SIRRI ÇINAR  
         
>
>
>
>
>
Mustafa sözünü burada bitir,

İçini rahat tut, salavat getir,

Hastalığını ulu hekime götür,

Babalara böyle evlat gerektir.

Gidiyorum yazım kalsın,

Fotoğrafta yüzüm kalsın,

Yazıdaki sözüm kalsın,

İşte artık gidiyorum.
...
.................

bana ulaşın

şiirlerim fikrime düşenler

 

 

kitaplarım gördüklerim
 

 

dünüm

babam

dost sitelerim          
 

Ölüm güzel şey budur perde arkasından haber
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber.
Necip Fazıl Kısakürek
 

 Koca Yürekli Adam 1 Eylül 2006 Cuma günü
bütün yalvarmalarıma rağmen konuşmadı. Perde arkasına geçti ve biz o duruma "ölüm" diyoruz.
" Gidiyorum o tarafa,
Neyim varsa kaldırın rafa,
Ben orada sürem sefa,
İşte artık gidiyorum." dedi ve gitti.
Hasretin sabrı zorladığı anlara merhaba dedirten ayrılıktan sonra, kavuşma anına kadar "ruhun şad olsun".Seni çok özleyeceğim .
Çok oldu gittin gideli...Alışamadım yokluğuna, alışamadım sensizliğe, alışamadım sessizliğine....Gözümden akan yaşlar söndürmedi sensizliğin ateşini be babam...
 

           

KOCA YÜREKLİ ADAM

Koca yürekli adam, babam
Korkusuzca girdiği kavgalardan
yara almadan çıkan.
Eşkıya, hain, çıyanları
heybetiyle kovan.
Çilenin ablukasından
alnı açık, başı dik çıkan.
Koca yürekli adam.

Kan ağlarken yüreği,
gözünde nem görmediğim.
Beş parasız günlerin sabahında,
kısmet tellallarına minnetini duymadığım.
Dünyanın kalleş şövalyelerine restini çeken,
Koca yürekli adam, babam.

Çelikten leblebiyi öğüten dişleriyle,
Avuçlarımla dağları denize dökerim,
diyen dilleriyle,
Yorulmak bilmeyen zırhlı bedeniyle,
Tırnaklarıyla hayatın kalbine tutunmuştu,
Koca yürekli adam.

Daha dün yaşadım dediği,
Yetmiş yıllık ömür.
Küsmüş hayatın fildişi kulelerine,
Tırnaklarını geçirmiş kendi yüreğine,
Kanattıkça yüzü gülüyor,
dili söylüyor.
Konuş, konuş, sakın ha susma,
Koca yürekli adam,

Derdini söylemeyen,
kimseye eyvallah etmeyen, minnetsiz adam,
yürüdüğünde yeri titreten, kıymet bilen,
kıymetini bilmediğim, derdimi söyleyemediğim,
koca yürekli adam, canım babam
...

Şiiri sesli dinlemek için

 

Türkiye Gazetesi Avrupa baskısı 15.09.2006
TESBİT
Koca yürekli adam sustu
Ali KILIÇARSLAN
a.kilicarslan@web.de

Koca Yürekli Adam; kimdir, nerelidir, biliyor musunuz? “Deli Yürek” dizisinin Sabri Abi’si, “Ekmek Teknesi” dizisinin Gamsız Celali ve daha birçok filmde ve dizide oynayan Ahmet Yenilmez’in okuduğu şiirden bahsediyorum...
Şiirin yazarı Sırrı Çınar ve seslendiren Ahmet Yenilmez, yaklaşık 20 yıldır, ta öğrencilik yıllarından tanıdığım iki değerli can dostumdur. Sırrı Çınar, Ahmet Yenilmez’in Dokuz Eylül Üniversitesi’nden arkadaşıdır.
Ahlat’lı Koca Yürekli Adam, Sırrı Çınar’ın babasıdır. İki yıl önce Ankara’da evlerinde tanışma ve konuşma imkanı buldum. Gerçekten, iç dünyasını dış dünyasına yansıtan; iki dünyası arasında zıtlık bulunmayan ve inandığı gibi yaşayan misafirperver, vakur ve inançlı bir adamdı “Koca Yürekli Adam”...
Geçen yıl izinimi sadece İstanbul’da geçirdiğim için ziyaret edememiştim Koca Yürekli Adamı... Bundan sonra artık hiç ziyaret edemeyeceğim. Çünkü, Koca Yürekli Adam Mustafa Çınar, 1 Eylül 2006 tarihinde “gidiyorum” demiş ve 77 yaşında öbür dünyaya göç etmiş:

Gidiyorum, yazım kalsın,
Fotoğrafta yüzüm kalsın,
Yazıdaki sözüm kalsın,
İşte artık gidiyorum...

