
|
|
Uluslararası politikalar, iç siyasetten, ekonomik gelişmişlik düzeyinden, askeri ekipman ve güçten, sosyal yapıdan ve ülkenin tanımında kullanılan sıfatlardan yani din, dil gibi özelliklerden bağımsız düşünülemez ve belirlenemez. Bir ülkenin kendini tanımladığı özelliklerin ve kendine yakıştırdığı güç, kuvvet ve kudretin anlam kazandığı yer ise diğer ülkelerin o ülkeyi nasıl algıladıkları ve oturttukları düzey, bölge ve sınıftır. Osmanlı imparatorluğunun son iki yüz yılında yaşadıkları ve karşı karşıya kaldığı yıkılma serüveninden elimizde kalanlarla kurulan yeni bir cumhuriyetin dış ilişkilerini belirleyen temel unsurları oluşturmak için ya elimizdekilerin kıymetini bilmediğimizden ya da yeni güç sahibi olamadığımızdan hep eleştirilen, tatmin olunamayan ve dirayetli dış politikalar geliştiremedik. Biz bu dengeli siyaseti güdüp, acaba ne düşünürler, acaba hangi zayıf noktamızdan vururlar, acaba bizi gelişmiş batı toplumlarına kabul ederler mi diye endişelerimizin, korkularımızın, güvensizliğimizin kurbanı olarak, jeostratejik konumumuzu, bölgesel gücümüzü, genç nüfusumuzu, askeri gücümüzü, geçmişimizi önemsemeden görmezden geldik. Daha yüz yıl önce yönettiğimiz şimdi sınır komşumuz olan ülkeler başta olmak üzere bizi birebir etkileyecek dış gelişmelerde, Kıbrıs’ta, PKK teröründe, Irak’ta, Azerbaycan’da, Balkanlarda ve iç dinamikleri etkileyen dış olaylarda korku temelli siyaseti şiar edindik. Bizim bu köşesine çekilmiş siyasetimize karşın elli yıl önce satın aldıkları topraklar üzerinde devletleşen İsrail koca Arap dünyasını, Türkiye’yi hatta Afrika ülkelerini dize getirme, huzursuzluk çıkarma, tehditler savurma gibi eylemlerinin yanına Filistin’e uyguladığı zulüm politikalarını tavizsiz uygulayabildi. Bütün dünyanın sessiz kaldığı bu eylemleri yapabilme cesaretini bulan İsrail’in arkasındaki güç başta A.B.D. olmak üzere dünyayı yönetmeye talip olan ve bunu başaran ekonomik güç geliyordu. Bu ekonomik güç, dünya finansını yönlendiren kuruluşlar, bankalar, basın-yayın, örgütler, vakıflar iken, silah, ilaç, sağlık, eğitim gibi konularda uluslar arası şirketler gerekli desteği veriyorlardı. Merkezi Filistin’de olan bu devlet bütün dünyaya dağılmış ve uzun kollarıyla her yeri sarmış kocaman bir organizasyon olarak idealize ettiği düşüncelerini adım adım bazen de koşarak uygulamaya koyabiliyor. Bu ladesi Avrupa’sı, Amerika’sı, Arap ülkeleri, Birleşmiş Milletleri, Rusya’sı, İran’ı ve diğer ülkeler bile bile tutuyor ve yine bilerek hep birlikte kazanıyorlar. Bu dayanılmaz gücün karşısında başkaldırı olabilme ihtimalini bile akıllarına getirmeyen dünya, herhangi bir dirence karşı da organize biçimde verecekleri cevabı hazırlamışlar. Bu bazen bombalarla, silahlarla ölüm getirmek, bazen ekonomik krizlerle ölümlerden ölüm seçtirmek, bazen de kimliksiz, şuursuz, korkak, bana neci, ahlak yoksunu toplumlar oluşturmak gibi uygulamalardır. Bu uygulamalarla emin oldukları bir şey vardır ki; O da hiçbir devlet, hiçbir kurum, hiçbir millet karşı koyamaz, cevap veremez ve direnemez şeklindedir. Her ülkeyi o ülkeyi idare edenlerden daha fazla tanıyan, bilen ve yönlendiren bu küresel gücün karşısında konuşmak en fazla “diplomasi” diye tanımlanan dille olur. Kınamalar, protestolar, pışpışlamlar gibi yöntemlerde hep diplomatik dil kullanılır. Bu dili kullananlardan bile intikamlarını acı bir şekilde alırlar. Alınan bu intikamın başında ve sonunda gözyaşı, kan, açlık, sefalet ve ölüm vardır. Bunu bilenler bu bedeli göze alamadıkları için en cesurları o diplomatik dili kullanır. Devlet yöneticileri, köşeleri tutan zevat, büyük sermaye sahipleri ve kapitalizmin kucağında inleyenler bu dengeleri korumak için azami gayreti sarf ederken toplumların büyük kısmı korkuyla karışık isyan etme arzusu taşır. Bu arzunun Davos’da seslendirilmiş olması, sessizliğe gömülmüş ve zavallılaştırılmış toplumlara heyecan verirken karşı tarafta “şok” etkisi yaratmıştır. Bu yeni bir başlangıcın, uyanışın habercisi olabilir ancak bu söylemin altını ekonomik, askeri, bilimsel, sosyal ve iç siyaset dinamikleriyle doldurup, bizim kendimizi bildiğimiz gibi diğer ülkelerin bizi aynı algılamayla değerlendirecekleri duruma gelmemiz şartıyla… Yoksa biraz seviniriz, onlar şok olur ama aynı tas aynı hamam devam edip gider.Sırrı Çınar |
![]() |