|
 |
ALKIŞLAR
Çocuklarımıza ilk öğrettiğimiz eylemlerden biri, ellerini
birbirine vurarak ses çıkarmalarıdır. Yani alkışlamalarıdır.
Duygu, düşüncenin dışa vuruşunda insanların ömürleri boyunca
sıkça başvurdukları bir alışkanlık kazandırılır. Seyredilen
tiyatro, konser, film, siyasi konuşmalar, diğer konuşmalarda
takdir duygularımızı bu alışkanlığımız ile belli ederiz. Takdir
duyguları kabardığı her an başvurduğumuz en kolay eylemdir.
Almanya’ya uçakla giden vatandaşlarımız, uçağı piste indiren
pilotu alkışlarlar. Herhangi bir yerde yapılan konuşmada,
konuşmacı ses tonunu yükselttiği her cümleden sonra mutlaka
alkış alır. Sözlerin ne ifade ettiği, alkışlayanlara önemli
mesajlar verip-vermediği önemli değil. Ses tonu, el-kol
hareketleri alkış almaya yeter. Zaten alkışlamaya hazır kitle en
kolay tepkiyi mutlaka verecek. Kabulün, takdir edilişin onayını
alan konuşmacı, gönül rahatlığıyla söylediklerinin tamamının
doğru olduğu kanaatiyle konuştuklarını uygulamaya geçirir. Ne
kadar çok alkış alınıyorsa, yapılan iş, konuşma o kadar güzel,
iyi, doğru kabul edilir. Alkış almayan bir gösteri, konuşma,
faaliyet de yok gibidir. İnsanların en cömertçe verdikleri
sadece alkışlarıdır. Cömertçe alkışları alanların en zahmetsizce
sahiplendikleri krediyi, alkışlayanların aleyhine kullandıkları
ortadadır. Siyasiler, sanatçılar, konferansçılar aldıkları bu
krediyle toplum üstü olduklarına inanır. Farklı olduklarına, çok
güzel eylemlerde bulunduklarına, çok becerikli olduklarına
kanaat getirir. Alkışı düşünmeden verenler, eleştirmekte aynı
aceleciliği gösterir. Bir yerlere çıkardıklarının karşısında
zayıf duruma düştüklerini gördüklerinde, eleştirmek, yok saymak
gibi eylemlere girmekte gecikmezler. Eğer alkış alan her
faaliyet aldığı alkış oranında devamlılık gösterseydi, şu anda
hiç bir problemimiz olmayacaktı.
Son yıllarda alkışlar protesto eylemlerinde kullanılmaya
başlandı. Bebeklikten kalan bu alışkanlık, protestoda da
sığınılacak en kolay eylem olmakta. Sendikacılar, işçiler,
memurlar, öğrenciler hak arama ve ret duygularını dile getirmede
ellerini birbirine vurarak çıkardıkları sesin arkasına
sığınmakta. Sanki, daha önce verdikleri alkış kredisini geri
almaya çalışıyorlar. Ama, alkışın verdiği o anlatılmaz kabul
duygusunun yerini, protesto alkışları alamamakta. Protesto
alkışları rahatsızlık vermemekte. Kulakların alıştığı o çarpıcı
ses protesto için çıkarılsa da çarpıcılığını kaybetmiyor.
Alkışı alanların ilk fırsatta başkalarına verdiği bu hoş ses bir
Türk’ün hayatında en sık yaptığı davranış.
Parçamız alkışlar Dünyanın hiç bir yerinde olmayan “ölüm”
sırasında, cenaze törenlerinde de kullanılmaya başlandı. Cenaze
törenlerinde, törene katılanlar birlikte alkış tutuyorlar. Neyi,
kimi alkışladıkları belli değil. Kabul ve takdirlerini mi, ölümü
protesto duygularını mı ifade ediyorlar hiç belli değil. Hangi
gelenekte, hangi kültürde, hangi dinde cenazenin alkışlanacağını
biri çıkıp açıklasa diyorum. Öleni alkışlıyorlarsa, “iyiki
öldün, ölümün çok iyi oldu” diyorlarsa , komik bir davranış.
Ölümü protesto için alkışlıyorlarsa hadlerine değil. Neyi, ne
zaman kullanacağını bilmeyen kitleler, her gün bir yerlerde
ellerini birbirine vurarak ses çıkarıyorlar. Arkasına sığınarak
mutlu oldukları o kolay hareket. Üzerime düşeni yaptım
kolaycılığının yaşandığı basitlik. Dalkavukluğun en önemli
sembolünü kullanan, dalkavuklar sürüsü. Nefsinin kölesi olmuş
alkış dilencileri. İşin özüne bakmadan duydukları sesin
karşısında eğilen zavallılar.
Şartlı refleksimiz alkışlarımızda biraz dikkatli davranırsak,
basit “şak-şakçı” olmayız. Sözlerle ifade edemediğimiz güzel,
büyük duygularımızın ifadesinde yerinde ve zamanında
kullandığımız zaman amacına ulaşacak alkışlarımızı pervazsızca
kullananları “alkışlıyorum”
Sırrı Çınar |
 |