Gidiyorum, malım kalsın,
Peteklerde balım kalsın,
Herkes benden ibret alsın,
İşte artık gidiyorum...
(...)

Ölüm; değişmeyen, değiştirilemeyen ve asla değiştirilemeyecek bir gerçek. Ve bu gerçeği en güzel güzel rahmetli Necip Fazıl Kısakürek dile getirmiş:

Ölüm güzel şey,
budur perde arkasından haber
Hiç güzel olmasaydı,
ölür müydü Peygamber?

Can dostum Sırrı Çınar, okurken duygulandıran, dinlerken gözlerimizi yaşartan “Koca Yürekli Adam” şiirini babası Mustafa Çınar için yazmış, fakat bütün babalara ithaf etmişti. İşte, o Koca Yürekli Adam’ın şahsında bütün babalara ithaf edilen şiir:

Koca yürekli adam, babam
Korkusuzca girdiği kavgalardan
yara almadan çıkan,
Eşkıya, hain, çıyanları
heybetiyle kovan,
Çilenin ablukasından
alnı açık, başı dik çıkan,
Koca yürekli adam...

Kan ağlarken yüreği,
gözünde nem görmediğim.
Beş parasız günlerin sabahında,
kısmet tellallarına
minnetini duymadığım,
Dünyanın kalleş şövalyelerine
restini çeken,
Koca yürekli adam, babam...

Çelikten leblebiyi öğüten dişleriyle,
Avuçlarımla dağları denize dökerim,
diyen dilleriyle,
Yorulmak bilmeyen zırhlı bedeniyle,
Tırnaklarıyla hayatın
kalbine tutunmuştu,
Koca yürekli adam...

Daha dün yaşadım dediği,
Yetmiş yıllık ömür...
Küsmüş hayatın fildişi kulelerine,
Tırnaklarını geçirmiş kendi yüreğine,
Kanattıkça yüzü gülüyor,
dili söylüyor:
Konuş, konuş, sakın ha susma,
Koca yürekli adam!

Derdini söylemeyen,
kimseye eyvallah etmeyen,
minnetsiz adam...
Yürüdüğünde yeri titreten,
kıymet bilen,
kıymetini bilmediğim,
derdimi söyleyemediğim,
koca yürekli adam, canım babam... (1)

CAN DOSTUM Sırrı Çınar’ın şahsında aile fertlerine, yakınlarına ve bütün sevenlerine Yüce Allah (c.c.)’tan sabrı cemil niyaz eder, merhum Koca Yürekli Adam’a rahmet dilerim. Mekanı cennet olsun!

1- http://www.sirricinar.com/

Türkiye Gazetesi (Avrupa), 15.09.2006

 

KOCA YÜREKLİ ADAM SUSTU
Güneş geceye parmak sallarken
Ezanlar yükseldi arşa,
Döşek hemen küstü, attı üstünden,
İnleyerek Azrail’e gitti barışa…

Ey benim azmin şühedası babam,
Ben derin uykuda senden habersiz,
Rüyanın katran rengine bulanmışken,
Sen boyun büktün sessiz,
Sonsuzluk için emir geliyor,
Oysa kıyama duracaksın diye
seccaden bekliyor…

Sabah griye boyandı nedense,
Kader dağından yuvarlandı hıçkırık,
Dünyaya tek borcun aldığın son nefesse
Zırh içine tıkadı seni, göğsüne inen yumruk.

Kaç yürek atıyor hele biri var ki bilirsin,
Hadi davran vakit yok babam,
Seccaden seni bekliyor tekbir getireceksin…

Sesinle giyinirdim, karnım doyardı
Hiç üşümezdim, utanmazdım da,
Korkmazdım baykuş ötmesinden,
günlük nevalem duandı ve hep arkamdaydı,


Yürek hekimleri yazmıştı reçeteyi,
Her gün duyacaksın sesini,
babanın içli sesini demişlerdi…
Ben de susma demiştim sana, sakın ha susma!
bunu dünya alem biliyor, dinle beni ne olur,
Hadi davran vakit yok babam,
Secde için seccaden seni bekliyor…

Düşünce ateş, yaktı da nasıl yaktı,
Gördüler öksüzün, yetimin nasıl ağladığını,
O bedene o acı nasıl sığmıştı,
Koca yürekli adam o sabah susmuştu…

O sabah gün griydi,
Dünyada bir haller vardı,
Dağlar yerle bir, sular sessiz akıyordu,
Minnetsiz adamlara yakışırdı öylesi,
Saba makamında kısılmıştı o gür sesi,

Ne hastane derdi kaldı, ne doktor,
Her yere düşmüştü o keskin ateş,
Bir ömürde kazanılanların karşılığı
O bastondu dayandığı
O bastondu asıl kor,

Yanına yaklaşamadı kimse,
Bir o, bir ben yandık da yandık,
Birbirimize sarıldıkta ağladık.

