unvanını hak etmeyenlerin televizyon ekranlarından, gazete köşelerinden borazanlık yapmalarından etkilenmeden düzenlemeler yapılmalıdır. Muhalefet partilerinin hiçbir çözüm önerisi getirmemeleri, ya taraf, ya karşıyız diye açıklama yaptıkları bu önemli konuda Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hassasiyet göstermesi diğer bir arzumdur. Bu da benim vicdanım…

Sırrı Çınar

 

 

Şiir      Ana Sayfa