Her şey olduğu gibi duruyor,
Seccade mahzun, tespih melül,
yatak sıcak, sular akıyor,
Ey benim göğün patikasında koşan babam,
Her şey yerli yerinde, ben ve herkes,
Yanan yürekte yası demliyor.

Nurlarım ağlıyor durmadan,
Anamla bir yanımız zaten yok oldu ,
Bir yanımızı sensizlik kemiriyor.
Biter mi bu ömür, biter mi sizsiz,
Gitmek var mıydı habersiz ve bizsiz.

Yanıyoruz bir o, bir ben durmadan,
Sönmez ateş oluruz, koca yürekli adam konuşmadan.
Kıymetini bilemedim, bilemedim,
Derdimi sana bir türlü diyemedim minnetsiz adam…
Koca yürekli adam,
Canım, canım babam…
Ankara 05.10.2006 SIRRI ÇINAR


 

                                                     

Babam, Mustafa Çınar. 1928 doğumlu . Hayatın getirebileceği her türlü zorluğu, acıyı, kederi, mücadeleyi, inişi, çıkışı yaşamış "koca yürekli bir adam". Yıların birikimini sözlü olarak her ortamda insanlarla paylaşan babam, 77 yaşında "ozan" oldu. Şiirleri kitaplaştırıldı. "Koca Yürekli Adam" adlı şiir kitabında olan Ozanca dilinden, yüreğinden dökülen şiirlerden bir kaçı...


GİDİYORUM
Gidiyorum yazım kalsın,
Fotoğrafta yüzüm kalsın,
Yazıdaki sözüm kalsın,
İşte artık gidiyorum.

Gidiyorum malım kalsın,
Peteklerde balım kalsın,
Herkes benden ibret alsın,
İşte artık gidiyorum.

Gidiyorum geri gelmem,
Orada ne var onu da bilmem,
Göz yaşımı hiçte silmem,
İşte artık gidiyorum.

Gidiyorum o tarafa,
Neyim varsa kaldırın rafa,
Ben orada sürem sefa,
İşte artık gidiyorum.

Gidiyorum gülüm kaldı,
Bu dünyadan zulüm kaldı,
Her şey bitti canım kaldı,
İşte artık gidiyorum.

Sevabımla günahımla,
Sevincimle hem ahımla,
Mustafa’yım silahımla,
İşte artık gidiyorum.
28,12,2004

   

ÇANAKKALE ASLANLARI

On dört mart bin dokuz yüz on dört,
Arı burnunda,
İngiliz gavuru beklenmekte,
Mehmet siperde,
Komutanın ateş emrini beklemekte,
Mevzide gözleri parlıyor,
Düşmana sıkacağı ilk kurşunla heyecanlanıyor,
İsabet etmeli mermi düşmana,
Yoksa yıkılırdı mevzi başına,
Tahammül kalmadı, ya sabır çekiyor,
Haykırarak mevziden fırlamak istiyor,
Gözleri çakmak çakmak, göğsünde imanı,
Her haliyle şehit olmak istiyor,
İşte geldi şahadet zamanı.
Elbiseler yıkandı dünden,
Tertemiz bütün beden,
İlahi bir huzur çökmüş içine,
Allah, Allah sedası takılmış diline,
geldi işte o an, komutan ateş dedi,
Allahu ekber sesleri yeri göğü inletti,
Mevziler dardı Mehmet’e, sığmadı oraya,
Attığı her kurşun soktu düşmanı sıraya,
Bayramdı, şenlikti Mehmet’e savaş,
Bedenler mevzideydi, dimdikti eğilmeyen baş.
Düşman zordaydı, öldükçe ölüyordu,
Deniz kıyısı kan gölüne dönüyordu.
Göğüs göğse durmadan vuruşuyor,
Düşmana bir saniye aman vermiyor.
Öndeki arkadaşı şahadet şerbetini içti,
Mehmet durmadı onun yerine geçti.
Bir sevinçle bir şevkle onurunu koruyor,
Bir düşman daha öldürmek için çırpınıyor.
Süngüsünü taktı Mehmet, aslanlar gibi kükredi,
Vatan için Allah için tek kurtuluş zaferdi.
Süngüsüyle biçti düşman boynunu,
Allah dedi şehit oldu, kan doldurdu koynunu.

12.04.2005

BAYRAK

Türküm diyen insan,
Devletini iyi tanı,
Türklük senin şerefindir,
Milletini iyi tanı,

Bayrağı yere atanlar,
Kendini pula satanlar,
Türklüğe caka satanlar,
Milletini iyi tanı,

Bayrağı atıp, yaktılar,
Köpekleri sokağa saldılar,
Polisi zora soktular,
Polisini iyi tanı.

Bayrağa hain bakanlar,
Milletine hançer sokanlar,
her yerde necis kokanlar,
Sen orduyu iyi tanı,

Bayrağı başında taşı,
Kimse sana çıkmaz karşı,
Eğilmez dik duran başı,
Gençliğini iyi tanı.

Bayrak her an açılacak,
Dalgalanıp, selamlanacak,
Bayrağa sahip çıkacak
Mustafa’yı iyi tanı.

11.04.2005


CAN DOKTOR

Hasta olan insan çaresiz kalır,
Derman bulması mutlak gerektir.
Kaçılmaz kaderden hastalık olur,
Hasta doktorunu bulsa gerektir.

İlaç kar etmedi, çaresiz kaldım,
Ağladım, sızladım, saçımı yoldum,
Aradım nihayet doktoru buldum,
Hastaya böyle doktor gerektir.

Doktorun ismi Sedat Demircan,
Yüzü güzel, dili tatlı, muhkem yürekli,
Can içinde can hem de babacan,
Her garibe böyle can gerektir.

İyileşmem için son ümit sensin,
Şifa veren Allah, sen de sebepsin,
Duam seninle olacak bunu bilesin,
Memlekete böyle alim gerektir.

Mustafa sözünü burada bitir,
İçini rahat tut, salavat getir,
Hastalığını ulu hekime götür,
Babalara böyle evlat gerektir.

25,08,2005 ANKARA


KENDİM
İçimde sıkıntı kalmışım darda,
Ne yapsam da kendime gülemiyorum,
Günlerim geçiyor ahu zarda,
Bir türlü kendime gelemiyorum.

Geçiyor günlerim, bir sefer gülemedim,
Hayatın tadını hiç alamadım,
Yar ile beraber hiç kalamadım,
Bir türlü kendime gelemedim.

Her zaman ızdırap her zaman darda,
Her zaman soğuk, her zaman karda,
Ne yazda, ne kışta, ne baharda
Bir türlü kendime gelemedim.

Gençlik geçti bir bahar gibi,
Hayat sona erdi bir mevsim gibi,
Kaybettim kendimi bir rüzgar gibi,
Bir türlü kendime gelemedim.

Hayatta yoruldum, önüme dağlar geçti,
Kötü kader hep beni seçti,
Bir gün güleceğim diye hep kandırdı, kaçtı,
Bir türlü kendime gelemedim.

Kader böyleymiş nerden bilesin,
Göden akan yaşı silemezsin,
Mustafa çok ders aldın görmez misin,
Bir türlü kendime gelemedim.

25,12,2004

KADERİM
Yüce dağ başını ben gezemedim,
İçimden geçeni hiç yazmadım,
Gerçek kaderimi ben bozamadım,
Kaderim, kaderim kırık kaderim.
Sana isyanım var nasıl edeyim,

Dağların başında kış yaman olur,
Sevda yiğidin de düş yaman olur,
Adamın iyisinde iş yaman olur,
Kaderim, kaderim kırık kaderim,
Sana isyanım var bilmem nedeyim.

Kaderim kötüymüş, bilemedim,
Aktı göz yaşlarım silemedim,
Gönlümden geçeni bulamadım
Kaderim, kaderim kırık kaderim,
Sana isyanım var nasıl edeyim.

Yüce dağ başında kar güzel olur,
Yiğidin yanında yar güzel olur,
Asilzadelerde yas gazel olur,
Kaderim, kaderim kırık kaderim,
Sana isyanım var bilmem nedeyim.

Dağların başından kar eksik olmaz,
Yiğidin gönlünden yar eksik olmaz,
İnsanın yaptığı yanına kar kalmaz,
Kaderim, kaderim kırık kaderim,
Sana isyanım var bilmem nedeyim.

Güneş indi nemrut dağı başına,
Mayıl oldum sevgilinin kaşına,
Ömür boyu düştüm sevenin peşine,
Kaderim kaderim kırık kaderim,
Sana isyanım var bilmem nedeyim.

Mustafa dağlara aşık olmuşsun,
Dağlar için sararmışsın, solmuşsun,
Ömründe hep ağlamış, gülmemişsin,
Kaderim kaderim kırık kaderim,
Sana isyanım var bilmem nedeyim.
25,12,2004









ÇOCUKLUĞUM
Doğarken ağlamışım,
Hayata küsülüyüm,
Dertten kurtulmadı başım,
Hayata küsülüyüm.

Çocuk doğarken sevilir,
Ev halkı buna sevinir,
Herkes bununla övünür,
Ben hayata küsülüyüm.

Ben doğmadan biraz önce,
Sancı gelir ince ince,
Herkes sevinir doğunca,
Ben hayata küsülüyüm.

Ben bebekken anam ölmüş,
Hem ağlamış hem de gülmüş,
Doğduğuma çok sevinmiş,
Ben hayata küsülüyüm.

Öksüz kaldım, tek başıma sokakta,
Oynadım durdum toprakta,
Anadan kaldım uzakta,
Ben hayata küsülüyüm.

Herkes sokakta oynarken,
Ben de onlara bakıp ağlarken,
Göz yaşlarımı silerken,
Ben hayata küsülüyüm.

Yetim kalan çocuğa,
Selam verilmez, alınmaz ocağa,
Kimse almaz kucağa,
Ben hayata küsülüyüm.

Çocuk evin neşesi,
Her tarafta çıkar sesi,
Evi doldurur nefesi,
Ben hayata küsülüyüm.

Büyüdüm, günler geçti,
Güçlükler başımı aştı,
Sıkıntılar peşimden koştu,
Ben hayata küsülüyüm.

Çocuk olan büyür bir gün,
Mustafa dikeni acıtır gülün,
Sıkıntılar sürer gider her gün,
Ben hayata küsülüyüm.01,01,2005



KABİR
Kabir ahiret kapısıdır,
Amelsiz gitme oraya,
Kabir insanın son yapısıdır,
Amelsiz gitme oraya.

Karanlığın içindesin mezarda,
Sorgu sual yapılacak orada,
Muhakkak kalırsın darda,
Amelsiz gitme oraya.

Ölümü uzakta sandın,
Dünya malına aldandın,
Bilerek ateşe atladın,
Amelsiz gitme oraya.

Amelsizsen sakın gitme,
Tövbekar olmadan yatma,
Kendini şeytana satma,
Amelsiz gitme oraya.

Ecelin geldikten sonra,
Gideceğin yerdir ora,
Kabir seni sokar zora,
Amelsiz gitme oraya.

Kabir yılanlı bir kuyu,
Ne ekmeği var ne suyu,
Kıyamete kadar uyu ha uyu,
Amelsiz gitme oraya.

Mustafa bunu bilesin,
Bir gün oraya gideceksin,
Orada kesilir sesin,
Amelsiz gitme oraya.

08,12,2004

ÖLÜM


Ölüm dünyanın sonudur,
Dünyaya tapan unutur,
Dünya ahiret umududur,
Ölüm gelir bulur seni.

Ölüm mutlak bir gün gelir,
Her canlı mutlak ölür,
Aklı olan bunu bilir,
Ölüm gelir bulur seni.

Sen dünyaya doymazsın,
Ölenlerden ibrette mi almazsın,
Pişmanlık da mı duymazsın,
Ölüm gelir bulur seni.

Mal makam için koştun,
Nice zorluklara düştün,
Nasıl da ölümden korktun,
Ölüm gelir bulur seni.

Dünya malı için yanma,
Hepsi sana kalır sanma,
Ahireti unutup dünyaya dalma,
Ölüm gelir bulur seni.

Mal mülk fayda vermez sana,
Tek kalırsın yana yana,
Sultan olsan da cihana,
Ölüm gelir bulur seni.

Mal kazandın kucak kucak,
Hepsi dünyada kalacak,
Saklansan da bucak bucak,
Ölüm gelir bulur seni.

Ölünce mal mülk gider,
Ömrün birden olur heder,
Ne evlat kalır ne peder,
Ölüm gelir bulur seni.

Mal makama hiç aldanma,
Sana kalacaktır sanma,
Elden çıkar gider yanma,
Ölüm gelir bulur seni.

Biri maldır, biri candır,
Biri gençlik, biri evlattır,
Hepsi seni aldatandır
Ölüm gelir bulur seni,

Ruh çıkınca mallar gider,
Evlat, dostlar mezara kadar,
Amelin seninle kalır beraber,
Ölüm gelir bulur seni,

Malın mülkün olur heder,
Hepside varislere gider,
Varisler de seni terk eder,
Ölüm gelir bulur seni.

Ölenleri görmedin mi?
Hiç ibret almadın mı?
Bende ölürüm demedin mi?
Ölüm gelir bulur seni.

Ölümden kaçamazsın,
Gücünle karşı koyamazsın,
Kaderini bozamazsın,
Ölüm gelir bulur seni.

Ölüm geldi buldu seni,
Evladın, dostun terk etti,
Ölüm ne sultan tanır, ne seni,
Ölüm gelir bulur seni,

Kalırsın amelinle baş başa,
Derdini anlatamazsın taşa,
Ölüm gelir koşa koşa,
Ölüm gelir bulur seni,

Dünyadan terhis oldun,
Çiçektin zamansız soldun,
Elin boş ise yandın ki yandın,
Ölüm gelir bulur seni,

Mezarlığa hiç gittin mi?
Acıları hiç tattın mı?
Ölümü düşünüp,tanıdın mı?
Ölüm gelir bulur seni,

Gafletten uyanmazsan,
Kötü işlerden usanmazsan,
Ölenden de ibret almazsan,
Ölüm gelir bulur seni,

Bu kadar nasihat yeter,
Şeytana uyarsan suça iter,
Olursun beterden beter,
Ölüm gelir bulur seni.03,12,200

GİDECEKSİN
Can çıkınca malın kalmaz,
Hiç kimse günahın almaz,
Senden başka kimse bilmez,
Sonunu sende bilemezsin.

Ölümden kalmışsın uzak,
Kendine kurmuşsun tuzak,
Ahirete gidemezsin yüzü ak,
İstemesen de gideceksin.

Amelsiz kabre gidersin,
Ahiretini de yok edersin,
Bunu da mı idrak etmezsin,
Yaptıklarınla gideceksin.

Helalse kazancın senin,
Kurtulmuştur dinin,
Doğru yoldur, yolun,
Amelinle gideceksin.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

HAYAT HİKAYEM
Hayat hikayemi anlatacağım
Beni arkasına taktı da gitti
Belki yarı yolda ben kalacağım
Günlerim su gibi aktı da gitti

Ahlat’ta başladım ben bu işlere
Kendimi kaptırdım hayal, düşlere
Hayat bazen benzer garip kuşlara
Beni arkasına taktı da gitti

Kendimi unuttum düştüm yollara
Hatalarım çoktu halden hallere
Geçim için gittim ilden illere
Sıkıntı içine soktu da gitti

Vilayetim olan Bitlis ilinde
Hayatım son buldu geçim yolunda
Meyveyi aradım taze dalında
Elim yetişmedi koptu da gitti

Bitlis’i bırakıp ben Muş’a geçtim
Rızkı orada aradım orayı seçtim
Acı bir kader ki Varto’ya düştüm
Depreme uğradım yıktı da gitti.

Kısmet beni çekti Van’a götürdü
Yedi yedi beni kökten bitirdi
Aklımı zay etti yere yatırdı
Yerden yere vurdu çaktı da gitti.

Çaldıran’a gittim deprem peşimde
Deprem benim ekmeğimde aşımda
Varto,Çaldıran’da halen peşimde
Varımı yoğumu yıktı da gitti

Çaldıran,Kızıltaş hem de Gevaş’ta
Gece gündüz sıkıntıda telaşta
Çok eğildim,çok üzüldüm o yaşta
Bir yılan misali soktu da gitti

İşim düştü Çaldıran’a,Gevaş’a
Deprem soktu beni türlü telaşa
Böyle bir felaket gelmesin başa
Bütün işlerimi yıktı da gitti.

Aynı yıllar idi gittim Erciş’e
Depremle karışık başladım işe
Çok zorladım kendimi çıkayım başa
Başa çıkamadım koptu da gitti

Dolaştım dolaştım Ahlat’a geldim
İşlerin içinde kendimi buldum
İnşaatlar bitti emekli oldum
Güldürmedi beni bıktı da gitti

Mustafa hayatta huzur bulmadın
Hamt olsun Allah’a rezil olmadım
Her şey oldu fakat yerde kalmadın
Yüzüme güldü de baktı da gitti 03.03.2005
 

KENDİME GELEMEDİM
Ciğerlerim hasta oldu,
Kendime gelemedim.
Kuvvet gitti, benzim soldu,
Kendime gelemedim.

Düşmüşüm zalim derde,
Yığıldım kaldım yerde,
Akıl kalmamıştır serde,
Kendimi bulamadım.

Çok çalıştım çabaladım,
Hayattan zevk alamadım,
İlacımı bulamadım,
Kendime gelemedim.

Gece gündüz hep dileğim,
İslam olarak öleyim,
Sonumu bileyim,
Kendime gelemedim.

Mustafa sabır eyle,
Hayatın cilvesi böyle,
Derdini kime söylersen söyle,
Kendimi bilemedim, bilmedim.
01,01,2005

MAL MÜLK
Ölüm bir kaderdir elbet,
Her şey için gerçek ibret,
Ölüm geldi buldu seni,

Mal mülk için kavga ettin,
Hepsini bırakıp gittin,
En sonunda sende bittin,
Ölüm geldi buldu seni,

Mal mülk için hayal kurdun,
Gelene gidene sordun,
Maldan bahis ettin durdun,
Ölüm geldi buldu seni,

Mal seni yoldan çıkardı,
Yerden yere çaldı,
Hepside burada kaldı,
Ölüm geldi buldu seni,

Malı mülkü nerden kazandın,
Yedin içtin hep uzandın,
Hiç ölmeyeceksin sandın,
Ölüm geldi buldu seni,

Mala mülke hiç doymadın,
Gafil oldun uyanmadın,
Ölmeyeceğini sandın,
Ölüm geldi buldu seni,

Mal edindin hesapsız,
Cimrilik ettin kaldı zekatsız,
Şimdi tamamı faydasız,
Ölüm geldi buldu seni,

Zekatın vermezsen eğer,
Sen o mala verme değer,
Hepsi gidermiş meğer,
Ölüm geldi buldu seni,

Zekat üzerinde fakir hakkıdır,
Mal mülkde hayır saklıdır,
Zekatsız malın şerri çoktur,
Ölüm geldi buldu seni,
06,12,2004

KABİR
İnsan ölmeden bilmeli,
Kabir denen o mekanı,
Gidip yerinde görmeli,
Kabir denen o mekanı.

Sen kabri bilmezsin,
Oradan gelecek sesin,
Orayı da göreceksin,
Kabir denen o mekanı.

Kabir insanın son durağı,
Yakın eder çok uzağı,
Üşütür derin toprağı,
Kabir denen o mekanı,

Malların evladın hani,
Azrail alacak canı,
Orayı da iyi tanı,
Kabir denem o mekanı,

Kabre girmeden önce,
Hazırlık yap ince ince,
Unutma gündüz gece,
Kabir denen o mekanı,

İyi tanı, karanlık bir dere,
Uzatınca kuru yere,
Titreyecek her zerre,
Kabir denen o mekanı,

Dünya mümbit bir tarla,
Her taraf kaplı karla,
Ölmeden hele bir hatırla,
Kabir denen o mekanı,

Kolay gelmez dile,
Kazanılan gider yele,
İnsan mutlak bile,
Kabir denen o mekanı,

Kişi ölmeden ölmelidir,
Sorgu sual nedir bilmelidir,
Orayı da dünya kadar sevmelidir,
Kabir denen o mekanı.
Mustafa’nın tarlasıdır,
Güzel mekan orasıdır,
Hatırlamanın sırasıdır,
Kabir denen o mekanı 10,12,2004

HELAL
Dünya malı büyük varlık,
O malı sen kazanmışsan,
Malı olan çekmez darlık,
Helalinden kazanmışsan,

Dünya malsız olmaz,
Hayatın bir tadı kalmaz,
Mal olmadan kolay yaşanmaz,
Helalinden kazanmışsan,

Zekatı verilen mallar,
Kapanır hep haram yollar,
Hal olur müşkül haller,
Helalinden kazanmışsan,

Malı olan rağbet görür,
Günahlara duvar örür,
Hayra hasenata yürür,
Helalinden kazanmışsan,

Kuranda da bildirildi,
Helal kazanç emredildi,
Mal sahibi orada güldü,
Helalinden kazanmışsa,

En büyük varlıktır dünya malları,
Bununla kapanır haram yolları,
Mal ile çözülür müşkül halleri,
Helalinden kazanmışsan.

Helal nedir bileceksin,
Hep bu yolda yürüyeceksin,
Faydasını göreceksin,
Helalinden kazanmışsan.

Ahiret için amel gerek,
Yaşamak için yürek gerek,
Neticeyi bilmek gerek,
Helalinden kazanmışsan.

Dünyada açıktır yollar,
Dünya ahireti beller,
Ahirette açılır güller,
Helalinden kazanmışsan.
28,11,2004



İSLAM
Dünya malı nimettir bilene,
Ölenleri görüp ibret alana,
Haramdan kaçıp helale gelene,
Faydası olmayan bir mal olamaz.

Helalinden kazanırsan malları,
İslam’da çoktur kazanç yolları,
Kapatırsan cümle haram yolları,
Yolları kapatan İslam olamaz.

İslam’da kazançlar hep helal olur,
Kazançlar harcanır ahirete kalır,
Müslüman harcadıkça hep sevap alır,
Sevabı olmayan bir mal olamaz.

Dünya ahiretin mümbit tarlası,
İyi tohum ekenin kalmaz tasası,
Dünyada da, ahirette de rahat kafası,
İslam’da rahatsız kafa olamaz.

Hayatın neşesi İslam’da vardır.
Neşesi olmayanın dünyası dardır,
İslam’dan çıkanın işleri zordur.
Zor diye bir şey İslam’da olamaz.

İslam’ı yazmakla bitiremezsin,
Yoldan çıkanı yola getiremezsin,
Doğruyu her göze gösteremezsin,
İslamsız dünyada bir şey olamaz.

12,11,2004

BOŞ DÜNYA
Üç varlığın var senin,
Biri can çıkınca gider,
Ne beden kalır ne tenin,
Biride mezara kadar.

Biri malın, biri evlat,
Biriside amelindir.
Amelinle mezara yat,
Kara toprak senindir.

Malın ölünce biter,
Kalır yerli yerinde,
Varisler paylaşır,
Hesaplar inceden ince

Bedenin yalnız mezarda,
Kalacaksın mutlak darda,
Amelinle baş başa,
Yardım eden yoktur orada.

Dünya bir imtihan yeri,
Kimi önde kimi geri,
Öbür dünyaya gideceksin,
Bu dünyada kalma geri.

Dünya ahiret için vardır,
Ahireti kazanmak zordur,
Dünya malı yakan kordur,
Ateşinle gideceksin.
17,11,2004





KAÇAMAZSIN
Dünyanın son durağı,
Ahiretin ilk kapısıdır,
Yakın eder ırağı,
Orası insanın son tapusudur.

Mezar denen çukur dere,
Ne kapısı var ne de pencere,
Kendin etsen pare pare,
Sual gelir bulur seni,

Sorgu sual başlar orada,
Kalacaksın sen de darda,
Sorulacak her şey ard arda,
Amelin gelir bulur seni,

Beyaz gömlek giyeceksin,
Pişmanlıkla insafa geleceksin,
Son bir kurtuluş diyeceksin,
Azap gelir bulur seni,

Sevapların günahların,
Dünyada ki bütün varın,
Öleceksin mutlak yarın,
Azrail gelir bulur seni.

Dünyada yaptıkların,
Gece gündüz taptıkların,
Şeytanla ortaklıkların,
Silemeden gelir bulur seni,

Ben dünyaya niye geldim,
Neler ettim, neler bildim,
Neler aldım, neler sattım,
Soran gelir bulur seni,

Ne yaparsan kendine yaptın,
Doğru yoldan saptın,
Kendine yazık ettin,
Ateş gelir bulur seni.

Bir sefer tövbe etmeden,
İbadete hiç gitmeden,
Doğru yolu tutmadan,
Azrail gelir bulur seni.

Mustafa umudun kesme,
Yanlış yere ayak basma,
İsyan edip surat asma,
Doğru gelip bulur seni.


SON PİŞMANLIK
Bu dünyada üç varlığın,
Üçü de senin değildir.
Biri evlat biri canın,
Sonunda bir çukura düşeceksin.

Biri kıymetli malın,
Kabirde ne olacak halin,
Mezarda üstüne salın,
Konduğunda gerçeği göreceksin

Can çıkınca malın kalmaz,
Aklı olan mala kanmaz,
Tek gün imansız kalmaz,
Aldanırsan nara düşeceksin.

Evladın mezara kadar,
Mezar hem derin hem de dar,
Sevdiklerin seni oraya atar,
Sen seninle dertleşeceksin.

Can çıkınca malın gider,
Ne kıymetler olur heder,
Sen hepsinden beter,
Beter duruma düşeceksin.

Bu dünyada üç varlığın,
Üçü de senin darlığın,
Kabirdeki tek zorluğun,
Hesap verirken göreceksin.

Sen mezarda amelinle,
Ne vermişsen elinle,
Güzel söz demişsen dilinle,
Biriktirdiklerinle hesap vereceksin.

Amelinle kaldın yerde,
Mal, mülk, evlat kaldı geride,
Geride kalanların hesabını
Soranlara cevap vereceksin.

Bunlardan sorumlu sensin,
Yanılma bunu bilesin,
Tövbe edip zarardan dönesin,
Orada murada eresin.

Mustafa güzel söyledin,
Ahiret havasını boyladın,
Kabir için ne eyledin,
Neyledinse orda bileceksin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 



 

      E-Posta: sirricinar@sirricinar.com